Bilginin İslamileştirilmesi / İsmail Raci Faruki

Aynı İsimli Kitaptan İslamiYorum tarafından Özetlenmiştir

Toplumun ıslahı, zulüm odakları tarafından yaratılan fesadın bertaraf edilmesi için İslam dünyasından yükselen birçok öneri bulunmaktadır. İslam dışı, özellikle de Batı kaynaklı dünya görüşü önerilerinin tüm dünyayı sardığı dönemden beri bu önerilerin önemi daha da artmıştır. Batı’nın yarattığı toplumsal deformasyonlara karşı olmayı da içine alan, Müslümanların önerilerinin çoğunluğunda siyaset, devlet, hâkimiyet gibi konuların daha öncelikli olduğu görülmektedir. Bu önerilerden hiçbirinin, eğitim, kültür, iman, salih amel, güçlü bireylerin inşası gibi asli konuları atladıkları, tepeden inme bir yöntemle toplumun değişeceğini düşündükleri tabii ki söylenemez. Ancak siyaset, hâkimiyet gibi konuların merkezi olmasından hareket eden yaklaşım, atlanmayan bu asli konulara da sirayet edip şekil vermektedir.

İsmail Raci Faruki’nin “Bilginin İslamileştirilmesi” diye isimlendirilebilecek önerisi bu bakımdan dikkat çekicidir. O, bu önerisinde toplumun dönüştürülmesinin, Batı’nın her türlü emperyalizmine karşı koymanın, zulmün ilga edilip insani ortamların temin edilmesinin eğitim yoluyla başarılabileceğini söylüyor. Ve bunu, acilen uygulamaya konulması gereken bir çare olarak öneriyor. Bu eğitimin, örgün eğitim mantığı ve yöntemi ile mevcut bütün imkânlardan istifade edilerek yapılması gerektiğini belirtiyor.

Ne önerdiği ve bunun nasıl uygulanacağı ile ilgili ne düşündüğü takip eden sayfalarda mevcut. Bizce bu öneri dikkate alınması gereken önemli bir öneridir. Siyasetle ilişkilendirilmesi, ne kadar mümkün olup olmadığı gibi yönlerden eleştiriler getirilebilir ancak İslam dünyasının mevcut, hatta gelecek sorunlarının çözümünde eğitimin merkeze alınması son derece önemlidir. Zira toplum, yöneticilerinin değişmesi ile değil bireylerinin değişmesi ile değişebilir. Bu değişimi de yönetici sınıf ve yönetim gücü değil iyi bir eğitim anlayışı ve bunun uygulanması başarabilir.

Müslüman camiaların, bireylere İslami bilinç kazandırma çabalarının takdir edilmesi gereken birçok yönü var. Fakat bu çabalar hem Müslüman toplumun tamamına ulaşamıyor, hem de resmi örgün eğitim ile çatışmaktan kurtulamıyor. Diğer yandan okullardaki bilimsel derslerin konuları, dikkate değer konular olarak görülmediği ya da buna zaman olmadığı için bunlar, eğitim programlarında yer almıyor. Batılı değerlerin hâkim olduğu disiplinlere karşı tavır sorunu birçok sebepten dolayı sürüp gidiyor. Beşeri ilimlerin mevcut durumlarının Batı tarafından geliştirilmiş olması ve Batı değerlerinin bunlar üzerindeki egemenliği Müslümanların bu ilimlere karşı bir tavır ortaya koymakta farklı problemler yaşamasına neden oluyor. Batılı bilimleri değerleriyle birlikte alıp kullanmanın ya da dayandığı değerler nedeniyle bütününü reddetmenin problemli olduğu malum, ama onu değerlerinden arındırarak alıp kullanmanın problemsiz olduğunu söylemek de zor. Konunun daha temelli ve kuşatıcı çözümlere ihtiyacı var. İslam dünyasında gençlerin büyük bir çoğunluğu cemaatlerden ve ailelerinden gelen İslami bilgi/eğitim ile resmi eğitim arasında kalmış durumda. Halen de Batı değerlerini yansıtan resmi eğitim daha zengin bir donanıma sahip. Gönülleri İslam’dan yana olanlar bile Batılı eğitime karşı inandıklarını haykırmak biryana savunmakta bile acziyet yaşamaktalar.

Okul müfredatları gençleri yıllarca meşgul ediyor, ama ortaya kimlik ve kişilikleri karışık bir gruptan başka bir şey çıkmıyor. Bu sadece İslam’ın doğru ve gerektiği gibi öğretilememesinden de kaynaklanmıyor. “Bilinçli” Müslümanların bile özellikle sosyal bilimler alanında Batılı anlayış ve kavramların etkisi altında kaldıklarına, bunlara alternatif geliştiremediklerine, kullandıkları kavramlara inançları doğrultusunda gerekli müdahaleleri yapamadıklarına dair birçok örnek verilebilir. Bu müfredatların bütünüyle reddedilmesi hiçbir problemi çözmediği gibi modern dünya karşısında Müslüman gençleri daha da zayıf düşürüyor. İslam dünyasındaki eğitim kurumlarında görülen problemlere karşı bulunabilecek temelli ve köklü çareler ümmetin sorunlarının çözümünde ciddi mesafelerin kat edilmesini sağlayabilir. İsmail Raci Faruki’nin önerisi bu bakımdan dikkate değer.

Faruki, bu önerisini Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü ve İslamabad’daki İslam Üniversitesi’nin Ocak 1982’de Pakistan’da düzenlediği bir seminerde gündeme getirmiştir. Enstitü mütevelli heyeti başkanı ve müdürü Faruki’nin, bir proje şekline dönüştürdüğü ve seminerde sunduğu, “Islamisation of Knowledge-General Principles and Workplan” adıyla kitap halinde de basılan önerisi, Risale Basın Yayın tarafından 1985 yılında “Bilginin İslamileştirilmesi, Genel İlkeler ve Çalışma Planı” adı altında Türkçeye de tercüme edilmiş ve basılmıştır.

Önerisinde İsmail Raci Faruki, Şunları söylüyor:

  1. Sorun
  2. Ümmetin Bunalımı

Müslümanlar yenildi, kitleler halinde kıyıldı, toprak ve servetleri, hayat ve umutları çalındı. Aldatıldılar, sömürgeleştirildiler. Zorla veya rüşvetle başka dinleri kabullendiler, Batılılaştırıldılar. Her yerde ve her anlamda saldırıya uğrayan Müslümanlar sayısız iftiraya da maruz kalmıştır. Onlar, saldırgan, yıkıcı, kanun tanımaz, medenileşmemiş, tutucu, köhne ve çağ dışı bir mahlûk olarak gösterilmiş; dünyanın gözünden düşürülmüştür. İslam âlemi, iç bölünme, kendini tahrip etme, savaş ve dünya barışını tehdit etme, aşırı zenginlik ve aşırı fakirlik, açlık, kolera gibi niteliklerle tanıtılmıştır. Üzerinde oturdukları toprakların genişliği, zenginliği ve jeopolitik önem, nüfuslarının bir milyarı geçmesi, dinleri olan “İslam’ın bütüncül, yararlı, yaygın ve gerçekçi oluşu Müslümanların yenilgi, aşağılanma ve yanlış tanıtılmalarını daha da tahammül edilmez hale getirmektedir.”

  1. Bunalımın Belli Başlı Etkileri
  2. Siyasi Yönden: Ümmetin içine birçok yönden tefrik unsurları yerleştirilmiştir. Bölge, çoğu yapay sınırlarla ayrılmış, ülkeler arasına anlaşmaları mümkün olmayan ihtilaflar sokulmuştur. Ülke içinde de ihtilaf kaynağı olabilecek farklar körüklenip ayrışma ve çatışma sebebi haline getirilmiş, halkın bir kısmı Hıristiyan olmaya zorlanmış, gayri Müslimlerin kendilerini Müslümanlarla çatışmaya itecek bir kimliğe sahip olmaları temin edilmiştir. Kendi içlerinde ve komşu bir başka ülke ile birlik oluşturmaları çeşitli desiselerle engellenmiş, ufukları kapatılmıştır. Halkın iradesinin her yönden önüne geçilmiş ülkelerin çoğunun idaresi askerin eline verilmiş veya askeri vesayete mahkûm edilmiştir.
  3. Ekonomik Yönden: “Ümmet gelişmemiş ve geri kalmış durumdadır.” Okuma-yazma oranı oldukça düşüktür. İmalat ve üretim ihtiyacın altında olduğu için sömürgecilerden ithalatçı durumundadır. Gıda, giyecek ve enerji bakımından kendine yeten İslam ülkesi yoktur. Sömürgeci güçlerin ambargosu durumunda açlık tehlikesi söz konusudur. Yerel üretimin rekabet şansı bulunmamakta, Müslüman ülkeler sömürgeci güçlerin sanayisini ithal etmekte; bu sefer de üretim için onların hammaddesine mahkûm olmaktadır. Bu üretim, yerel doğal ihtiyaçları değil sömürgeci reklamlarla ihtiyaç hissettirilen ürünleri üretmektedir. Müslüman ülkelerin en başarılı olacakları alan tarımsal üretimdir. Ancak burada da üretim maliyetleri toprak ağalarının tutumları, yüksek vergiler emeğin, ithal malın pazarı durumundaki şehirlere göçmesine neden olmaktadır. Allah’ın bir bağışı olan petrol de dertlere derman olmamaktadır. Petrol çıkaran ülkelerin nüfus yoğunluğu genellikle azdır. Petrol gelirleri ırkçı yönetimlerin elindedir ve onlar da elde ettikleri geliri, iç kavgalarla güvenlik zafiyeti gösteren Müslüman ülkelere değil daha güvenilir buldukları Batı’ya aktarmaktadırlar. Zirai ve sanayi üretimi için sermayesizlikten kıvranırken servet sömürgeci bölgelere akmaktadır.
  4. Dini-Kültürel Yönden: Geri kalmışlık batıl inançların yayılmasına da yol açmıştır. Bu tür inanışlar, mutluluğu kör inanışta aramaya, yüzeysellik ve kaba softalığa, ruhunu teslim etmeye yöneltmiştir. Bunlar zaaf noktalarını oluşturmakta, modern dünyanın saldırıları karşısında paniğe neden olmaktadır. Islahat bu zihinlerde Batılılaşmayla örtüşmektedir. Batılılaşma eğilimli Müslüman önderler bunun zararların kestiremediler. Cehaletleri, Batılı anlayıştaki Tanrı, insan ve varlıkla ilgili Batı ideolojisinin toplumlarına ve eğitimlerine nasıl sinsice sızdığını fark etmelerini engelledi. Sömürgecilerin kültürel saldırılarıyla Müslümanların dinlerine, inançlarına ve geçmişlerine güvenleri sarsıldı. Onların manevi güçten mahrum edilmesi daha kolay köleleştirilmelerine imkân tanıdı. Müslümanların günlük hayatından, basın yayınların ve medyalarından, davranışlarından, şehir yapılarına kadar birçok şeyleri kolayca Batılı biçimlere büründü. Kesimler arasındaki uçurumlar arttı. “Müslüman kendini Batılılaştırdığı oranda berbatlaştırdı. Kendini ne İslami ne de Batılı sayılabilecek çağdaş bir kültür garibesine dönüştürdü.”
  5. Bunalımı Besleyen Damar

“Ümmetin bunalımının kaynağı ve güç merkezi hiç kuşkusuz mevcut eğitim sitemidir… İslam’dan, onun kültür birikimi ve üslubundan uzaklaşmanın gerçekleştiği ve sürdürüldüğü yerler okullar ve fakültelerdir.” Mevcut eğitim sitemi ile Müslüman gençlik, yorulup yıkılmakta, geçmişiyle irtibatını koparıp tabii merakları yok edilmekte, İslam’a duyduğu ilgi, bilincine şırınga edilenlerle bulandırılmaktadır.

  1. İslam Âleminde Eğitimin Bugünkü Durumu: Yeni kurulan okullar İslamlaştırma adına gayri İslami propaganda hususunda cüretkâr davranmakta, Müslüman gençlerin büyük çoğunluğunu etkileyip zehirlemektedir. İslami eğitim devletin mali desteğinden mahrum, özel çabalarla sürmektedir. Resmi destekler çağdaşlık ve ilericiliğe öncelik vermektedir. Okullar içindeki İslam’la ilgili dersler zayıf ve yetersizdir. İslami bölüm ders programı tutuculuk, çıkarcılık ve realiteden mahrumiyet etkisi altındadır, mezunlarının diğer okul mezunlarıyla rekabet etme özelliği yoktur. Modern okulların önü açık, imkânları geniş iken klasik okulların geleceği yoktur. Müslüman hükümetler, üniversite yönetimleri, gençliğin yıkılan moralleri ve İslam’dan sürekli uzaklaştırılmalarıyla ilgili tedbir almamaktadır. Batılı eğitim sistemine doğru yarış devam etmekte, İslami eğitimin gelişimi ve modernleşmesi için adım atılmamaktadır.
  2. Görüşsüzlük: “Elde edilen sonuç Batı modeli değil, onun bir karikatürüdür.” Batı eğitim modeli de kendi içinde bir düşünceye dayanmaktadır. Binalar, dersler, konferanslar taklit edilebilir ama “temel görüşün tabiatı taklide müsait değildir.” Bunun için de Batı’daki yaratıcılık burada tezahür etmemektedir. İslam âlemindeki düşük standart sorunu, bu temel görüş yoksunluğunun doğal sonucudur. “Bilgi peşinde koşma ruhsuz mümkün değildir.” Ruh, din, dünya ve hakikat görüşüyle yani dinle yansıtılan bir şeydir. Batı’ya gidip eğitim alanlar, sınırlı ve ekonomik hedeflere sahip olduğu, Batı’nın değerlerini de tam olarak özümseyemediği için kendi ülkesine döndüğünde edindiği makam ve maaşla yetinmekten başka ne zamanı, ne enerjisi ne de arzusu bulunmaktadır. İslam âleminde öğretilen konular Batı’dakilerin kopyası ama Batı düşüncesinden de yoksun olduğu için hem mezunları modernleştirmekte, hem İslam’dan uzaklaştırmakta, hem de hiçbir şey bilmedikleri halde bilgiç davranmalarına neden olmaktadır. Batılı disiplinlerde mükemmelleşme ihtimali yoktur. Çünkü bunun için o alandaki bilginin bütünselliğini kavramak ve bunun için de bir davaya sahip olmak, başkalarını geçme arzusuyla yanıp tutuşmak gerekir. “İslam âlemindeki üniversite öğrencisi, ders kitabı ve sınıfta kendisine sunulan yabancı ideolojiler karşısında, tank ve makineli tüfeği kılıç-kalkanla cevaplayan bir asker kadar çaresizdir. İslam âleminin hiçbir tarafında İslami görüş, Batı’daki orta dereceli okullarda Batı geleneğinin öğretildiği ısrar, evrensellik, ciddiyet ve bağlılıkla her düzeydeki öğrencilere okutulmamaktadır.”
  3. GÖREV

“Hicretin 15. yüzyılında ümmetin karşı karşıya bulunduğu en ciddi görev eğitim sorununu çözmektir. Eğitim sistemi ters-yüz edilip hataları düzeltilmedikçe ümmetin gerçekten ihyası için umutlanmamalıdır. Yapılması gereken, sistemin yeni baştan biçimlendirilmesidir. Müslümanların eğitilmesindeki mevcut ikiliğe, sistemin İslami ve Batılı eğitim olarak iki değişik tarzda düzenlenmesine kesinlikle bir son verilmelidir. İki tarz birleştirilip kaynaştırılmalıdır; ortaya çıkan yeni sisteme İslami anlayış egemen olmalı ve o ideolojik programının ayrılmaz bir parçası olarak çalışmalıdır. Ne Batı’nın körü körüne taklidi olarak kalmasına müsaade edilmeli, ne de kendi başına bırakılmalıdır… Eğitim sisteminin bir görevi bulunmalıdır; bu görev de İslami temel görüşü yerleştirmek ve onu zaman-mekân planında gerçekleştirmekten başka bir şey olamaz.” Bunun için bütçeden gerektiği kadar miktarın ayrılması ve bunun doğru kullanılması, öğretmenlerin ihmal edilmemesi gereği unutulmamalıdır.

  1. İki Eğitim Sistemini Birleştirme

“İlk ve orta dereceli medreselerle üniversite düzeyindeki külliye ve camialardan meydana gelen İslami eğitim sistemi, orta ve yüksek dereceli Batılı okul sistemi ile birleştirilmelidir.” Bu birleştirme her ikisinin (klasik ve modernin) iyi yönlerini alıp kötü yönlerini terk etmek, devletin mali kaynakları ile İslami görüşü bir araya getirmek, köhnemiş kitaplarla tecrübesiz kadronun, Batı’nın taklit edilmesini bertaraf etmek için bir fırsattır. Hükümetler bu kurumlar üzerinde katı denetimler uygulamak yerine, eğitim kurumlarına ayırmaları gereken yeterli miktarı onların tasarrufuna sunma inceliğini göstermelidir. Bu eğitim kurumlarının kendi giderleri için edinecekleri vakıf gibi kaynaklara engel olunmamalıdır. Çocuklarını geleceğin aydınlığı için imkân olarak görmesi gereken veliler de elinden geleni yapmalıdır. Gençlerine gerekli önemi vermeyen ümmetlerin geleceğinden hayır gelmez. Eğitimcilerin ne öğretecekleri nelerle ilgilenecekleri de siyasi iktidarların baskısı altında olmamalıdır.

  1. İslami Görüşü Aşılama

Müslüman gençlerin İslam dışı eğitimcilerin ve eğitim anlayışının eline terk edilmesine son verilmelidir. “Her Müslüman genç din, ahlak, hukuk, tarih ve İslam kültürü konularında eğitim görmelidir.” Küçük yaşlarda babadan ve çevreden edinilen İslami bilgi doğru olsa bile muhakeme kabiliyetinin gelişmediği dönemde alınmıştır. Bu bilgi üniversite çağında bilimsel iddialara dayalı, objektif görünümlü Batılı bilgi ve medya bombardımanı karşısında tutunamamaktadır. “Bir kültür bilgici, ne İslam’ı ne de Batı’yı bilen bir tip, o an gönlünü okşayan sözler sarf eden herkesin peşinden gitmeye hazır bir zavallı haline gelmesine şaşmamak gerekir.”

  1. Zorunlu İslam Medeniyeti Dersi: “Üniversite düzeyindeki bu İslam’dan uzaklaştırmanın tek panzehiri dört yıllık zorunlu İslam Medeniyeti dersidir.” Gayri Müslimlere de içinde bulundukları toplumun dayandığı temelleri ve mahiyetini tanımak için bu ders zorunlu olmalıdır. “İslam kültürünü almayan, toplumu ile bütünleşmeyen tek kişi bile kalmamalıdır.” Bu ders istilacı anlayışa karşı koymaya, görüşe görüşle karşı çıkmaya, objektif delile objektif delille karşı koymaya imkân tanıyacaktır. İslam medeniyetinin mantığını, ümmetin nereye gitmek istediği/gitmesi gerektiğini kavramak, gururla başkalarını da buraya davet etme bilinci kazandıracaktır. Müslüman’ın kendi geçmişini ve tarihe nasıl kök saldığını bilmeden, bunları sağlayan değerlerin tezahürlerine duygularıyla da bakıp nüfuz etmeden başka medeniyetler karşısında var olamaz. Çağımızda medeniyetlerin birbirine müdahalesinin gelişen iletişim imkânlarıyla daha da değiştiğini göz önünde bulundurursak, medeniyeti anlamak ve onu içselleştirmenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Medeniyetin idraki onun sadece bir ders olarak işlenmesinden ibaret olamaz. Derinlikli konuları tedris etmek için daha çok ilahiyatlarda âlimler yetiştirilebilir. Ama öncelikli husus bilincin ümmete yaygınlaştırılmasıdır. “Herkes hastalığa karşı aşılanmadıkça ümmeti korumak mümkün değildir.” İslam nasıl hayatın bir alanına, bir mekâna hapsedilemezse bir okula, bir bölüme de hapsedilemez. O halde dört yıl boyunca değişik aşamalarla işlenecek dersin amacı bütün bölümlerdeki öğrencilerin İslami olarak belli bir bilinç seviyesine ulaştırılmasıdır.
  2. Modern Bilginin İslamileştirilmesi: Sadece İslam’ın ve İslam medeniyetini öğretilmesi ile hedefe ulaşılamaz. Beşeri ilimlerin de eğitim programı içine alınması gerekir. Müslümanlar gerileme döneminden önce beşeri bilimlerde, kendi dünya görüşlerini bu bilimlere egemen kılarak başarılı adımlar attılar. Bugün hemen her disiplinin tartışmasız önderi Batılılardır. Müslümanlar da bu bilimleri Batılı değerlerin hâkimiyetinde Batılılardan öğrenmektedir. Böylece de Batılılaştırılmaktalar. Bu durum değişmelidir. Müslümanların modern disiplinleri tam olarak öğrenmesi, anlaması ve disiplinlerin sunduklarına tam olarak hâkim olması gerekir. Bu hâkimiyet sağlanmadan bunların İslami değerler çerçevesinde düzenlenmesi, ayıklanması, reform edilmesi, zararlı ve yararlı yönlerinin tespit edilmesi mümkün olmaz. Modern bilimler gereklidir, eğitimi de şarttır ancak İslam’ı ve modern bilimleri çok iyi bilerek aralarındaki irtibatın doğru sağlanması gerekir. Daha önce ıslahatçıların hatası, Batılı bilginin İslam’la çelişkisinden gafil olarak Batı’nın bilgisini ve gücünü elde etmekti. Modern bilim ve bilginin İslam’la irtibatını sağlamak için yetkin kadroların, programlı korkusuz ve fedakârca çalışması gerekir. Bu, bugün yapılacak en önemli iştir. Diğer dünya görüşleri dünyada uzun vadeli eğitim programları sayesinde hayat buldular. İslam da eğitimden bağımsız olarak hayat bulamaz. Disiplinlerin Batılı ve batıl beşeri değerlerle değil insani ve İslami değerlerin hâkimiyetinde yeniden düzenlenmesine ihtiyaç vardır.

III. USUL

  1. Geleneksel Usulün Aksaklıkları

Hicri 6. ve 7. yüzyıllarda İslam dünyası doğudan Tatar, batıdan Haçlı saldırılarına uğradı. Bu saldırıların en önemli sonucu, Müslümanların kendilerine güven duygularını yitirerek İslam’ı savunmak adına kendilerini yeniliklere kapatmasıydı. İslam’ı savunmak, selefin yorumlarını nihai din yorumu olarak almak, bütün yenilikleri din dışı ilan etmek haline geldi. İçtihat kapısı kapandı. Bu durum yakın dönemdeki uyanma hareketlerine kadar değişmeden devam etti. Osmanlının Avrupa’dan sürülmesinden sonra ümmet, Anadolu ve Arabistan bölgesine sıkıştı, dağıldı. Bu yenilgiye karşı birçok Müslüman ülkede Batılılaşma bir çare olarak düşünüldü. Bunun katı uygulandığı yerler belli bir toplumsal tabakayı dönüştürmekten öteye gidemedi. Daha yumuşak geçişin uygulanmaya çalışıldığı ülkelerde ise ne İslamlaşma ne de Batılılaşmada başarı sağlanamadı, biri Batılı diğeri klasik iki sistemin birbirini yiyip durduğu bir durum oluştu.

  1. Fıkıh ve Fakih: İctihad Ve Müctehid: Fıkıh teriminin Kur’an’daki “tefakkuh” teriminin anlamı daraltılarak mezheple ilgili kullanılışı bile Müslümanların konuyla ilgili zihinsel problemini göstermektedir. Oysa “ilk fakihler “usul-ü fıkh”ı İslam hukukunun genel ilkeleri değil, İslam’ın hayat ve realiteyi kavramasının da ilkeleri olarak anlıyorlardı.” Geleneksel sistem içinden Abduh ve Afgani gibi tecdid çabaları çıktı. İçtihat kapılarının yeniden açılma çabası olumlu bir gelişme idi, ancak bunun iki önemli sorunu vardı: Birincisi; “müctehid olmanın geleneksel şartları aynı kaldı; bu da içtihadı geleneksel medrese mezunlarının, yani ona ihtiyaç duymayanların eline bıraktı.” İkincisi de ictihadın teknik anlamda fıkhi/hukuki kalıplara hapsedilmesiydi. İçtihat faaliyeti fetva müessesesi gibi tasavvur edilmekteydi. Bu da hiçbir sorunu çözmüyordu. “Durum geleneksel müctehidlerin tasavvur edemediği yeni bir yöntem, İslami bilgi kaynakları veya usulü ile ilgili anlayışımızın yeniden düzenlenmesini gerektirmekteydi.”
  2. Vahyin Akla Muhalefeti: “Ümmetin fikri gelişme tarihinin en hazin yönü vahy ile aklın birbirine yabancılaşmasıdır.” Yunan mantığının bir savunma dili olarak kabulü, Helenik ikilemci zihniyetin İslam’a girişi bu ayırıma neden olmuştur. Oysa akıl ve vahy birbirinden ayrılamaz. Aklın reddi, akıl dışı absürdün yayılmasına zemin hazırlar. “İslam’ın çağrısı akliden ve eleştirmeden yanadır… Aklı kullanmadan vahyin gerçekleri takdir edilemez… Vahyin iddiaları öteki iddialardan, hatta saçmalardan kolay ayırt edilemez. Vahyin kabulü akla dayanmıyorsa özneldir, keyfidir, kaprislidir.” İlhamı vurgulamak için aklın feda edilmesi inanç bozukluklarına yol açmıştır.
  3. Düşüncenin Eylemden Ayrılması: İslam tarihin ilk döneminde lider-düşünür ayırımı yoktu. Âlimler hayatın her alanına İslam’ın nasıl nüfuz edeceğini dikkate aldığından dini-dünyevi her konuda donanımlı idiler. Aynı zamanda birbirlerini tamamlamaya özen gösteriyor, zayıflığa, mahrumiyete rıza göstermiyorlardı. Ümmetin sorunları üzerinde ciddiyetle durulmuş, gelişmiş kafaların yetişmesine ortam hazırlanmıştı. Düşünce ve eylem arasındaki birlik parçalandıktan sonra siyaset ilimden, liderlik düşüncenin kontrolünden mahrum kaldı. Parçalanan alanların önderleri kendi ideallerine sarılıp diğerlerini dışladı. Din ve ilim siyaset sahnesinden koptu. Ruhbanlık yayıldı, sultanlar hiçbir karşı koymayla karşılaşmadan hüküm sürdü. Kişisel değerlerle kamu değerleri arasındaki denge bozuldu.
  4. Kültürel ve Dini İkilik: Sırat-ı Müstakim birleştirici bir yoldur. Düşünce ve eylemin birbirinden ayrılması yolun ikiye bölünmesine neden oldu; biri dünyevi diğeri Allah’ın yolu. Dünyevi yol kötülüklerin kaynağı ve hüküm sürdüğü alan olarak algılandığı için, adalet duygusunun gelişimine katkısı olmayan, zalimlere ses çıkarmayan ruhbanlık hayat bulup yayıldı. Dini olan böyle bozulduğu gibi dünyevi yol da çıkarcılık ve ihtiraslar altında istikamet bulamadı, her ikisi de ifsat oldu. Sömürgecilerin bir direnişle karşılaşmamalarının asıl sebebi bunlardır.
  5. İslami Usullerin Temel İlkeleri

Eğitimde ve hayatta ikiliğin kaldırılması için bilginin İslamileştirilmesi gerekir. Bu hamlenin doğru bir istikamet üzere yürümesi için dayanması gereken esaslar vardır:

  1. Allah’ın Birliği

Tevhid İslam’ın temelini oluşturur. Allah her şeyi kuşattığı gibi bilgiyi de kuşatandır. Her türlü bilginin illiyet sebebi O’na dayanır. İslam, bilginin bu bağdan uzaklaştırılması durumunda üretilenin boş ve faydasız olduğunu söyler.

  1. Hilkatin Birliği
  2. Kozmik Düzen: Varlığı, öz, vasıf, ilişki, olay ve sebep-sonuç ilişkisi olarak kavramımızı sağlayan kozmik düzendir. Bu düzen, Allah’ın belli sünnetler çerçevesinde yarattığı bir sistemdir. İnsan bu sünnetleri keşfederek varlığı ve ilişkileri kavrar, keşfettikçe de determinizmin olmadığını görür. Yaratıcının bir ve yegâne oluşu varlığın her bir parçasında görülür.
  3. Hilkat: Allah varlığı bir nizam içinde, varlıkları bir amaca sahip olarak yaratmıştır. Bu amaç nihai olmayıp Allah’ta son bulan başka amaçlarla irtibatlıdır. Hilkatin sahip olduğu amaçlar birbiriyle amaç-araç ilişkisi içindedir. Bütün varlık organik bir bütünlük oluşturur. Bu da insanın önüne keşfedilmesi gereken bir alan çıkarmaktadır. Varlığın organik ilişkisini anlamak bütün olayların Allah tarafından imtihan için planlanmış olmasını idrak etmektir. Bütün varlık ve yeryüzü sınavın gereğince insanın hizmetine sunulmuştur.
  4. Mahlûkatın İnsana Boyun Eğmesi: “Mahlûkatla insani kullanım arasında tabii bir ahenk vardır. Hilkat insanın ihtiyaçlarını onun içine koymuş, mahlûkatı da bu ihtiyaçları karşılayacak biçimde düzenlemiştir. Tabiat bütünüyle insanın etkisine, girişimiyle değişmeye, istediği biçime girmeye açıktır.” İsterse onu imar eder isterse tahrip eder. İnsan sonuçlara ulaşmak için sebeplere sarılmazsa başarıya ulaşamaz.
  5. Hakikatin Birliği ve Bilginin Birliği

Hakikatin birliği Allah’ın birliğine dayanır. Vahiyle bildirilen hakikatten farklı olamaz. “Akıl, hakikat ve gerçekliğin vahyi olgularla böylece mantıklı eşitlenmesi epistemolojinin şu ana kadar tanıdığı en nazik konudur.” Bu eşitleme üç ilke üzerine oturur. “Birincisi, hakikatin bir oluşu esasına ters düşen hiçbir iddianın vahy hamına yapılamayacağına işarettir. İkincisi, hakikatin bir oluşu akılla vahy arasındaki çelişki, fark veya değişikliğin nihai olamayacağına işarettir. Üçüncüsü, hakikatin birliği veya tabiat kanunlarının Halik’ın tarzları olarak tanımı hilkatle ya da onun bir bölümüyle ilgili araştırmaların kapatılıp bitirilemeyeceğine işarettir.”

  1. Hayatın Birliği
  2. İlahi Emanet: İnsanın bir yaratılış amacı vardır, o da Allaha ibadettir. (51:56, 11:7, 67:2) İlahi irade iki şekilde tecelli eder; biri tabiat kanunlarıdır, vahye ek olarak akılla da bilinebilir. Onları keşfedip anlamak insanın görevlerindendir. İkincisi, kabul ve reddetmenin mümkün olduğu bir ortamda gerçekleşir. Tabiat kanunlarıyla bir arada ama farklı bir düzene aittir. Burada kişisel iradenin özgürce ifade edilmesi önemlidir. Bu manevi serbestliğe sahip olduğu için insanın kabul edebildiği bir görevdir. (33:73) “Bu sebeple insanın itaati meleklerin itaatinden daha değerlidir; çünkü aksini yapabilecek bir kişi tarafından yapılmıştır… İlahi iradenin daha yüksek bölümü, insanoğulları onu özgürce gerçekleştirmeyi seçmeden, tarih sayfalarına geçip gerçek hale gelemez. Bu sebeple insan, ilahi iradenin üst basamaklarıyla tarihi gerçeklik arasında kozmik bir köprüdür.”
  3. Hilafet: “İnsanın ilahi emaneti yüklenmesi onun Allah’ın halifesi olması anlamına geliyor.” Bu sadece dini fiilleri değil daha çok dünyevi fiilleri içine alan bir durumdur. Bu da başka güdülerle değil Allah’ın rızasını kazanmak için faydaya yönelik ahlaki hedefleri gerçekleştirmektir. Kutsal olan ve olmayan diye bir ayarımı yoktur, kutsal olan yalnızca Allah’tır. İyi-kötü, hayır-şer, hüsn-kubuh insani eylemlerin bir sonucudur. İyi olanları hayatın her bir bölümünde gerçekleştirmek Müslüman’ın vazifesidir. “Bu açıdan İslam, hayat ve tarih süreçleri içerisinde düşünülebilir ancak.” Ne sosyal hayattan, ne ekonomiden, ne siyasetten ne de başka birinden uzak durarak İslam fiili durum haline gelemez. İslam, Budizm’in ve Hıristiyanlığın öngörülerinden uzaktır. “İlahi emaneti yerine getirmek, kültür ve medeniyeti kurup geliştirmeyi hedef alır.” Bunun için de insani ihtiyaçların her biriyle ilgili olmak zorunlu bir durumdur. “Bu amaçla İslam, Müslümanların içinde yaşadığı toplum meseleleriyle ilgilenmesini, yani gayeyi hem kendi kişiliğinde, hem de ailesi üyeleri, komşuları ve öteki Müslümanlar arasında gerçekleştirmek üzere uyanık, örgütlü ve hareketli olmasını şart koşmaktadır.”
  4. Kapsamlılık: “Hiçbir şey İslam’ın ilgi sahası dışında kalamaz. Mübah (serbest bırakılan) alanının geniş olduğu bir gerçek. Ancak genişliği bu alanın İslam’ı ilgilendirmediğinin değil, bunun vacip ve haram gibi zorla, mendup ve mekruh gibi manevi otorite ile sağlanan sıkı uygulama alanının dışında kalmasının işaretidir. Bu alanın üstünde İslam için en az sıkı uygulama kadar önem taşıyan kültür ve hayat biçimi alanı bulunmaktadır… Yığınların henüz kültür olarak benimsemediği, ikna olmadığı bir şeyin kanun olarak uygulanması mümkün değildir.” Günümüz hayatının her bir alanı “İslam’ın ilgisi içine sokulma ihtiyacındadırlar.”
  5. Beşerin Birliği

Allah’ın bir olduğu gibi insanlık da birdir. İnsanlığın hepsi aynı yaratılış ilişkisi içindedir. İnsanın yaratılıştan getirdiği ve sonradan edindiği özellikleri vardır. Irk, millet, aile gibi doğmadan önce edindiği özellikler insanlar arasında değere dayalı bir ayırım için kullanılamaz.  Bunların insanı iyi veya kötü, ahlaklı veya ahlaksız yapması mümkün değildir. Sonradan kazandığı özellikler ahlaki yönden değerlendirildiğinde insanı iyi veya kötü yapabilirler. Doğuştan gelen özellikler kimlik kartı gibidir. Irk, millet ve dil gibi ayırımlar hem tanışmak hem de birbirin tamamlamak içindir. “Irkçılık aslında şirkten başka bir şey değildir. İnsanlar arasında düşmanlıklara, savaşa ve kan dökülmesine sebep olmada ırkçılıktan daha üretken bir şey bunamaz.” Vatanseverlik ise bundan tamamen farklı ve İslam’ın teşvik ettiği bir şeydir. Irk ve millet temelindeki ayırımlar Batı’nın sürekli kullandığı bir husustur. Bunlara dayalı esaslar kabul edildiğinde dini bir değeri kabul etmenin meydana getirdiği motivasyon etkisini meydana getirmektedir. Irkçılık içte de bölücüdür. Bir milletin başkasına üstünlüğünü savunduğu gibi aynı millet içinde de daha imtiyazlı olanları, avama üstün sayarak içte de ihtilaf ve çatışmalar doğurmaktadır. Batı’nın sosyal bilimlerinde bu ırkçı özellikler belirgin biçimde görünür. Coğrafya, iktisat gibi ırktan uzak bilimlerde bile Batı’nın ırkçı anlayışı kendisini gösterir. Sosyoloji ve antropoloji gibi bilimler Batı’nın bu durumunu daha belirginleştirmektedir. Müslüman ve ırkçı terimsel olarak yan yana gelmesi mümkün olmayan ifadelerdir. Batı’nın elinde ırkçı kimliğe bürünmüş her türlü bilimin bu anlayıştan kurtarılması gerekir. Bunlar İslam’ın evrenselliğini yansıtacak tarzda revize edilmelidir.

  1. ÇALIŞMA PLANI

Çalışma planının amaçları şunlardır:

  1. Modern disiplinleri iyice öğrenmek.
  2. İslami birikimi iyice öğrenmek.
  3. Modern bilginin her alanına İslam’ın özel irtibatını sağlamak.
  4. İslami kültür birikimiyle modern bilgi arasında geçerli bir sentez için yollar aramak.
  5. İslami düşünceyi Allah’ın (C.C) yaratıştaki ilahi tarzlarını keşfedecek bir yörüngeye oturtmak.

“Bu amaçlara ulaşmak için bazı adımlar atılmalıdır. Bunların mantıki dizimi her adıma ait öncelik sırasını da göstermektedir.”

  1. Bilginin İslamileştirilmesini Sağlayacak Zorunlu Adımlar:

Adım 1. Modern Disiplinleri iyice Öğrenmek.

“Batı’da görülen en gelişmiş biçimleriyle disiplinler sınıflara, ilkelere, usullere, sorunlara ve konulara ayrıştırılmalıdır.” Bu ayrıştırma disiplinin usulü konusunda içeriği ve zorunlu dersin ana hatlarını yansıtmalıdır. Teknik terimler, ilkeler, sorunlar açık cümlelerle tanımlanmalıdır.

Adım 2. Disiplin Araştırması

Her disiplinin “çıkışını, tarihi gelişimini, usulünün kaydettiği gelişmeleri, ilgi alanının genişlemesini, o bilimle uğraşanların katkılarını etraflıca anlatan raporlar hazırlanmalı… Araştırmayı o konuda yazılmış en önemli eserlerin şerhli bir bibliyografyası tamamlamalıdır… Bu adım, Müslüman’ın, Batı’da geliştiği biçimiyle disiplini iyice anlayıp öğrenmesi açısından önemlidir.” Batı’daki bilgi patlaması onu olduğundan daha büyük göstermektedir. Onun doğru anlaşılması Müslüman bilim adamlarının ayaklarının yere basmasını sağlayacaktır.

Adım 3. İslami Birikimi İyice Öğrenmek: Antoloji.

“İslam’ın disipline irtibatını derinliğine ele almadan önce, İslami kültür birikiminin o disiplin konusundaki görüşlerini keşfetmek zorunludur.” Ecdadın mirası, İslam’ın irtibatını keşfetmek için önemli başlangıçtır. Bu birikimin disiplinle ilgisini keşfetmek araştırmacının donanımı bakımından bile bir sorun oluşturmaktadır. Batılı eğitim görmüş Müslüman mirası anlamakla ilgili birçok eksikliğe yanlış düşünceye sahiptir. Zaman ve enerji sahibi olmak bile bir sorundur. Geleneksel âlimlerin de modern disiplini bilmemek gibi bir sorunu vardır. Geleneği bilmelerine karşın modern disiplinin konularına ve sorunlarına aşina değildirler. Onları “gerekliyi çıkarmak üzere birikimle baş başa bırakmak gereklidir. Birinci ve ikinci adımda üretilenler, uzmanları modern disiplinlere aşina kılarak ve böylece ellerine araştırmalarında kullanabilecekleri bir ilgi kıstası vererek, faydalı olacaktır.” “Müslüman bilim adamı, birikime kendiliğinden ulaşabilecek zamana ve bilgiye sahip olmadığından” hatta bazen birikimin dilini bile bilmediğinden, istifade etmeleri için konularıyla ilgili okuma listeleri, antolojiler hazırlanmalıdır.

Adım 4. İslami Birikimi İyice Öğrenmek: Tahlil.

“Sayfalar dolusu malzemeyi antoloji biçiminde takdim etmek yalnız başına yeterli olmaz.” Geçmişte bu konuda yapılan çalışmaları, tarihi çevre şartları göz önünde bulundurarak incelemek gerekir. “Birikimin katkılarının tarihi tahlili kuşkusuz İslami görüşün sayısız yönlerine de ışık tutacaktır. Ecdadın bir şeyi nasıl anlayıp ondan nasıl etkilendiklerini, onu eyleme ve davranış biçimine dönüştürme yolunda neler tavsiye ettiklerini, özel zorluk ve sorunlarını halletmelerine nasıl yardım ettiğini öğrenmek İslami görüşü daha iyi anlamaya sebep olacaktır.” Bu rastgele değil belli bir önem sırası yapılarak günün sorunlarıyla ilgi kurulabilenler öncelenmelidir.

Adım 5. İslam’ın Disiplinlere Özel İlgisinin Kurulması.

“Önceki dört adım, sorunu Müslüman düşünürün önüne getirmektedir.” İslami birikimin disiplinlerin incelediği alanlara ilişkin katkısı inandırıcı biçimde ortaya konmalıdır. Bunun modern disiplinle aynı düzeyde ilkelere dönüştürülerek özelleştirilmesi önemlidir. “Modern disiplinin tabiatı, temel yöntem, ilke, sorun, amaç ve umutları, başarıları ve eksiklikleri İslami birikimle irtibatlandırılmalıdır ve birikimin her birine özel ilgisi genel katkıdan çıkarılmalıdır.” Bunun için İslami bilgi mirasının disiplince tasarlanan konulara katkısı ve disiplinin başarılarıyla karşılaştırılması yapılmalı, pek az katkıda bulunduğu ya da bulunmadığı konularda çelişkiyi ortadan kaldırmak üzere Müslüman’ın çabasının hangi istikamete yöneltilmesi gerektiği düşünülmelidir.

Adım 6. Modern Disiplinin Eleştirilerek Değerlendirilmesi: Durum Değerlendirilmesi.

“Modern disiplin ve İslami birikim elden geçirilmiş… ve nihayet İslam’ın disipline özel irtibatı ortaya çıkarılmış bulunuyor. Bundan sonra disiplin İslami açıdan eleştirici bir tahlile tabi tutulmalıdır. Bilginin İslamileştirilmesinde bu çok önemli bir adımdır. Önceki beş adımın hepsi bunu sağlamaya yönelik bir hazırlayıcıdır.” Disiplinin tarihi gelişimi, neleri sorun olarak gördüğü, sorunlarını incelemede temel ilkeler diye neleri ele aldığı incelenmeli. Yeterlilik, akla uygunluk ve İslam’ın öngördüğü esaslar bakımından değerlendirilmelidir. Disiplinin esas konuları, varsayımları, nihai gayesi ve yakın hedefleri birbiriyle eleştirel olarak irtibatlandırılmalıdır. Kurucunun amacı, bilginin peşinde koşma hedefini gerçekleştirmesi açısından değerlendirildiği gibi ilahi hedeflere yakınlığına bakılarak İslam gözüyle de değerlendirilmelidir.

Adım 7. İslami Birikimin Eleştirilerek Değerlendirilmesi: Durum Değerlendirilmesi.

Kur’an ve Sünnetin değerlendirilecek birikimin dışındadır. Kur’an’ın ilahi mevkii ve sünnetin biçimi tartışma üstüdür, ama nasıl anlaşıldığı tartışmaya açıktır. Birikim de bunların anlaşılış biçimi ile oluşmuştur. Vahyin hayata müdahalesi ile ilgili üç nokta eleştiri konusu olmalıdır. Birincisi somut uygulamalarda görünen İslami görüş; ikincisi, ümmetin bugünkü ihtiyaçları; “üçüncüsü, disiplinin temsil ettiği bütün modern bilgi.” Birikim yeterli değilse bugünkü çabalarla düzeltilmeli, yeterliyse geliştirilmelidir. Birikimle irtibatsız bir tavır bugün geçerli değildir. Bunun içi ne birikime vakıf olunmalıdır. Beşeri etkinlikle birikimin irtibatı alanın uzmanlarının üzerine bir sorumluluktur.

Adım 8. Ümmetin Belli Başlı Sorunları Soruşturması.

Ümmet “her cephede önemli sorunlarla karşı karşıyadır.” Göze batanlar, aysbergin görünen kısmıdır. Görünmeyen sorunları soruşturup ortaya çıkarmak ve tahlil etmek gerekir. Disiplin, ümmetin sorunlarını keşfedip çözüm üretecek biçimde kullanılmalıdır. “Müslüman akademisyen çalışmasını fildişi kuleden boş bir merak olarak, ümmetin varoluşsal gerçeklerinden uzak biçimde yürütmemelidir.” Batılıların disiplinleri İslam’dan uzaklaştırma bizim ise İslamlaştırma çabamızın çelişkisi bilinmelidir. Dikkatimiz, ümmetin siyasi, sosyal, ekonomik, fikri kültürel, ahlaki ve manevi yapısını etkileyen belli başlı sorunlara yönelmelidir.

Adım 9. İnsanlığın Sorunları Soruşturması.

İnsana yüklenen emanet bütün evreni kapsadığına göre insanın sorumluluğu da aynı kapsamda olmalıdır. Tüm insanlığın sorumluluğunu üstlenmek İslami görüşün esaslarındandır. Ümmet, başkalarıyla kıyaslandığında geri kalmışsa da “İslam sayesinde ve Allah’ın (C.C.) takdiriyle insanlığın mutluluğu ve tarih için ön şart olan temel görüşe sadece ümmet sahiptir.” Irkçılık, alkol ve uyuşturucu maddeler, cinsi serbestlik ve aile yapısının bozulması, cahillik ve tembellik, militarizm ve silahlanma, tabiatın tahribi gibi sorunlar da İslami düşünce gereği “ümmetin ve bütün insanlığın mutluluğunu da yakından ilgilendiren, bir meşguliyet sahası olmaya layıktır. Bu sorunları çözüp insanlığı mutluluğa, yani adalet ve temiz vicdanla zenginliğe, kavuşturmak İslami umuttan ayrılamaz.”

Adım 10. Yapıcı Tahlil ve Terkip.

Bu adımlardan “sonra, sahne Müslüman beyninin yapıcı sıçraması için hazır hale gelmiştir. Eğer dünya önderliğini alacak ve beşeri ilişkilerde yararlı ve medenileştirici rolünü sürdürecekse, İslam için on beşinci yüzyılda yeni bir yol açması zorunludur.” “İslami birikimle modern disiplinler arasında yapıcı bir senteze gidilmelidir. İslami bilgi birikimi çağdaş başarılarla sürdürülmeli ve bilimin sınırları modern disiplinlerin öngördüğünden daha ileri ufuklara götürmeye başlamalıdır.” Belirlenmiş ve tahlil edilmiş sorunların ümmetin realitesi ile irtibatı sağlanmalı, bütün dünyanın sorunları da yanı kapsama girmelidir. “İslam’ın, şeriatı, ahlaki sistemi, kültürü ve ruhuyla, eldeki soruna irtibatı hangi kıstasa dayanılarak tespit” edileceğinin tespiti önemli sonuçlara ulaştıracaktır.

Adım 11. Disiplinleri İslami Çerçeve İçinde Yeniden Biçimlendirmek-Üniversite Ders Kitapları.

Müslümanların farklı çözüm yolları bulması olumlu bir şeydir. “Ümmetin kendi nitelik ve gayeleri konusundaki bilinç düzeyini yükseltmek üzere modern disiplinlerde uzman samimi Müslümanların çok sayıda değişik eleştirel tahlillerine muhtacız.” Bu da hicretin ilk asırlarındaki dinamizme yeniden kavuşmak, fikir alışverişi ve yaratıcılıkla mümkündür. “Böyle bir dizi yeni fikirler ve o anlayışın ikamesi için yaratıcı düşüncelerden hareketle disiplinin üniversite düzeyinde arzulanan ders kitabı yazılabilir.” Ancak bunun yeterli olduğu söylenemez. Müslüman zekaların zihinsel gücünü artırmak da gereklidir. “Her şeyden önce üniversitenin her sınıfının (lisans, lisansüstü) eğitim ihtiyaçlarını karşılayacak çok sayıda kitaba acele ihtiyaç vardır.” Kitap ihtiyaç alanı fazla olmakla beraber, “ilk çabalarımızın, İslami görüşün disiplinle irtibatını kuracak ve aynı zamanda geleceğin Müslüman zekaları için izlenecek bir genel rehber görevini üstlenecek, her disiplin için bir standart ders kitabına harcanmasını gerektirmektedir… Üniversite ders kitabı disiplinlerin İslamileştirilmesi uzun sürecin gerçekten son halkasıdır. Önceki bütün adımların hedefe ulaşması da onunla olacaktır.”

Adım 12. İslamileştirilmiş Bilginin Yayılması.

Bu eserler özel koleksiyonlarında kalması, yazarlarının eş-dost çevresinde bilinmesi veya yalnızca kendi bölge ve ülkesinin eğitim kurumlarınca kullanılması için değildir. “Allah (C.C.) rızası için üretilen her şey aslında bütün ümmetin malıdır.” Fikri çabalar maddi olarak mükâfatlandırılabilir, “ama İslami fikir eserleri telif hakkı konusu yapılamaz… Üretilen fikri eser dünya Müslümanlarının -hatta insanlığın- uyanması, aydınlanması ve seviyesinin yükselmesine yöneliktir… İslami oluşları, daha fazla bir işlevleri olmasını beklememize yol açar.” İslami görüş ortaya çıktığında insan bilinci hareket geçmeli canlanmalıdır. Bu enerjiyle ileri atılması, daha önce ulaşmayı ummadığı başarılara erişmesi beklenmelidir. Eserler her Müslüman akademisyene ücretsiz ulaştırılmalıdır. Bu faaliyet, eline eser ulaşanların “üreticisi” haline gelmesini isteyen bir tür davetiyedir. Bu ürünlerin İslam alemi üniversitelerinin programına girmesi için de çaba saf edilmelidir.

  1. Bilginin İslamileştirilmesi İçin Öteki Zorunlu Çalışmalar:
  2. Toplantı ve Seminerler: “Ümmetin sorunları, değişik disiplinlerin aynı anda ışık tutmasıyla çözülebilecek karmaşıklıktadır. Tek bir disiplinin değişik alanlarında uzmanlaşmış bilim adamları arasında da, bunların birbirlerine konularıyla ilgili yardımlarda bulunmalarına imkân verecek biçimde, başka toplantılar da düzenlenmelidir.”
  3. Öğretim Üyeleri Eğitimi İçin Kurslar: Hazırlanan kitap ve materyalin kullanılmasından önce, bunları kullanacak eğitmenlerin bunları nasıl kullanacakları konusunda eğitilmeleri gerekir. Eserleri yazanlarla kullanacakların bir araya gelmesi işi kolaylaştıracak, belirsiz şeyleri aydınlatacak, yetkin ders anlatım düzeyinin oluşmasını sağlayacaktır.
  4. Uygulamayla İlgili Öteki Kurallar:
  5. Çalışmaların bir karşılık olmaksızın devamlılığını ummak akıllıca olmaz. Nitelikli çalışmaların ödüllendirilmesi için maaşlarına ek derece ve hediyeler olmalı. Bölgeye ve dini farklılıklara göre bu konuda ayırım yapılmamalı. Böyle ayırımlar, beyin göçü, kuşkuculuk, bilimsel aldırmazlık gibi sonuçlara neden olur.
  6. Ders kitaplarını hazırlamakta mümkünse en yetenekli bilim adamları görevlendirilmeli. İhtiyaten birden fazla, dört-beş alim görevlendirilmeli. Bir konuda tek görüş olamayacağı için birden çok eserin ortaya çıkması bir zenginliktir.
  7. Hazırlanması düşünülen eser, bir kişi için yerine getirilemeyecek kadar ağır olması halinde, bölümlere ayrılmalı ve her bölüm ayrı bir bilim adamına verilmelidir. Bu, eserin tasarlanan zamanda tamamlanmasına da yarayacaktır.
  8. Bu eser, bir öncü çaba -İslam aleminde ilk- olacağından ve faydası bütün İslam ülkelerine dokunacağından, gerekli mali fonu her İslam ülkesinden beklemek doğru olacaktır. Modern bilginin İslamileştirilmesini, sorumlu organlardan biri üzerine almadığı takdirde ümmetin bütünü için farz-ı ayn’dır. İslam alemi organları, kurumlar ve zengin fertlerinden fonlar sağlamak için her türlü çabayı göstermek bu sebeple zorunludur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir