Bu Sayıda

11. Sayı Sonbahar 2012
11. Sayı Sonbahar 2012

Günümüzde kendisini “Müslüman” olarak tanımlayan insanlardan büyük bir çoğunluğu, “İslam” denince; kendine göre sınırlı helalleri – haramları olan ve bazı ibadetlerin yerine getirilmesini isteyen bir dini hatırlamaktadır. Bunlara uyulduğu takdirde de Allah’ın rızasına ulaşılacağını ve cennetin elde edileceğini düşünmektedir.

Böyle bir anlayışın kişiyi cennete ulaştırıp ulaştırmayacağı, kişinin Allah’a karşı samimiyetiyle ilgili bir durumdur; hükmünü ve karşılığını Allah verir. Ama böyle bir din anlayışı, İslam’ı hayat sahasından uzaklaştırıp; zulme, haksızlığa ve adaletsizliğe razı bir din konumuna getirmektedir.

İslam’ı bir yaşam biçimi olarak algılayan Müslümanlar ise sayıca çok fazla değillerdir. Ama “Hayatım, ölümüm, ibadetlerim Alemlerin Rabbı Allah içindir” yaklaşımıyla Allah’ın rızasını aradıkları için; bütün enerji, imkan ve becerilerini bu uğurda vakfetmişlerdir. Bu yüzden İslam, tarihin her döneminde, denge belirleyici ve denge etkileyici bir potansiyele sahip olmuştur.

Fakat bahis mevzuu potansiyele rağmen Müslümanlar, bugün, dünyadaki gelişmeler üzerinde etkin veya belirleyici olamıyorlar. Bunun sebebi, “potansiyel” diye ifade edilen şeyin “karşılıksız” olması değildir. Zira adanmışlık duygusuyla hareket eden bir grup insan hangi düşünceye omuz verse, o düşüncenin dengeleri etkilemesi kaçınılmaz olur. Problemi potansiyelde değil, potansiyelin ortaya çıkmasına engel olan sebeplerde aramak gerekir.

Müslümanlar bugün, tarihin pek az döneminde emsali görülmüş sıkıntılı bir süreç yaşamaktadırlar. Modernizmin meydan okumasıyla yüz yüze gelmiş ve bu meydan okumaya nasıl cevap vereceklerine, modernizm ile nasıl ilişki kuracaklarına dair bir düşünce geliştirememişlerdir. Düşünsel zemin oluşmayınca da kuvve (enerji, birikim, imkan) harekete dönüşememektedir.

Sıkıntılı dönemler, muhafazakar reflekslerin yükselişe geçtiği ve çok kolay taraftar bulduğu dönemler olduğu için, potansiyellerimizin açığa çıkmasına farkında olmadan kendimiz de engel oluşturmaktayız. Yeniliklere ve farklılıklara kendimizi kapatarak, taşıdığımız kuvvenin harekete dönüşmesine imkan verecek düşünsel gelişime zincir vurmaktayız. “İslami Mücadele” amacıyla oluşturduğumuz cemaatler ve sivil toplum kuruluşları muhafazakarlığımızı yansıtıyor; bir düşünceyi bayraklaştırıp, diğerlerine kendimizi kapatıyoruz ve yeni arayışların ortaya çıkmasını engelliyoruz. Problemlerimize çözüm oluşturma kapasitesi bulunan bireyleri dışlıyor, becerilerini kullanmalarını engelleyecek şekilde yalnızlaştırıyoruz.

Bu bir kısır döngüdür. Günün ihtiyaç ve problemlerine çözüm içeren yeni düşünce ve yorumlar geliştiremediğimiz için günün gelişmelerinde belirleyici olamıyoruz. Yeni düşünce ve yorumlar ortaya çıkmasına da müsaade edemiyoruz.

İslamiYorum olarak bu sayıda, “İslami cemaat ve organizasyonlarda YAPILAŞMA problemleri”ni dosya konusu yaptık. Böylece, bir önceki sayıda başlattığımız “İslami mücadele / İslamcılık” tartışmalarını, yapılaşma problemleri açısından derinleştirmeyi arzu ettik. Bir yandan gelişmemizin önüne set çeken yapılaşma geleneğimizi sorgulamayı istedik, diğer yandan ise enerji ve potansiyelimizi en üst düzeyde açığa çıkaracak doğru yapılaşmalar için öneriler geliştirmeyi arzuladık.

Yazarlarımız meseleyi şu sorular çerçevesinde tartışmaya çalıştılar:

–  Müslümanlar hızla değişen dünyada belirleyici bir aktör olmayı başarabiliyorlar mı?

–  Gelişmeler karşısında bir aktör olabilmek için toplumsallaşmak zorunlu mudur?

–  Müslümanlar tarafından oluşturulmuş organizasyonlar halka ümit verebiliyorlar mı?

–  Toplumsallaşmada, kolektiflik ve bireysellikten başka seçeneğimiz olabilir mi?

–  Cemaat ve organizasyonlarda lider vesayetini sona erdirmek mümkün müdür?

–  Bireyin kendisini ifade edebileceği bir yapılaşma hangi ilkelere göre oluşmalı?

Bu sayımız araştırma yazıları yönünden de zengin oldu. Müslümanların gündeminde en ön sıralarda yer bulan Filistin meselesinin ele alınış tarzını ve bu tarzı ortaya çıkaran tarihi sebepleri irdeleyen “Kudüs nasıl kutsallaştırıldı?” isimli makaleyi; “Mutlak / hakikat” meselesine getirilen yaklaşımın, düşüncenin önünü açmada veya tıkamada nasıl etkin olduğunu irdeleyen “Felsefe yapmanın imkanı olarak mutlak algısı” isimli makaleyi bunlar arasında saymak mümkün.

Gündem yazarlarımız ise bu sayıda yine ilgi çekici yazılarla karşınıza çıktılar. Makalelerden birisi, son dönemlerde medyada oldukça ilgi gören İslamcılık tartışmalarıyla ilgili iken bir diğeri de İslam coğrafyasındaki halk hareketlerinden ilham alarak “değişim” olgusunu irdeliyor. Son yazı ise “İslamilik” yönü dikkate alınmadan ortaya çıkan modernleşmenin olumsuz örneklerinden Dubai’yi ele almaktadır.

Yeni sayıda buluşuncaya kadar muhabbetle kalınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir