Bu Sayıda

04. Sayı Kış 2010
04. Sayı Kış 2010

Kış–2010 sayısının ana konusu için “Bir toplumsal değişim yöntemi olarak Devrim” başlığını seçtik.

“Değişimin ana karakteri nedir, insanların ve toplumların değişiminde ne tür temel etkenler rol oynamaktadır, toplumsal bir değişim için hangi yöntem kullanılmalıdır?” gibi sorular tarih boyunca ve özellikle sosyolojinin bir bilim haline dönüştüğü son iki yüzyıllık süreçte kafaları fazlasıyla meşgul etmektedir. Sadece bilim adamları değil siyasetçiler, ideoloji sahipleri, toplumun gidişatından memnun olmayanlar, dindarlar, menfaat grupları ve hatta ticari ürünlerini pazarlamak için toplumu tüketim toplumu haline dönüştürmek isteyen kapitalistler toplumsal değişimin karakterini sorgulamaktadırlar.

Toplumlar nasıl değişir? Toplumlar tıpkı canlılar gibi doğan büyüyen, yaşlanan ve ölen organizmalar mıdır? Toplumların gelişmesi tek bir çizgi üzerinde doğrusal ve daima ileriye doğru bir gelişme midir, yoksa dairesel bir tarzda mıdır? Değişimde diyalektik bir karakter var mıdır? Değişimde sürekli bir evrimden bahsedebilir miyiz?

İktidardan memnun olmayan muhaliflerin iktidarı dönüştürmek için kullandıkları en temel yöntemlerden birisi “devrimcilik” olmuştur. Meşru zeminde muhalefet yapma imkânına sahip olmayan toplumsal hareketler, toplumsal dönüşümün önünde büyük bir engel olarak gördükleri iktidarı ortadan kaldırmak için “devrim” yöntemini benimsemekten başka bir çıkar yol bulamamışlardır.

Ancak bu durum beraberinde pek çok soru ve sorunu ortaya çıkartmaktadır.

Devrimin doğası nedir?  Devrim sorunlardan azade bir yöntem midir? İktidarı dönüştürmek toplumu dönüştürmek midir? Dönüşümün önündeki engel iktidara indirgenebilir mi? Devrim tek başına değişim için köklü çözümler sağlama imkân ve gücüne sahip midir?

Toplumların iradesine mühendislik yöntemlerle yapılan müdahaleler değişimi getirebilir mi?

Tarihte yapılan büyük devrimler insanlığa ne kazandırmıştır? Zulmü ortadan kaldırmış mıdır? Yoksa bu devrimler bir zulüm düzeninin yeniden üretilmesine mi yol açmıştır? Başarılı devrim, başarılı ve adil yeni düzen mi demektir?

Bir yöntem olarak devrim tümüyle dışlanmalı mıdır? Yoksa değişim için devrim kaçınılmaz mıdır?

İslam özde ıslahatçı mıdır, yoksa devrimci midir? İslam, bir değişim yöntemi olarak devrimi onaylar mı? İktidar karşısında kalkışma/huruç/isyan İslam’ın onayladığı davranışlar mıdır? İslam’ın devrim diye bir prensibi var mıdır? Devrimciliğin tüm dünyada moda olduğu dönemlerde devrimci bir karakterle ortaya çıkan İslami hareketlerin bu yönelişlerinde söz konusu moda hareketin tesiri olmuş mudur?

Devrimci duruş nedir? Böyle bir duruş sergilemenin Müslümanlara kaybettirdikleri ve kazandırdıkları ne olmuştur?

Tarihte ortaya çıkan devrimci İslami ekollerin bu karaktere bürünmelerinin geri planındaki tarihi, sosyolojik ve dinsel faktörler nelerdir? Tarihte İslam’ın taşıyıcısı olan iki ana damarın, yani Şia ve Ehl-i Sünnet’in çoğunluk fırkaları devrimci karakterde değilken, günümüz İslami hareketlerinin büyük bir kısmı neden devrimciliği bir değişim yöntemi olarak benimsemişlerdir?

Bu ve benzeri pek çok soruyu yazarlarımız yazılarında etraflıca tartışmaya çalıştılar. Alıntı, tercüme ve derleme yazılarıyla konuyu derinleştirmeye gayret ettik. Ana konuya ilişkin yazıların yanı sıra araştırma-inceleme, gündem ve kitap çalışmalarına da yer verdik.

Yeni sayıda buluşuncaya kadar muhabbetle kalın…

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir