Bu Sayıda

07. Sayı Sonbahar 2011
07. Sayı Sonbahar 2011

Dünya değişiyor.

Orta Doğu’da halk isyanları, Batı’da ekonomik kriz ve toplumsal isyan şeklinde kendisini gösteren değişim rüzgarı, taşların yerinden oynayacağının habercisi gibi. Gücün el değiştirmeye başladığı tarihi anlardan birine şahitlik ediyor olabiliriz. Son üç yüz yıldır insanlığa önderlik etmiş olan Batı medeniyeti, arkasında eşine zor rastlanır bir yıkım bırakarak çöküşe geçti. “Tarihin sonu” tezleriyle de iflasını ilan etmiş durumda. Artık insanlığa verecek bir şeyi kalmadı.

Elbette insanlık bu kadar sorun içerisinde çaresiz ve çözümsüz kalmayacak. Er geç değişik öneriler ortaya çıkacak ve onların günü başlayacak.

Bununla birlikte gün, Müslümanların günü olabilir.

İnsanlığın önderliğini yeniden Müslümanlar devralabilir.

Fakat bunun için önce “hazır” olmak gerekiyor. Ne var ki Müslümanlar henüz hazır görünmüyorlar.

Aslında İslam coğrafyası büyük bir süratle İslam referanslı iktidarların eline geçiyor. Fakat şu ana kadar ortaya çıkan iktidarlar geleneksel Ehli Sünnet anlayışına sahip ve kişinin inancına/ibadetlerine müdahale etmeyen bir yönetim tarzını yeterli gördükleri için, insanlığın problemlerini çözmekten uzaklar. Çünkü hayata dair iddiası olmayan bir anlayışla, var olanı aynen taklide yöneliyorlar, alternatif geliştirmeye çabalamıyorlar. Taklit ettikleri sistem ise teorik planda ufuk açıcı tecrübeler ortaya koymuşsa da, pratikte büyük bir zulme imza atmış, nihayetinde de insanlığı iflasın eşiğine getirmiş olan bir sistemdir.

İslam’ı bir yaşam biçimi olarak algılayan ve hayata dair iddialar taşıyan Müslümanlar ise dar bakış açıları ve kısır çekişmeler içerisinde, insanlığa katkı sağlayabilecek bir noktada durmamaktalar. “Cahiliyenin yol açtığı sorunlar bizim sorunumuz değildir” diyerek insanlığın sorunlarını görmezden gelmekte, “bizim öncülüğümüzde olmayan gelişmeler bizden değildir” diyerek de her türlü gelişmeye burun kıvırmaktalar. Böylece hem büyük iddialar ortaya koymakta, hem de “sorumsuz” bir duruş sergilemekteler.

Halbuki imtihanımızın bir gereği olarak insanlığa karşı sorumluluğumuz var. Rahman’ın rahmetinden herkesin yararlanmasını sağlamalı ve tevhid ilkesiyle özetlenen adalet anlayışını tüm yeryüzünde yaygınlaştırmalıyız. Fakat “Allah’ı tek ilah kabul et ve kurtul” şeklindeki kuru bir söylemle adalet yaygınlaşmaz. Bu ilkenin; idari ve siyasi sistemdeki, hukuk sistemindeki, ekonomideki ve hayatın diğer alanlarındaki karşılıklarını oluşturmak zorundayız. Nasıl olursa adil hale gelmiş olur? Bu soruya cevap veremedikçe insanlığın önderliğine de gelemeyeceğiz.

Dergimizin bu sayısında bu soruna eğilmeye çalıştık. “İslam Günümüz Dünyasına Ne Öneriyor?” başlığı altında şu sorulara cevap aradık:

İslam insanlığın sorunlarına çözüm üreten bir din midir?

İslam’ın evrensel bir din olması, ilk ortaya çıktığı dönemdeki çözümlerin her dönem için geçerli olacağı anlamına gelir mi?

İslam tarihindeki farklı görüş ve ekollerin ortaya çıkmasında, İslam’ın değişen zamana ayak uydurmasını sağlamak gibi bir çabanın etkisinden bahsedilebilir mi?

İslam’ın insanlığa hitap dili, zamana ve coğrafyaya göre değişken nitelikte midir?

Var olan İslam anlayışları ve İslami söylem günümüz dünyasına hitap edebiliyor mu?

Mevcut anlayışlar ile İslam, günümüz dünyasındaki hastalıklara şifa olabilir mi?

İnsanlığın günümüzde gelmiş olduğu gelişme seviyesi ve yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, Müslümanlar bugün insanlığa hangi söylemlerle hitap etmeliler?

Konunun ağırlığının ve genişliğinin farkındayız. Maksadımız bugüne kadar var olan ve bundan sonra da artarak devam etmesi umulan arayışlara kendi çapımızda bir katkı yapmaktır. Bu çerçevede, dosya konusuyla ilgili önerisi bulunan kimi isimlerin makalelerine de yer verdik. Bu yöndeki araştırma ve çalışmalarımız, bundan sonraki sayılarda da (mesela sonraki sayının konusu “İslam Modern Dünyaya Nasıl Müdahale Edecek?” şeklinde belirlenmiştir) devam edecektir…

Gündem üzerine çalışan yazarlarımız, bu sayıda; anayasa ve nükleer enerji konularını ele aldılar. Bir yandan yeni anayasa hazırlıkları yapılırken; “Anayasa nedir? Anayasa fikri nasıl ortaya çıkmıştır? Niteliği nasıl olmalıdır?” gibi sorulara cevap aradılar, bir yandan da nükleer enerji konusuna ilkesel bir bakış açısı getirmeye çalıştılar.

Bu sayıdaki tercüme yazılarımız dosya konusu çerçevesinde şekillendi.

Ayrıca sayfalarımız arasında akıl kavramı üzerine bir inceleme de yer alıyor.

Yeni sayıda buluşuncaya kadar muhabbetle kalın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir