Bu Sayıda

08. Sayı Kış 2011
08. Sayı Kış 2011

İslam sadece kuru bir inanç veya ibadetlerden ibaret bir din değildir. İnsan için gönderilmiştir ve hayata dair iddiaları vardır.

Bu iddialar, Resulullah öncülüğünde oluşan bir toplum tarafından, o günün şartlarına ve imkanlarına uygun bir şekilde temsil edilebilmişti. Fakat sonraki dönemlerde gelişen siyaset teorileri, devleti kutsallaştırdı ve yöneticiyi “Allah’ın yeryüzündeki temsilcisi” haline getirdi. “İmtihan edilmekte olan sorumlu insan” yerini, “itaatkar Müslüman”a bıraktı. İslam’ın yeryüzündeki iddialarını gerçekleştirmek, Allah’ın yeryüzündeki temsilcisinin işiydi. Topluma düşen ise zalim bile olsa yöneticiye itaat… Böylece İslam belli bir dönem sonra, teolojik tartışmalardan, fıkhi kurallardan veya ibadetlerden ibaret bir din haline geldi.

Fakat Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri, yeryüzünde Allah’ı temsil eden makamın sorgulanmasını gerektiren bir süreç doğurdu. Çünkü uzun bir uykunun ardından yeniden uyanan Batı medeniyeti hızla yayılmakta ve halife-sultan (bırakın bu gidişata karşı bir şeyler yapmayı) oradaki kültürü ülkesine taşımaya çalışmakta idi.

Bunun üzerine Müslüman bireyler sorumluluklarını yeniden hatırladılar. Önce imparatorluğu ayakta tutmak için, sonra da ülkelerini emperyalist istilasından kurtarabilmek için mücadeleye giriştiler. Bu iyi niyetli mücadele süreci içerisinde “İslam’ın yeryüzündeki iddialarını” günün diliyle yeniden ortaya koydular. Ne var ki gün, savaş ve direniş günü idi. Müslümanların uyandırılması ve sorumluluklarını yeniden üstlenmelerinin sağlanması gerekiyordu. Böylece çok sert ve keskin söylemler gelişti. Prensipler ve kavramlar bu yaklaşım tarzlarıyla yeniden yorumlandı. Devrimci bir bakış açısı baskın olarak ortaya çıktı. (Doğal olarak) İmar etmek değil yıkmak, ihya etmek değil devirmek hedeflendi. Dost ve düşman tanımları çok net ve saflar çok belirgin hale geldi. Belli ölçülere uymayanlar kolayca karşı safta görülebiliyordu

Geleneksel İslam anlayışlarından ümidini kestiği için, emperyalizme karşı direnişini “sol” kimlikle vermeye çalışan bütün direniş hareketleri, sonuçta “İslami” kimliğe bürünmüşse; bu, o söylemin başarısındandır. Bugün İslam coğrafyasında neredeyse hiç sol kimlikli bir direniş örgütü kalmamıştır.

Fakat bugün bir sorunla karşı karşıyayız!

Ortaya çıktığı dönemde göz ardı edilemeyecek etkileri olmuş yeni mücadele dili, bugün bir takım sorunlar üretiyor. İnsanlığın İslam’a en fazla ihtiyaç duyduğu tarihi bir dönemeçte Müslümanlar; insanlığın derdine derman ve problemlerine ilaç olacakları yerde, hala savaş ve direniş psikolojisiyle hareket ediyorlar. Kendileri gibi olmayanı kolayca karşı safa yerleştiriyor, hala devrim yapacakları günün hayaliyle yaşıyorlar.

Doğrusu gerçekten bu mudur?

İslam’ın evrensel iddialarını, bulundukları zaman ve coğrafyada gerçekleştirmekle sorumlu olan Müslümanlar bu iddiaları nasıl hayata geçirecekler?

* * *

Bu sayımızda; “İslam günümüz dünyasına nasıl müdahale edecek?” sorusunu dosya konusu haline getirdik. İslam’ın sahip olduğu iddiaların hayata nasıl geçirileceğini tartıştık. Ve bu çerçevede:

–  Müdahale nedir, gerekli midir?

–  “Zorlama yoktur” diyen bir din açısından “müdahale” nasıl bir anlama gelmektedir?

–  İddiası olan hayat görüşleri, bu iddialarını hangi yollarla gerçekleştirmektedirler?

–  İslam’ın sadece kendine has bir müdahale yöntemi var mıdır?

–  Mevcut müdahale örnekleri olarak; “İslam’ı/şeriatı hakim kılma” eksenli ve “İslam’ı modern değerlere uydurma” eksenli müdahale tarzlarının problemleri nelerdir?

–  Doğru müdahale yöntemi nasıl ve neye göre belirlenecektir?

–  Müslümanlar tarafından ortaya konmuş farklı müdahale önerileri var mıdır?

gibi sorulara cevap aradık. İslam’ın iddialarını hayata geçirme konusunda ortaya atılmış kimi projelere sayfalarımız arasında yer verdik.

Ayrıca bu sayımızda, “Anayasa” konulu bir soruşturmaya da yer verdik. Toplumun geleceği açısından stratejik önemi bulunan bir konuda, camianın önde gelen kimi değerli isimlerinden ve hukuk alanında ihtisası bulunan bazı Müslüman uzmanlardan görüş aldık. Bu soruşturma, bir yandan yeni anayasa konusunda farklı ve değerli yorumlar ortaya çıkmasını sağlamış, bir yandan da Müslümanların günümüz dünyasına müdahale konusunda farklı bakış açılarını örneklemiş oldu.

Gündem yazarlarımız bu sayıda anayasa konusunu ve Somali’deki açlık probleminin düşündürdüklerini ele aldılar. Araştırma inceleme köşemizde “Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi” başlıklı bir makale bulunuyor.

Yeni sayıda buluşuncaya kadar muhabbetle kalınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir