Fransa’nın Cezayir’de İşlediği Suçlar / Ataullah Bogdan Kopanski

Print Friendly, PDF & Email

1832-1962 Yıllarında İnsanlığa Karşı İşlenen Sömürge Dönemi Suçları ve Fransız-İtalyan İşgali Altındaki Mağrib’te Gerçekleştirilen Müslüman Katliamları

 

Özet:

Müslüman Kuzey Afrika’nın İtalyanların yanı sıra Fransızlarca işgali, Akdeniz Bölgesi tarihinde tüm Avrupa kaynaklı sömürge dönemi kıyımları arasında en vahşice olanıdır. Fransızların acımasız kılıçtan geçirme politikası, Scipio Africanus’un 3. Kartaca seferinde uyguladığı Roma usulü eski taktik ve stratejileri andırmaktadır. Camiler, vakıflara ait varlıklar ve medreselerin sistematik yıkımı ancak Orta Çağ Sicilya ve İspanya’sındaki Hıristiyan haçlılarının fanatizmiyle karşılaştırılabilir. Fransızların Mağrib’te uyguladığı kültürel devrimi ancak Komünist ağalar, Kemalistler, Tunuslu Sosyalistler ve Pehlevi şahlarının yaptığı tahribat gölgede bırakabilir.

Müslümanlara karşı politik ve dinsel önyargıları bir yana bırakacak olursak, Müslümanların sömürgecilere karşı direnişlerini ele alan tarihçi derhal tarih yazımının hakikiliği sorunuyla karşı karşıya kalır. Sömürge karşıtı cihad hakkında yazılanların çoğu, çağdaş politik, kültürel, cinsel ve dinsel amaçlarına hizmet etmesi için bastırılmış gerçekleri kendilerince yorumlayan ve ağırlıklı olarak sömürgeciler, doğu bilimciler, Siyonistler, komünistler, feministler, radikal ya da ılımlı laikler, Taş Devri’nden kalma solcular, ‘Yeni Sağ’, ‘Yeni Sol’, ulusalcılar, ırkçılar, homoseksüeller ve benzerlerinin bakış açılarına dayalı olarak gayri Müslim Avrupalılarca yazılan raporlar ve anı yazılarına dayanmaktadır. Emir Abdulkadir (1808-1883) ve Şeyh Şamil (1798-1883)’in önderlik ettiği mücahitler işgalci Fransız ve Rus ordularına karşı cansiperane bir şekilde direnmiştir. Ancak ihanet ve Tanzimat döneminin Türk, Yahudi ve Ermeni serbest masonlarınca kontrol edilen Osmanlı Devleti’nden destek gelmemesi hem Cezayirli hem de Dağıstan-Çeçenistan’daki İslamcı gerillaların cihatlarını yarıda kesmelerine ve de Mağrib ve Kuzey Kafkasya üzerinde küffarın sömürge yönetimini kabul etmek zorunda kalmalarına yol açmıştır. Şeyh Şamil 4 Şubat 1871’de[1] Mekke’de sürgünde iken, Abdulkadir ise sürgün edildiği Şam’da 25-26 Mayıs 1883[2] gecesi hayata gözlerini yummuştur. 1857’de Hindistan Müslümanları ve vatansever Hindular İngiliz sömürgecilere karşı silahlı ayaklanma başlatmışlardır. Mühimmat bulamayan ve (Doğu Hindistan Şirketi ile yakın bir işbirliği içinde olan) racalar tarafından ihanet uğrayan gerillalar çok kanlı bir şekilde ezilmişledir.

Geçmişi çok eskilere uzanan Oran’daki İspanyol işgali 1792’de sona ermesine rağmen, Cezayir ve Barbaros sahilinde korsanlık yapan Türk-Arnavut donanmasının Araplar ve Berberi Mağrib üzerindeki hâkimiyetleri, İslami açıdan meşruiyetini kaybetti. Fransız, İspanyol, İngiliz ve İtalyan donanmaları Akdeniz’i bir Hıristiyan gölüne dönüştürürken, Cezayir, Tunus ve Libyalı korsanların bol kazançlı işleri iyice daraldı. 1783 ila 1827 yılları arasında çıkan çok sayıda Arap-Berber vergi isyanı giderek despotlaşan beyliklerin siyasi iktidarının altını ciddi şekilde oydu. Muzab’ın beş Sahra bölgesinden gelen Harici-sonrası İbadiye tarikatı, kıyıda yer alan limanlar ve gelişen çöl vahaları al-Aghwat, Uarqla, Tuqqurt, Biskra ve Ayn Madi arasındaki ticaretten zengin bir orta sınıf olarak ortaya çıktı. Sahra’nın bu beş şehri hiziplere ayrılmış çok sayıda kabile ve yakın bir şekilde birbirine bağlı Darqawiyye, Kadiriyye, Rahmaniyye ve Ticaniyye sufi tarikatlarının ortak aklıyla yönetilmekteydi. Etkili klanların hürmet edilen din büyüklerinin önderlik ettiği bu dostluklar, batılı oryantalistler tarafından “dinsel düzenler” olarak; sömürge istilaları boyunca zaviyelerinde tasavvufla cihadı bütünleştiren bu saygıdeğer şeyh ya da müritleri ise yanlış bir şekilde “peygamber”, “mehdi” ya da “savaşçı-aziz”ler olarak adlandırmışlardır.[3]

Napolyon Savaşları sona ererken, Fransa’nın oynadığı küresel deniz gücü rolü de sonlandı. Louisiana, Kanada ve Kızılderili sömürgelerin Yedi Yıl Savaşları’nda (1756-1763) kaybedilmesi Fransız monarşisini ikinci sınıf bir sömürge imparatorluğuna geriletmişti. 1820’lerde Marsilya ve Tulonlu Fransız tüccarlar Kuzey Afrika’yı “Cezayirli korsanların terörü”nden kurtarmak için güçlü bir politik kampanya başlattı.[4] Bu tüccarlar, Maltalı korsanlar, Korsikalı kaçakçılar ve Sardunyalı haydutların cirit attığı Akdeniz’de çok karlı silah ve yiyecek kaçakçılığı yapıyorlardı. Fransızların Mağrib’i fethetmeleri, en düşük sömürge dönemi savaş standartlarına göre bile son derece gaddarcaydı. Cezayir’deki Fransız işgalcilerin amacı Louis Napolyon III.’ün ifadesiyle, “Arapları uygarlaştırmak ve Fransızlaştırmak” idi. Resmi olarak, Fransa’nın Cezayir’i 5 Temmuz 1830’da istilası, 29 Nisan 1827’de meydana gelen eften püften bir olayın bahane edilmesinin bir sonucudur. Tepesinin attığı bir anda Cezayirli Hüseyin Bey Fransız konsolosu Pierre Deval’a sinekliğiyle çarpmış ve popülaritesi düşük olan Fransız kralı Charles X, bu olayı  “korsan yuvası Cezayir’e” karşı savaş için bahane olarak kullanmıştır. Ancak 1830 Temmuz’unun sonunda, Paris’te üç gün süren kanlı sokak çatışmalarının neticesinde onun rejimi çökmüş ve monarşinin bu son temsilcisi canını kurtarmak için sürgüne kaçmıştır. Bu tam kapsamlı sömürge istilasının resmen açıklanmayan gerçek sebebi Fransız ekonomisinin bozukluğu ve iç politik kargaşadır.

Cezayir’in Yahudi tüccarları Bekri ve Busnah, 1796’da İtalya’ya sefer düzenleyen Napolyon’un askerlerine büyük miktarlarda hububat tedarik etmişlerdi. Ancak Bonapart, çok aşırı olduğunu iddia ederek hesabı ödemeyi kabul etmedi. 1820’de XVII. Louis hesabın yarısını ödedi. Bekri’ye 250.000 Frank borç vermiş olan Dey, paranın geri kalanını Fransa’dan talep etti. Başta Bekri olmak üzere bu tüccarlar, Fransa kendilerinin alacağını ödeyene kadar Dey’e olan borçlarını ödemeyeceklerini ilan ettiler. Dey’in Fransa konsolosu Pierre Deval ile bu konuda yaptığı görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Fransız hükümeti 1820’de tüccarlara geri ödeme konusunda hiçbir girişimde bulunmayınca Dey, konsolos Deval’ın ona karşı Yahudi tüccarlarla iş birliği yapmasından şüphelendi. Bone konsolosu olan Deval’in yeğeni Alexandre’nin, Bone ve La Calle’deki Fransız ambarlarını muhkemleştirmesi Dey’i çileden çıkardı. Deval ve Fransa Savaş Bakanı Clermont Tonnerre, askeri bir sefer planladı ancak Konsey Başkanı olan ultra monarşi yanlısı Villele Kontu ve kralın varisi Cezayir’in askeri olarak istilasına karşı çıktılar. Restorasyon, nihayet Cezayir’e üç yıl abluka uygulamaya karar verdi. Ancak ablukanın başarısız kalması üzerine, Restorasyon 31 Ocak 1830’da Cezayir’e birlik göndermeye karar verdi. Amiral Duperre, Tulon’da 600 gemiden oluşan bir Filo’nun komutasını ele aldı ve Cezayir’e doğru açıldı. Cezayir’in istilası için Napolyon’un 1808’de uyguladığı beklenmedik durum planını benimseyen General de Bourmont, Cezayir’in 27 km batısında yer alan Sidi Ferruch’ta 14 Haziran 1830’da 34.000 askerle karaya çıktı. Dey, 7.000 yeniçeri, Konstantin ve Oran Beyliklerinden 19.000 asker ve dağ kabilelerinden 17.000 savaşçı gönderdi. Fransız istilacılar üç hafta süren taarruzdan sonra (şimdiki başkent) Cezayir’e girdiler. Dey silah bıraktı ve Avusturya İmparatorluğu’nun kontrolü altında bir Fransız gemisiyle İtalya’ya doğru yola çıktı. Fransız ordusu Ekim’de yerli Müslüman askerlerden oluşan ilk piyade birliklerini kurdular. Bunu daha sonra sipahi birlikleri takip etti. Beylikler olarak bilinen yerleşik Türklere ait tüm binaları kamulaştırdılar. Oran’da Fas Sultan’ı Abdurrahman Hıristiyan Fransız askerlerinin katliam yapmasına göz yummadı. Abdurrahman, Prens Moulay Ali’yi Tilemsen’e halife olarak atadı. Misillemede bulunan Fransızlar iki Faslı Muhammed Beliano ve Bin-Kirane’yi idam etti; diğer yandan Oran’ın askeri valisi General Boyer onların tüm gemilerini ele geçirdi. 1 Aralık 1830’da Kral Louis Philippe, Duc de Rovigo’yu Cezayir’deki askeri personelin başına getirdi. De Rogivo, arazi ve mülklerin sömürgeleştirmesine başladı. 1833’te uyguladığı baskıların abartılı olması üzerine geri çağrıldı. Fas ile çatışmadan uzak kalmak isteyen, Louis-Philippe bir taraftan da askeri gücünü sergilemek istercesine Sultan’a bir kafile gönderdi. Başkanlığını Kont de Mornay’in yaptığı ve ünlü ressam Delacroix’i de içiren kafile Sultan’dan Tilemsen’i boşaltmasını istedi ama o bunu reddetti. Şubat 1832’de başkanlığını Kont de Mornay’in yaptığı ve ünlü ressam Delacroix’in de içinde bulunduğu bir heyet, Sultan Moulay Abdurrahman’dan Tilemsen’i boşaltmasını istedi ama o bunu reddetti. 1834’te Fransa, yaklaşık 2 milyonluk bir Müslüman nüfusu barındıran Cezayir’in işgal altındaki bölgelerini sömürge olarak ilhak etti. İşgal altındaki bölgede hüküm süren ve kılıç hükümeti diye adlandırılan yönetimin yerine, savaş bakanlığına bağlı sivil ve askeri yetkiler tevzi edilen yüksek rütbeli bir ordu subayı, genel vali olarak atandı. İlk genel-vali olan Marshall Bugeaud sistemli işkence ve yakıp yıkma politikasıyla istilaya öncülük etti. Cezayir şehrinin fethinden kısa süre sonra asker kökenli politikacı Bertrand Clauzel ve diğerleri tarımsal arazileri ele geçirmek ve resmi itirazlara rağmen yerleşiminin faturasının bir kısmını araziye hücum başlatarak Avrupa’dan gelen çiftçilere çıkartmak için bir şirket kurdu. Clauzel, Mitidja Ovası’nın tarımsal potansiyelini fark etti ve orada büyük çaplı pamuk üretimi yapılabileceğini öngördü. Genel Vali (1835-36) olarak, yetkisini kullanıp araziye yatırım yaptı ve ordu subaylarını ve yönetimi altındaki bürokratları da aynısını yapmaya teşvik etti. Bu gelişme Fransız yetkilileri arasında Cezayir’e yönelik büyük bir çıkar ilgisi yaratarak bu ülkeye yapılan müdahaleyi daha da derinleştirdi. Hükümet şemsiyesi altında bölgede ticari çıkar peşinde koşanlar, Fransız işgal bölgesini genişletmekle arazi vurgunundan elde edebilecekleri karları fark ettiler. Büyük tarımsal alanlar oluşturdular, fabrikalar ve işletmeler kurdular ve de mevcut ucuz işgücünden faydalandılar.

“Cezayir” ismi bile Fransız etiketini taşır: Temmuz monarşizminin gölgesi altında gerçekleştirilen fethi müteakiben Osmanlı İmparatorluğu ile ihtilaflı durumda olan Cezayir toprakları ilk olarak “Kuzey Afrika’daki Fransız varlıkları” diye, daha sonra ise 1839’da Mareşal General le Duc de Dalmatia tarafından “Cezayir” olarak adlandırıldı. 1790’da Fransa iki Yahudi tüccarı Bekri ve Busnah’tan Fransız ordusu için buğday satın almak için anlaşma yapmıştı.

Cezayir şehrinin düşüşünden hemen sonra en başarılı yerel muhalefet Konstantin Bey’i Ahmet bin Muhammed’den geldi. Türk yetkilerin yerine yerel liderleri geçirip Arapçayı resmi dil haline getirip mali işleri İslami ilkelere göre düzenlemeye çalışarak Beyliğindeki Osmanlı idaresinde büyük bir revizyona girişti. Fransızlar, Beyliğin arazilerinin bir kısmını görüşmeler yoluyla elde edemediği gibi Bertrand Clauzel’in öncülük ettiği işgal güçleri 1836’da Konstantin’den büyük bir hezimetle çekilmek zorunda kaldı. Ancak bir yıl sonra 13 Ekim 1837’de Fransızlar, Sylvain Charles Valee’nin idaresi altında Konstantin’i ele geçirdi.

1830 ve 1872 yılları arasında hızlı bir şekilde Müslümanların nüfusundan 875,000 kişi eksildi. 1867-68 yıllarındaki korkunç kıtlıktan sonra ortaya çıkan yıkıcı kolera salgını, daha önceleri refah içindeki Müslüman arazilerinin nüfusunu daha da azalttı. Tanınmış liberal politik düşünür Alex de Tocqueville 1841’de bu konudaki görüşlerini açıkça ortaya koymuştur:

Afrika’daki savaş bir bilimdir. Herkes onun kurallarının farkındadır ve herkes bu kuralları uygularken başarılı olacağından nerdeyse kesin bir şekilde emindir. Mareşal Bugaeud’un ülkesine yaptığı en büyük hizmetlerden biri bu yeni bilimi yaymak, mükemmelleştirmek ve herkesin onun farkına varmasını sağlamak olmuştur… Benim fikrimi soracak olursanız, ben Afrika’dan şu anda savaşı yürütme tarzımızın Araplarınkinden çok daha vahşice olduğu düşüncesine gark olmuş bir şekilde dönmekteyim. Bugünlerde medeniyeti temsil edenler onlar, biz değiliz. Bu şekilde savaşı yürütmemizin gaddarca olduğu kadar aptalca olduğunu da söyleyebilirim. Bu, ancak vahşi ve kaba askerlerin zihin dünyasının bir sonucu olabilir. Aslında, haklı olarak Türklerin dünyada nefret uyandıran uygulamalarını aynen tekrarlamak son derece anlamsız… Fransa’da saygıdeğer bulduğum birçok kimsenin, ürünlerin yakılması, zahire ambarlarının boşaltılması ve nihayet silahsız erkek, kadın ve çocukların zapt edilmesini doğru bulmadıklarını duydum. Bana göre bunlar, Araplara karşı savaş yürütmek isteyen herkesin kabullenmek zorunda olduğu talihsiz koşullardır. Bence kabileleri ezmek için her türlü araç kullanılmalıdır, insan türü ve uluslar birliğinin kınadığı şu kabilelerin önüne set çekilmelidir. Şahsi kanaatimi sorarsanız, savaş kanunları ülkenin tahrip edilmesine imkân tanır ve bunu ya mahsulleri hasat zamanında yok ederek ya da herhangi bir vakitte insan ya da sürüler ele geçirmek amacıyla ani baskınlar yaparak gerçekleştirmeliyiz… Her neyse, genel anlamda Cezayir’deki tüm politik özgürlüklerin dondurulması gerektiğini söyleyebiliriz.[5]

Fransa içindeki isyancı halkın ilgisini krizden uzaklaştırmak için askeri bir sefer olarak başlatılmış olan Cezayir’in işgali çabucak, ele geçirilmiş çok büyük arazinin, çoğunlukla eğitimsiz ve oldukça fakir olan Maltalı Katolik, İtalyan, İspanyol kökenli Korsikalı ve Fransız köylülere transfer edilmesine dönüştü.  General Thomas-Robert Bugeaud 1849’da Cezayir’i işgal edişinin amacını açıkça ilan etmekteydi:

Büyük bir iç görüye sahip olan Araplar karşılarına çıkardığımız zalim devrimi çok iyi anlamaktalar; sosyalizm bizim için ne kadar radikal olursa bu devrim de onlar için o denli radikal… Biz sadece ordulara karşı savaşmıyoruz aynı zamanda doğal zenginlikleri ele geçirmek için de savaşıyoruz. Düşman askerlerini yendikten sonra, kalabalık merkezleri, ticaret, sanayi merkezlerini, gelenekleri ve arşivleri ele geçiriyoruz. Çok geçmeden de doğal zenginlikler zorla ele geçirilmektedir. Afrika’da ele geçirilebilecek tek zenginlik var, o da tarımsal zenginliktir. Bu doğal zenginliği ele geçirmekten başka bu memleketi zapt etmenin bir yolu olduğunu sanmıyorum.[6]

Fransız işgalciler beyliklere ait olan kabile arazilerinin yanı sıra İslami vakıflara ait olan arazileri de ele geçirdiler ve onları Hıristiyan sömürgeciler arasında dağıttılar. Bu fakir Katolik köylüler, tipik sömürgeci kuşatılmış kale mantığını geliştirdikleri katı bir şekilde ayrılmış yerleşim alanları kurdular. Müslümanların malları ellerinden alındı ve yüzlerce cami kiliseye dönüştürüldü. Fransız Devrimi’nde bir zamanlarım çok güçlü olan Kilisesi çok kişisel bir inanca indirgenmiş olmasına karşın, işgal altındaki Cezayir’de Katolik köktendinciliği teşvik edildi. Müslüman Mağrib’in iki yıl süren saldırılarla kolonileştirmesinden sonra, şarap üretimi Fransız-Cezayir ekonomisinin en önemli ürünü haline geldi. Hıristiyanlara yönelik şarap üretimi için kullanılan alan Müslümanların yiyecek ürünleri pahasına iki katına çıkarıldı. Bu Fransız ‘şarap bağcılığı devrimi’ alkolün haram olduğu İslami topluma dayatıldı. 1839’da arazi vergileri üç katına çıkarıldı; bunun sonunda Müslüman tüccarlar ve tahıl üreticileri perişan oldular. 1830’daki Fransız işgalinden önce Cezayir Fransa’ya buğday ihracında bulunuyordu. 1789 Fransız Devrimi, bilahare parasını ödemeyi reddettikleri Cezayir buğdayı sayesinde ayakta kalabildi. Bu parayı on yıllar süren devrimsel terör ve şiddetten sonra bile ödemediler. Kibirli davranan sefir Deval’in azarlanması ve kovulması, borcun ödenmemesinin ılımlı diplomatik misillemesiydi.[7] Politik olarak istikrarsız Fransa’ya buğday ihraç eden Cezayir ekmek bulamaz duruma gelmişti. Daha sonraları, Fransa’ya olan bağımlılığı iki katına çıktı, böylece Cezayir’deki Fransız egemenliği ekonomik bakımdan sağlama alındı. Fransız sömürge boyunduruğu altında Cezayir, Müslümanların tüketmediği şarabı Fransa’ya ihraç ediyor ve çaresizce muhtaç olduğu buğdayı ise ithal ediyordu.[8]

İşgalin başında Fransız askerleri Cezayir şehrinde askeri bir üs kurdular ve sömürge alanı oluşturdular, fakat 1840’ta Fransız cumhuriyetçi rejimi Müslümanların bütün arazisini toptan fethetme ve sömürgeleştirme emrini verdi.  Fransız tarihçilerce Kuzey Afrika’daki Fransız sömürge imparatorluğunun babası olarak kabul edilen General Thomas-Robert Bugeaud (1784-1849) ele geçirilen toprakları Hıristiyan sömürge vatandaşları namına korumak için Müslümanların toplumsal, politik, ekonomik ve askeri altyapısının tümüyle imha edilmesi gerektiğini ileri sürmekteydi. Fransa’da ‘Rue Transnonain’ kasabı olarak nam salmış olan Napolyon savaşlarının bu gediklisi Müslüman mücahitler, İspanyol gerillalar ve Fransız devrimcilerle aynı aşırı sadistik ruhla savaşan ‘belalı bir asker ve müfrit’ idi.[9] Bonapart’ın talihsiz 1809-1814 Peninsular Savaşı esnasında fethedilen Lerida’da İspanyol rahibelerin kitlesel olarak tecavüzünden büyük bir zevk almıştır.[10] İspanyol şehirleri Saragosa ve Lerida’da öğrendiği terör ve katliamları otuz yıl sonra daha vahşi bir barbarlıkla Cezayir’deki Müslümanlara karşı uygulamıştır. Sömürge fetihleri ile ilgili yeniden tanımladığı teoriye göre askeri işgal, savaşçılarla onların sivil destekçileri, kılıçla saban arasındaki çizgileri belirsiz hale getiren gerilla savaşının zorlukları ile baş etmek için yeterli değildi. Haziran 1830 Devriminden sonra orduya yeniden katıldığında,  anti-gerilla savaşı ve sömürge fetihleri hakkındaki fikirleri iyice netleşti. 1836’da Cezayir’de iki ayını Napolyon’un askerlerinin İspanya’daki hatalarını burada da tekrarlayan Fransız ordusunun açmazlarını düşünerek geçirdi. Üç yıl sonra Kral Louis Philippe tarafından Genel Vali ve ele geçirilmesi zor mücahitlerle baş edemeyen Fransız ordusuna başkomutan olarak atandı. 1841’de Bugeaud Miliana yakınlarındaki Cheliff’deki Müslüman yerleşim yerlerine yönelik ilk toptan yok etme saldırısını başlattı. Kararmış tarlalar ve yanmış köyler çok geçmeden Cezayir’in her yerinde Fransız birliklerinin hareketinin nişanesi oldu. 1841 sonbaharında Cezayir’i ziyaret eden General le Comte da Castellane Souvenirs de la vie militaire en Afrique’sinde şöyle yazmıştır: ‘Avrupa’da iki üç büyük şehri ele geçirdin mi bütün ülke sizin olur ancak Afrika’da önünüzde duran tek yol onları besleyen hububatı ve onları giydiren sürüleri ele geçirmektir… Bu nedenle ambarlar, hayvan sürüleri ve yağmalama üzerine savaş yürütüyoruz.’[11] Fransızlar kesinlikle Rus generaller Velyaminov, Prens Bariatinsky ve Baron Rosen’in Çeçenistan, ya da Sir Hugh Rose’un 1857’deki Hindistan Ayaklanmasında yaptıklarından daha vahşi değildiler. Kafkaslarda Rus, Mindanao’da İspanyol, Cava ve Sumatra’da Hollandalı ya da Hindistan’daki İngiliz sömürge güçleri gibi,  işgal altındaki Cezayir’de bulunan Fransızlar, karizmatik bir emir el müminin tarafından ilan edilecek kıtalararası cihad hareketine ‘Cezayirlileri de kenetleyebileceğinden korktukları için İslami uyanış hareketinin en ufak bir belirtisi’[12] karşısında son derece gergindiler. 1846’da işgal altındaki Cezayir’i ziyaret eden Amerika’da Demokrasi’nin tanınmış yazarı Alexis de Tocqueville sömürge savaşındaki şiddetin boyutu ve ‘embesil Fransız askerleri’[13] tarafından işlenen vahşilik karşısında dehşete düşmüştür. Fransız askerleri Mağrib’i 1830’da işgal ettiğinde Müslüman militanlar, Fransızların kısa menzilli tüfeklerine karşın yaklaşık 8000 uzun namlulu ve uzun menzilli jezail tüfeğe sahipti. Vadilerde ve yerleşim yerlerinde mevzilenmiş Cezayirli Müslüman keskin nişancıların ölümcül atışları çok sayıda Fransız askerinin hayatına mal oluyordu. Mücahitlerin cesareti her türlü ifadenin ötesindeydi. Lakin vahşet, demir ruhlu askeri disiplin, ağır silahların yıkıcı atış gücü ve de hepsinden öte kabile ağalarının işbirlikçiliği Ahmet Bey ve Abdulkadir’in liderlik ettiği direnişi ezdi geçti. 1842 baharına gelindiğinde Fransız ordusunun ağır silahları Maskara, Tilemsen, Taza, Tagdempt, Boghar ve Nedroma’yı biçti. Sonbahara gelindiğinde, Bugeaud’un askerleri Fas sınırı ile Tunus arasında yer alan dağlık arazinin kontrolünü ele geçirmişti. 20 Eylül 1842’de Fransa Savunma Bakanına gönderdiği mektupta Bugeaud şöyle yazıyordu:

Tekrar başkaldıran ya da kendi bölgelerinde göründüğünde Abdülkadir’e direnmeyi reddeden kabileleri sınır dışına çıkarmakla tehdit ettim… Bağlılık yeminlerini ihlal eden kabilelere mensup tüm erkekler, kadınlar ve çocuklar en şiddetli cezaya maruz kalacaklardır… Askerlerim Fransa’nın onları ortadan kaldırmayacağına inanan Müslümanları dehşete düşürecektir.[14]

6 Mart 1841’de yayımlanan mütalaasında Fransız yerleşimcilere, boyun eğmiş tüm Müslüman kabilelerle ticari bağlar kurmalarını tavsiye etmiştir. Haklı olarak şöyle düşünüyordu: ‘Amerika’daki yerli kabileleri alkol mahvetmiştir. Burada Araplara boyun eğdiren de ticaret olacaktır… Zenginleşen her Arap bizim destekçimiz olacaktır.’[15] İster Fransız ister Arap isterse İspanyol kökenli (Sefarad) olsun Yahudiler boyunduruk altındaki Müslümanlar ve sömürgeci Hıristiyanlar arasındaki sömürge ticaretinden aracı olarak muazzam bir şekilde zengin çıktılar. 1838’de Cezayir şehrinde 12.322 Müslüman ve 6.065 Musevi vardı. Oran, Musevilerin ağırlıkta olduğu bir şehirdi. Fransız istilası ve bunu takiben kentli Müslümanların Mısır ve Suriye’ye göç etmelerinden sonra Yahudi emlakçılar Cezayir ve Blida şehirleri ile Mitidya Ovası’nın önemli kentlerindeki metruk Arap evlerini Hıristiyan yerleşimcilere sattılar.[16] Cezayir Musevileri Fransız adetlerini ve dilini kolayca benimsediler ve de askeri idareyle sıkı bir işbirliğine gittiler. Türedi Musevi zenginlerden Busnah ailesi Abdülkadir’le olan hububat ticaretini tekelleştirdi. Judah ve Haim bin Durand Arapları çok becerikli bir şekilde kazıkladı. Bir sürü dolaplar çevirip hem Fransızlar’dan hem de fethedilmiş Müslüman kabilelerden para kopardılar.[17]

1845’e gelindiğinde Bugeaud, Abdulkadir ve Ahmet Bey’e karşı yürüttüğü ‘Ekmek Savaşı’nı kazandı.  Ele geçirilen hububatı yakmak, çiftlik hayvanlarını ele geçirmek ve de meyve ve zeytin ağaçlarını kesmek onun öne çıkan marifetleriydi. Onun araziyi yakıp kavurma taktikleri büyük oranda Müslümanların tarımsal faaliyetlerini yok etti ve açlıktan kıvranan köylerin teslim olmalarına yol açtı; ‘Bir zamanlar zengin ürünlerle dolup taşan yamaçlar kararmış çorak araziye dönüştü.’[18]

‘Terör ve despotluk’un Cezayir’in fethi için gerekli olduğunu açıkça ifade etmiştir.[19] Fransız askerleri terör savaşlarını, Cezayirli Müslüman köylülerin küçülen tarlalarından buğday toplamaya hazırlandıkları hasat dönemi Mayıs ayında yoğunlaştırıyorlardı. Yabancı Lejyonu’nun kıdemli askerlerinden biri Müslümanların direncini Fransızların nasıl kırdıklarını şöyle bildiriyordu: ‘Biz Kutsal Kitaptaki Samson gibi 300 tilkinin kuyruğuna yanan meşaleler bağlayıp onları (Filistin’in İbrani öncesi yerlileri olan) Filistinlilerin buğday tarlalarına salarak ateşe vermedik; biz geçmişin deneyimlerine sahiptik ancak İsrailli kahramanınkilerden başka modern zamanların gözde yeniliklerine de sahiptik.’[20] 1789’den beri Fransızlar hep yenilikçi ve ilerici insanlar olarak görülmüştür. Cezayir’de Fransız istilacılar kuyruklarına yanan meşaleler bağlanmış kediler kullandılar. Atom çağında ise Fransız hava kuvvetleri Vietnam’daki Amerikalılardan on yıl önce napalm kullanmışlardı.

1841’in kavurucu sıcağında Bugeaud’un birlikleri Mitidya Ovası’nın tarıma elverişli vadilerini ‘ateş denizi’ne dönüştürdüler. Benzer terör eylemleri, işgal altındaki ‘Fransız Cezayiri’nin batı vilayetlerindeki Müslümanlar üzerinde de uygulanmıştır.[21] Banu Menasir’deki tarım ürünleri ve çiftlik hayvanlarını yakan Mareşal Saint-Arnaud, birliklerinin Afrika’da gördüğü en verimli arazilerden birini küle çevirdiği, ‘boyun eğmeyen kabilelerin evlerini tahrip edip, sürülerini ellerinden aldıkları, ambarlarını boşaltıp bulabildiği tüm arpa ve buğdayı Miliana’ya gönderdiği’[22] konusunda güvence verdi.

Şubat 1843’te Bugeaud’a verdiği raporda şöyle diyordu: ‘Teslim olana kadar huzur nedir bilmeyecekler.’ Menfaatçi açık sözlülüğüyle Mareşal Saint-Arnaud patronunu bilgilendiriyordu: ‘Haimda köyüne giderken yolumuz üzerindeki her şeyi yok ettik ve yağmaladık. Orada tablo gibi bu güzel köyü tahrip ettik, her şeyi yaktık… Birbirine sokulup sarılmış ailelerin soğuktan gece donup öldüklerini keşfettim. Bunlar köylerini ve kulübelerini daha önce yaktığım Beni Nasır kabilesinin mensuplarıydı.’[23]

Birliklerin komutanı Lucien-François de Montagnac’ın mektubuna göre, komutası altındaki Batı Uygarlığının cesur askerleri:

Arapları mahvettik, kavurduk, yerin dibine geçirdik, yağmaladık, kırıp geçirdik ve yok ettik. Bu sefil insanları ne kadar şiddetli bir şekilde tarumar ettiğimizi hayal etmek bile imkânsız… Sürülerini, evlerini, halılarını, evlerindeki tüm eşyaları özetle sahip oldukları her şeylerini ellerinden çekip aldık… Dağlara kaçmış olan kadınlar ve çocuklar soğuktan ya da açlıktan öldüler… Son aylarda (Ocak-Şubat 1842) tüm buğday ve arpalarını ele geçirdik… Ben şahsen kumanda etmekten onur duyduğum askerlerin hepsine verdiğim talimatta eğer bana hala tek bir Arap’ı canlı iken getirecek olurlarsa, kılıcımın kabzasını başlarına geçireceğimi söyledim.[24]

1843’te Montagnac, adamlarına ”15 yaş üstü tüm Müslüman erkekleri öldürmelerini ve bütün kadınları ve çocukları ise Marquesas adaları ya da başka yerlere giden gemilere bindirmelerini”; kısaca, “köpek gibi ayaklarımızın dibinde sürünmeyen herkesin kökünü kazımalarını”[25] emretmiştir.

Fransız terörü karşısında pek çok kabile reisi herkes kendi başının çaresine baksın durumuyla karşı karşıya kalmış ve bir gecede bağlılıklarını değiştirmiştir. Cihadın ilk aşamalarında iki farklı eğilim ortaya çıkmıştır: Doğu Cezayir’de Ahmet Bey Osmanlı otoritesini yeniden tesis etmeye çalışırken batı Cezayir’de ise Abdülkadir kendi bağımsız İslam emirliğini kurmaya girişmişti. Güçlü Beni Haşim, Beni Emir ve Evled Sidi Şeyh’den oluşan konfederasyon tarafından 1832’de emir el müminin olarak tanınan Abdülkadir, Fransız işgali altında olan Oran’a karşı saldırıya geçmiş ve Fas sultanı Abdurrahman’ın yanı sıra (Osmanlı) Bab-ı Hümayun’dan askeri yardım istedi. Konstantin şehrinde Beni Fakkun’un önde gelenleri Ahmet Bey’i emir el mücahidin ve şeyh el Arab ilan etti. Ancak maalesef bu iki karizmatik lider gerilla faaliyetlerinde işbirliği yapmamış ve de Ukkaz kabilesinin güçlü şeyhi Ferhat bin Said gibi diğer iddialı kabile reisleri onların cihatlarını sabote etmiştir. Ahmet Bey muhaliflerinin üst edindiği Ziban’daki birçok vahanın hurma ağaçlarını kesmek zorunda kalmıştır. 1837’de Ziban’ın kabile ağaları ‘düşmanımın düşmanı dostumdur,’ şiarıyla kıya bölgelerinin fatihi Fransız komutan ile işbirliği yapmaya karar verdiler. O ana kadar ümmetin altını oyan ihanet ve kabile rekabeti yüzünden, güzelim Konstantin 12 aylık bir kuşatmanın ardından 1837’de General Valee’nin yağmacı ordusunun eline düştü.[26] Şeyh el Balad namıyla anılan el Fakkun, şehri aslanlar gibi savundu. Oğlu Hammuda (Muhammed) Konstantin’in teslimi için müzakerelerde bulundu ve fetheden tarafından işgal edilen şehrin Qaid’i olarak atandı ve Fransız hâkimiyetini sürdürmekten sorumlu kılındı.[27] Bu korkunç duruma rağmen Konstantin, İslami eğitimin önemli bir merkezi olmaya devam etti. Şehrin ünlü medreseleri Suriye ve Mali gibi uzak diyarlardan bile binlerce talebe çekmeye devam ediyordu.[28]

Fransız askeri birliklerinin geniş çaplı olarak Mağrib’e yerleştirilmesi, ölümcül kolera hastalığını korkunç sonuçlarıyla kalabalık şehirlere ve vahalara taşıdı. Kolera salgını Konstantin’in kentli nüfusunu ve Ziban’ın kırsal nüfusunun büyük bir kısmını yok etti. Cezayir’deki bir Fransız ajanı olan Carette’nin 1839’da yazdıklarına göre pek çok bölgede ‘nüfus siyasi bir potansiyel oluşturamayacak ve bir Fransız saldırısını püskürtemeyecek kadar azaldı.‘[29]

Konstantin uleması ve Hacı Ahmet Bey İstanbul’a askeri veya siyasi destek için defalarca mektup yazdı ancak hiçbir karşılık alamadı. Osmanlı sultanı ve Fransız hayranı danışmanları hiç tepki vermedi.[30] Üstelik Akdeniz’deki Türk donanmasının yolu Tripoli yakınlarında Fransız savaş gemilerinden oluşan küçük bir filo tarafından kesildi. Konstantin’in düşüşünden üç yıl sonra Burj’daki Emir Abdülkadir’in vekili yani halifesi olan Hasan bin Azzuz’un liderlik ettiği Sahra milisleri, stratejik el-Wataya Geçidi’nin kontrolü için yapılan muharebede Banu Ghana kabilesinden gelen rakip güçler tarafından uzaklaştırıldılar. Abdülkadir ve Ahmet Bey tarafından kontrol edilen geniş bir bölge olan Tell kıyı bölgesindeki kıtlık ihtimali, Paris’i alçak General Bugeaud’ün komuta ettiği daha fazla birliği göndermeye ikna etti. Bugeaud, 1841’de Cezayir’e işgal edilmiş bölgelerin genel valisi olarak geri döndü ve hemen yeni politikasının ‘tüm bölgenin işgali’ olduğunu ilan etti. Onun İslam’a karşı toptan savaşı, Mağrib’te Fransız sömürgeciliği açısından yeni bir dönem başlattı. Hasan bin Azzuz’un kardeşi Mabruk (kendi kardeşlerinin liderlik ettiği) mücahitlerin siyasi ve askeri planlarını düzenli olarak Fransızlara bildiren maaşlı bir muhbir oldu. Ferhat bin Said Abdülkadir’e ihanet etti ve Konstantin’in düşüşünden sonra Fransızlara sığındı. 1843’ün Kasım ayında Abdülkadir Fas’a çekildi. General Bugeaud’un haçlı askerleri çabucak el-Qantara geçidinden geçerek Aures Dağlarını aştı. Mart 1844’te Duc d’Aumale’nin komuta ettiği birlik Biskra’daki en büyük Sahra vahalarından birini ele geçirdi. Kalleş kabile Banu Ghana, Ziban’ın yeni efendileri tarafından cömert bir şekilde ödüllendirildi. Küçük bir Fransız subay grubu onları yedek yerli birlikler olarak eğitti. Ani baskına rağmen, Yukarı Sahra hala fethedilememişti. İki ay sonra 116 Fransız askeri Sidi Uqba vahasının şeyhi Muhammed el-Saghir’in öncülük ettiği mücahitlere katılan yerel isyancılar tarafından öldürüldü (tüm bir garnizon yok edildi). Bu görülmemiş hücum gerçekleştiğinde kurtulan tek Fransız, o sırada Awlad Nai’l adlı adı çıkmış kabilenin kerhanesinde olan Binbaşı Pelisse idi. O ve Fransızların atadığı, şehrin Banu Ghana’lı valisi, Tulqa’daki Rahmaniye cemaatinin şeyhi Ali bin Osman’ın tekkesine sığındı.[31] Biskra Mayıs ayında kurtuldu ancak takviye gelen Fransız birlikleri ve onların ağır silahları sayıca az ve hafif silahlı Müslüman savaşçıları gelecek yüzyıllar boyunca tüm mücahitleri koruyacak güvenli bir sığınak olan Kabilia’daki Aures Dağları’nın tepelerine geri çekilmeye zorladı. Fransız istilacılar nüfusu azaltılmış vahadaki eski bir Türk kışlasını son derece muhkemleştirdiler ve Cezayir’deki Atlas Dağları’nın yüksek yaylaları ve Konstantin’in tepelerindeki düzlükler arasında kalan Hodna Havzası’nda, 100.000 civarındaki Müslüman’ın gözetlenmesi için, kötü namlı Bureau Arabe’yi kurdular. Biskra, Aures Dağları’nın Fransız işgalindeki bölgesinin merkezi haline geldi. Sünni Biskra’nın nüfusunun neredeyse tamamı Muhammed el-Sağir’i izleyerek hicret etti. Mülteciler Tunus’un Nafta kasabasına sığındılar. Ancak beş yıl sonra Nafta’daki zaviyesine yeni bir başkaldırının haberleri ulaşınca Sidi Uqba’nın şeyhi ve onun beraberindeki muhacirler Ebu Ziyan’ın mücahitlerine katılmak için hemen Ziban’a geri döndüler.[32] Ancak maalesef pek çok sufi şeyhi istilacı kâfirlere karşı yapılan vatansever cihat çağrısını reddettiler.

Regh Vadisi’ndeki Beni Cellab’ın şeyhi Fransız kontrolündeki pazarlardan buğday satın alma gibi bir ikramiyeden yararlanmak için 1844’teki Fransız işgalini hoş karşıladı. El-Agwat’lı bir ‘aziz’ olan Ahmet bin Salim, General Marey-Monge ile yakın bir işbirliği içinde hareket etmiştir. Pek çok yerleşim yerinde, önemsiz memurların yaptığı tekliflerle akılları başlarından giden itibarsız ‘kutsal adamlar’ yani marabutlar yarı otonom kabile bölgelerinde yönetici (mudara)olarak atanmışlardır.[33] Tuqqurt yakınlarındaki Tamalhat vahasındaki Ticani zaviyesinden Sidi Ali bin İsa (ö.1844) gibi bazıları ise hiç yüzleri kızarmadan, ‘Allah Cezayir’i Fransız Hıristiyanlara vermiştir… sakın ha isyan etmeyin, barışçıl olun ve onlara silahla baş kaldırmayın. Allah onlar sayesinde sizi şedid Türk tiranlardan kurtardı daha ne istiyorsunuz,’[34] şeklinde vaaz verebilmişlerdir.

Fransız Mezalimi ve Sömürge Dönemi Suçları

19 Haziran 1845’te Albay Amable Pleissier komutasındaki Fransız birlikleri Cheliff’in Dahra bölgesindeki bir mağarada Oulad Riah kabilesinden 500’den fazla kadın, çocuk ve erkeği diri diri yakmıştır. Müslüman kurbanların attıkları çığlıkları ve kömürleşmiş cesetlerin doldurduğu mağara ile ilgili olarak Genel Vali’ye verdiği rapor son derece çıplak ve gerçekçidir.[35] Bugeaud ise bu konuyla ilgili şöyle demiştir: ‘Dahra olayı Araplar arasında dirençlerini sona erdirecek, fethimizin boyunduruğunu onlara kabul ettirecek ve dağlardaki mağaraların erişilemez olduğuna dair inançlarını yıkacak faydalı bir terör havası estirmiştir… Eğer bizden bir yumuşaklık görürlerse Araplar boyunduruğu fırlatıp atarlar.’[36] Fransız askerleri öldürdükleri Müslümanların kulaklarını varillerde topluyorlardı. Fransız garnizonlarındaki garp pazarlarında Araplar ait bir çift erkek veya kadın kulağı 10 franktan gidiyordu. 8 Ağustos’ta Mareşal Saint-Arnaud, ‘Pelissier’in yolundan giderek’ mağaralardaki Beni Sabah kabilesini kuşattı. Ertesi gün Fransız askerleri mağaranın girişinin üstündeki kayaları dinamitle havaya uçurdular, mağaraların ağzını hemen hemen kapandı, ancak Müslümanlar yine de teslim olmayı reddettiler; ‘sövüp beddua ettiler ve ateş açtılar.’ Saint-Arnaud şöyle yazıyor: Üç gün sonra, ‘Mağaraların bütün çıkışlarını tamamen kapattırdım ve böylece onlara büyük bir mezarlık haline geldi. Mağara, bu fanatiklerin üstünü ebediyen örtecektir. Hiç kimse mağaraya girmedi ve benden başka hiç kimse orada 500 haydudun olduğunu bilmiyor. Bunlar bir daha Fransız kanı dökemeyecek.’[37]

Benzer bir şekilde, General Cavaignac ve Canrobert 1845-1848 arasında mağaralara saklanmış olan Müslüman köylüleri yok etti. Louis Bonapart III rejiminin savaş bakanlarından Saint-Arnaud, Cezayir’deki Müslüman karşıtı terörün Fransız proletaryasına karşı pratik bir baskılama dersi işlevi gördüğünü ortaya koymuştur. Bugeaud’un sömürgeci terör okulu, ‘Bonapart yönetiminde İspanya’daki gerilla savaşının; Cezayir, 1848’deki baskı, 1851’deki darbe ve 1871’de Paris Komünü’nün bastırılmasıyla arasındaki bağlantıyı kuran zincirdeki birincil ve önemli halkayı oluşturuyordu.’[38] Dayanılmaz teröre rağmen Beni Menasir, istilacılara karşı sonuna kadar direndi ve pek çok başka kabile de Wahran vilayetinde onlara katıldı. Ancak, Fransız savaş terörünün büyüklüğü, Müslüman topraklarının viran olması ve tüm kabilelerin insanlık dışı bir şekilde katliama uğramaları karşısında dehşete düşen Abdülkadir, Cezayir Müslümanlarının toptan yok edilmesini önlemek için teslim olmaya karar verdi. Bugeaud, elde ettiği sonuçları Fransa Savaş Bakanı’na 10 Nisan 1843’te gönderdiği mektupta muzaffer bir edayla anlatıyordu: “Fransız ordusunun ayağını bastığı yerde artık ot bitmiyor.”[39]

27 Şubat 1847’de son komutan Ahmet bin Salim askerlerini teslim etti ve 21 Aralık’ta Abdülkadir bir İslam devletinde sürgüne gitme karşılığında General de Lamoriciere ile kapitülasyonları imzaladı. Fransa’da (Chteau d’Amboise’deki) 5 yıllık mahkûmiyeti ve daha sonra Şam’daki sürgün hayatı boyunca Fransız İmparatoru Napolyon III tarafından çok bonkör bir maaşa bağlanan Ahmet, Fransa yanlısı ‘ılımlı’ bir sufi portresi çizdi. 1860’da maaşı aylık 150,000 franka yükseltildi. Dürzîlerin kanlı geçen Marunî karşıtı ayaklanmaları boyunca Suriye’deki evinde Lübnan’dan kaçan yüzlerce Hıristiyan mülteciyi barındırdı. Onun Fransa sevgisi, 1871’de Kabilia’daki çaresiz Berberilerin Fransız karşıtı başkaldırılarını kınamasıyla zirvesini gördü. Askeri karizmasının yanı sıra memleketi Cezayir’deki gerçek durumla olan bağlantısı da koptu. Şam ve Mısır’daki Fransız elçileri onu ehlileştirilmiş faydalı bir Morisco (İspanya’da Hıristiyanlaşan Müslümanlara verilen ad) olarak kullandı. Cezayir’de sömürge karşıtı direnişin bu eski kahramanının hayatı, Fransız sömürge imparatorluğunun koyunvari bir kuklası olarak madalyalar, haçlı amblemleri ve mason işaretleri ile gayet süslü bir şekilde donatılmış olarak sona erdi. 1848’de zafer sarhoşu Paris’te İkinci Cumhuriyet ilan edildiğinde Cezayir cihadının ikinci kahramanı Ahmet Bey işgal altındaki Cezayir ile diplomatik olarak kontrol edilen Tunus sınırında ele geçirildi. 1850’de hapishanede zehirlendi. Ahmet Bey’in mezarı Cezayir’de Sidi Abdürrahman zaviyesinde bulunmaktadır.

Fransız Cezayir’inde Uzun Soluklu Cihad

Abdülkadir’in tasfiyesinden sonra bölgedeki Fransız egemenliği defalarca yıpratıcı ayaklanma ve sivil itaatsizliklerle karşılaşmıştır. Gaddarca ezilen Cezayirlilerin Fransa’nın ağır silahlarının üstün ve yıkıcı gücü konusunda en ufak bir şüpheleri yoktu. Ortaya konan en destansı mücadele Ebu Ziyan’ın 1849’daki cihadı idi. Onun kahramanca yürüttüğü sömürge karşıtı mücadelesi, Camina ve Ebu Ma’za (keçiler sahibi adam) olarak bilen iki karizmatik adamın öncülük ettiği Dahra Başkaldırısı ile başladı. Camina, Ebu Ziyan ile defalarca yazıştı ve bu mektupların birçoğunun yolu Fransız ajanları tarafından kesildi.[40]

Emir Muhammed bin Abdullah olarak da bilinen Zahit Ebu Ma’za’ya, Cheliff Vadisi ve Kabilia Yaylalarının halkı arasında çok büyük bir saygı duyuluyordu. Onun cihadı esnasında geleceğin Fransız Mareşali ve Cezayir Genel Valisi olacak Albay Amable Pelissier tarafından Dahra mağaralarında insanlığa karşı kaydedilen en büyük suçlardan biri işlendi. Pelissier’in birlikleri tarafından sımsıkı muhasaraya alınan mağaralara sığınmış Ouadi Riah’lı yüzlerce kadın, çocuk ve yaşlı sistematik bir şekilde canlı canlı yakıldı.[41]

1847’de Ebu Ma’za ve onun mücahitlerden oluşan küçük birlik Evlad Celal vahasında tuzağa düşürüldü, ancak çoğunlukla yerli Arap ve Berberi destek güçlerinden oluşan General Emile Herbillion’un birlikleri ‘isyancıların bayrak ve dini flamalarını görünce dehşet içinde kaçmışlardır.’[42] Şeyh el-Muhtar Celali’nin desteğiyle mücahitler vahanın etrafında hendekler kazıp barikatlar kurdular. Fransız birliklerinin pek çok acımasız saldırısına direnerek katı bir şekilde mevzilerini savundular.[43] Ebu Ma’za’nın 1847’de General Saint-Arnaud tarafından yakalanmasından sonraki kaderi Abdülkadir’inkine benzerlik gösterir. Fransa’da hapse atıldı ve orada Endüstri Devrimi’ni inceledi. III. Louis Napolyon tarafından serbest bırakıldıktan sonra Osmanlı devletine sığındı ve orada Türk ordusunda paşa oldu.

Cihad ve Demir Çağında Fransız İmparatorluğu

Muhteşem dönemlerin sonu Fransız sömürge yönetiminin ve Fransız İmparatorluğu ile yaşam tarzının yayılmasına olan inancın zirvede olduğu bir zamanda meydana gelmiştir. Müslümanların bu direniş hareketlerinin sömürge karşıtı eylemlerini kategorize edebileceğimiz bir kıstas yok gibi. İslam tarihinin herhangi bir döneminde tüm toplumsal alanlarına iki kavram sürekli olarak damgasını vurmuştur. Birincisi tecdit yani Peygamber Muhammed (sav)’in yolu ve Dört Halifenin Şeriat Hukuku uygulamaları. İkincisi ise cihad, yani Müslüman’ın Allah’a olan borcunu unutmasına (gaflete) ve Darül İslam’ın istilacılarına karşı ruhsal ya da meşru askeri mücadelesi (cihadı ekber ve cihadı asgar). Sömürgecilerin fetihleri ve yeni sömürgeci ekonomik/politik bağımlılık, ezilmiş Müslümanlarca doğru bir şekilde gözlemlendiği gibi gayri Müslim Avrupalılar ve Batılılaşmış İslami dönem sonrası işbirlikçilerinin yararlanması için, hem cihad hem de as-sahwah al-İslamiyya açısından istisnai olmuştur.

1954’te Cezayirli gerillalara katılan[44] Karayipli radikal bir düşünür olan Frantz Ömer Fanon (1925-1961) ‘beyaz’ sömürge terörü ile sömürge karşıtı ‘beyaz olmayan terörizmi’ makyavelist kategorilerle ele almış ve de Cezayir Devrimi’ni ırkçı işgalci ile işgal edilmiş ‘terörist’ arasında geçen bir çatışma olarak tanımlamıştır. Fanon’un sömürge-karşıtı terörizm anlayışına göre, sömürülen adam yabancı baskısını güç ve şiddet kullanarak silkeleyip atmalıdır, ancak bu sadece askeri bir taktik olarak değil gerçek azatlığın hayati bir psikolojik gerekliliği olarak da görülmelidir. Sömürgeleştirme, sömürgeleştirilmiş adamı insanlığından mahrum eden silahlı fethin zorba gücünün bir sonucudur. Sömürgeleştirilmiş olan, adamlığını ancak kendini sömürgeleştirene karşı kendisi de gaddar bir güç kullandığında elde edebilir. ‘Terörist’ şiddetin kullanımı, sömürgeleştirilmiş yerliyi ‘aşağılık kompleksinden, umutsuzluk ve ataletten kurtarır, onu kahramanlaştırır ve benliğine olan saygısını yeniden tesis eder.[45]Peau Noire, Masques Blancs’ (Siyah Deri, Beyaz Maske, 1952) adlı eserinde kendiside Afrika-kökenli ve siyah derili olan Fanon, hem beyaz, hâkimiyetçi yaşam tarzının Afro-Asyalı taklitçilerini hem de kravat takarlarsa Batılılar tarafından eşit ve ‘uygar’ kabul edilecekleri yanılsamasına kapılarak uğraş veren Müslüman takımını şiddetle kınamıştır. Fanon’un devrimci sömürge-karşıtı terörü, Clausewitz’in ‘başka araçlarla politika’ anlayışı değil, gerçek bir kurtuluşu sağlamak ve her şeyleri ellerinden alınmış proletaryayı özgürlüğüne kavuşturmak için ihtiyaç duyulan küresel bir intikam gücüdür (kendi sözleriyle ifade edecek olursak ‘kolektif bir dışavurum’dur). Ona göre, terörist bir özgürlük savaşının tırmanması parçalanmış ve sömürgeleştirilmiş toplumları birleştirir ve de sömürgeci/emperyalist teröre karşı küresel bir koalisyonun oluşumuna yardımcı olur. İslami geleneğe bağlılık, ‘sömürge karşıtı reddedici dil’in gelişiminde merkezi bir rol oynamıştır, özellikle de Fransız ve Batılılaşmış köktencilerin kısır İslam-karşıtı kampanyalarının hedefi olan Müslüman kadınların giydiği yüze takılan örtü nikab/haik ile bağlantılı olarak:

İslami örtü her şeyden önce mahrem alanın savunması ve dış müdahaleye karşı bir korunmadır. Şaşırtıcı bir şekilde Avrupalı sömürgeciler de bunu hep böyle anlamışlardır. Örtüsünü giyerek Cezayirli kadın tek taraflı bir durum yaratır; tıpkı bağlılık göstermeyen bir oyuncu gibi, “görünmeksizin, kendisinin görünmesine izin vermeksizin görür”. Örtü aracılığıyla mütekabiliyeti reddeden, gören, içerilere nüfuz eden ancak bunu kendisinin görünmesine, değerlendirilmesine ve nüfuz edilmesine izin vermeksizin yapan aslında hâkimiyet altına alınmış tüm toplumdur… Örtüsünü çıkarmış her Müslüman kadın, sömürgecinin savaşı kazanmakta oluşunun bir kanıtıdır. Cezayir’in kendi kimliğine ihanet etmesidir. Sömürgeleştirilmiş esmer ya da kara tenli adamın karısını, kız kardeşini ya da annesini zalime teslim etmesi ve bu zalimin kölesi olmasıdır. Şehrin örtünmüş kadını, yerlinin en çarpıcı direniş ve başkaldırısıdır… Örtünmüş kadınlar, öfke duyan sömürgecinin başlıca hedefidir. Polisin şiddetine, aşağılama ve karalama kampanyalarına maruz kalır. Sömürgeci adamın basın yayın kuruluşlarında örtülü kadın barbar Müslüman erkeğin kurbanı ve mahkûmu olarak takdim edilir. Zalim kendini kurtarıcı olarak sunar. Amacı açıktır onun: Yerli erkekler arasında bir suçluluk kompleksi geliştirmek ve İslami alçakgönüllülük ve asaleti zulmün işareti ve ayırt edici özelliği (alâmetifarikası) olarak ilan etmektir. Örtünmüşlüğe Karşı Savaş sömürgeci işgalin en ölümcül ve can alıcı yönlerinden biridir. Cezayir’in işgal edilmiş şehirlerinin Avrupai bölümlerinde her örtülü kadının ihramı, sömürgecinin savaşı kaybettiğinin delilidir. Her bir görülmeyen Müslüman kadın yüzü Cezayir’in İslami olduğunun bir işaretidir. Bu, sömürgeciyi tek kelimeyle çıldırtmaktadır. Eylemlerine mantıksızlık ve tepkisellik hâkim olmuştur onun. ‘Aşağı kültür’ tarafından yenilgiye uğratılmıştır.[46]

Cezayir doğumlu egzistansiyalist yazar Albert Camus, L’Homme Revolte (Başkaldıran İnsan) adlı yapıtında gerçek devrimcinin geleneksel devrim fikrine uyan değil yaygın adaletsizliğe ‘Hayır’ diyebilen kişi olduğunu söyler. Ünlü Fransız filozof Jean-Paul Sartre eseri Critique de la Raison Dialectique’de şiddetin kendisinin insanın kurtuluşunun tarihsel sürecinde pozitif bir güç olduğunu ileri sürer. 1900’de ‘Çinli olsam bir boksör olurdum’[47] diyen Mark Twain gibi 1950’lerdeki Cezayirli ‘teröristleri’ koşulsuz olarak desteklemiştir. Avrupa içinde Büyük Savaş (1. Dünya Savaşı) çıkmadan önce ön-Faşist ve ön-Bolşevik ‘doğrudan askeri ve politik eylem’ düşünüşünün entelektüel babası Fransız felsefeci Georges Sorel tanınmış Reflections on Violence (Şiddet üzerine Denemeler) adlı yapıtını kaleme aldı. Kitabında şiddeti ‘bombaların patlaması ve binaların yanması’[48] olarak tanımlanan meşru bir mücadele tutkusu olarak ele almaktadır. Bu dört Fransız düşünür, Fransız ordusu, polisi, yerleşik milisler ve onların Gizli Ordu Örgütü (OAS)’ne karşı iç ve dış gerilla birimlerini yöneten Cezayir ulusal sosyalistlerini derinden etkilemiştir.

Jacques Berque şöyle yazmıştı: ‘İslam inancı, daha kesin bir dille ifade edecek olursak İslami adanmışlık, Avrupalıların bu topraklara ayak basmalarından beri çok daha canlı. İslamı silmeye yönelik sömürgeci hareketlerden 30 yıl sonra… Sömürgeci despotluk yeni bir köktenci İslamcılık yarattı.’[49] 8 Mayıs 1948’de[50] Satif kasabasının Fransız uçakları tarafından vahşice bombalanmasından ve pied noirs (kara ayaklar)ın yaydığı vahşetten sonra Cezayir ulusal Comite Revolutionnaire d’Unite et d’Action (Devrimci Birleşik Eylem Örgütü) Kabilia ve Aures Dağlarında ilk gerilla birimlerini kurdu.[51] Sekiz yıllık uzun soluklu savaşta her iki taraf ta terörist taktikleri kullandılar. Kıt bir şekilde silahlanmış olan Fedayin ve onların köyleri kitlesel hava bombardımanı, ağır silahlar ve helikopter ile karşı karşıya kaldı. Sadistçe yapılan ‘itiraf’ seanslarında Fransız özel kuvvetleri ve lejyonerleri tarafından yakalanan Müslüman savaşçıların cinsellik organlarına ve kulaklarına saha telefonları için kullanılan jeneratörlerden elektrik verildi. Afganistan ve Veziristan’daki İngiliz-Hint askerleri gibi Fransız ordusu da Müslüman vatanseverlere karşı Müslüman Arap ya da Berberi birliklerini (harkis) ve Senegalli kuvvetleri kullandılar. Bu işbirlikçiler Yabancı Lejyonu, indirme birlikleri ve OAS ölüm mangalarından genellikle daha gaddar davranıyorlardı. Fransızların savaş suçlarına karşılılık kırsaldaki Cezayirli ulusalcı ve Casbah gerillaları yüzlerce muhbir ve Fransız sömürgeciyi öldürdüler. Kesilmiş bir boğazın ürkütücü yarası olan ‘Kabilia gülümseyişi,’ GIA’nın İslamcı gerillaları ve Selefiye’nin silahlı cemaatlerini benzer zorbalıklarla suçlayan, iktidardaki Batı yanlısı yönetimin başında bulunan Cezayirli ulusalcıların simgesi oldu. Cezayir Müslüman toplumunda ‘Kabilia sembolü’, hayvanın kurban edilmesini sembolize eder; öldürülmüş insanın ve onun sunduklarının bu hayvanla tanımlanması, aşağılanmasının sembolik bir ifadesidir.’[52]

Dört yıl süren düşük yoğunluklu gerilla savaşından sonra, Fransız ordusu FLN liderlerinin büyük kısmını öldürdü ve ‘Fransa’nın Cezayir bölgesindeki terörist ve suçlular’ üzerinde zafer ilan etti. Namlı ratonnade (sıçanların kökünün kazınması) Cezayir şehrinin Casbah’ında (Eylül 1957) dairesindeki ilave bir duvarın arkasında FLN lider Yusuf Saadi, Fransız indirme birlikleri tarafından yakalandı. Kent gerillaların iki numaralı lideri Ali La Pointe teslim olmaktansa arkadaşlarıyla havaya uçmayı yeğledi.  General Massu, yakalanan gerillalara işkence edilmesinde elle çalışan saha jeneratörü ‘magneto’nun kullanılmasını emretti. ‘Kaçmaya çalışırken’ yakalanan mahkûmların yargısız infazı, acı bir şekilde corvee de bois (odun-toplayan ekip) şeklinde adlandırılmıştır. Fransız sömürge yönetimi, ‘fiziksel baskıyı’ (barbarca işkencenin edebi bir şekilde ifadesi) Cezayir’deki Fransız idaresini korumak için gerekli bir araç olarak görüyordu.[53]

1958’in Temmuz ayında Kabilia’daki ‘Dürbün operasyonu’nda bir buçuk milyondan fazla Müslüman sözde ‘yerleştirme kampları’nda gözaltında tutuldu ve de Tunus ve Fas’tan silah geçişini önlemek için Cezayir’in sınır bölgeleri mayınlandı ve boşaltıldı. Kara Ayaklar’ın OAS timleri 1960 sonbaharında Fransa ve Cezayir’de yaşayan Müslümanlara karşı plastik bomba ve suikast terörünü başlattı.[54] Mossad iki militan örgüte silah gönderdi: Fransız solcularının Front de la Liberation Nationale (Ulusal Kurtuluş Cephesi) ve Oran ve Cezayir şehirlerindeki Fransa yanlısı gizli Yahudi Misgeret hücreleri… Üstelik İsrail gizli polisi Fransız istihbarat servisiyle yakın bir askeri işbirliğine girdi.[55] Ancak iki yıl sonra Charles de Gaulle, Cezayir’in bağımsızlığını müzakereye başladı ve bir milyondan fazla yenilmiş sömürgeci panik halinde Fransa, İsrail, Kanada, İspanya ve Cezayir’e kaçtı. Paris 132 yıl boyunca Cezayir’e doğrudan hükmetmişti. Ancak sömürge birlikleri ve yerleşimcilerinin terk edişiyle boşalan pek çok yönetimsel pozisyon, bitap düşmüş mücahitler yanmış evlerine dönünce Fransız-sever laik Hizbe Franca’nın eline geçti. Ulusalcı Sol, gücü ele geçirdi ve Cezayir Fransa’nın müşteri-devleti olarak kalmaya devam etti. Ben Bella ve onun 1965’te tutuklanmasından sonra Houari Boumedienne ‘Cezayir Sosyalizm’ini ilan etti ve Gunnar Myrdal tarafından ‘tipik bir Üçüncü Dünya hırsızlar yönetimi’ olarak tanımlanan tipik bir sömürge-sonrası oligarşiye hızla dönüşen Leninist eğilimli totaliter bir parti kurdu. ‘Başarısız Olan Devrim’ adlı Cezayir’le ilgili kitabın Türk yazarı Arslan Humbaracı sadece Cezayir’le sınırlı kalmayacak bir ‘Köktenci İslamcılık’ı er ya da geç ortaya çıkaracak olaylar silsilesini öngördü.[56] İslam’ın Jakobenleşmesi ve inancın ‘metodik’ bir moderniteye indirgenmesi post Modern yeni-sömürgeciliğin ve kültürel yeni-fethin bir sonucudur. Trajik ve ironik bir şekilde gözü pek Abdülkadir’in torunu ve torunun torunu İslam’ı terk etti.  Emir Halit Fransız-sever bir Marksist’e evrildi. Onun oğlu Abdülkadir Abdürrazık, Tsalina Kinstler ile evlendikten sonra Yahudi oldu ve ismini Dov Golan olarak değiştirdi. İsrail vatandaşlığına geçti ve 1999’da Migdal kasabasında yerleşik bir Yahudi olarak öldü. 1956 Ekim ayında Süveyş Kanalının İsrail ve Fransa tarafından işgal edilmesini destekledi.  FLN (Ulusal Kurtuluş Cephesi) tarafından Batı Almanya ve İsviçre’ye Cezayirli solcu isyancıların temsilcisi olarak atandı ve orada Yahudi-Arap çatışması ile ilgili bir kitap yazdı.[57] Bu kitapta Cezayirli sömürge-karşıtı ‘teröristler’in Arap Birliği’nden ziyade İsrail ile ittifak yapmalarını savunuyordu.

  1. yüzyıl Fransız askerleri yaptıkları zulümle övünürken, onların 20. Yüzyıldaki halefleri suçlarını ‘itiraf’ ettiler. 2001’de bir general 1950’lerin kirli savaşı boyunca Cezayir’de tutuklulara işkence yaptığını ve onları katlettiğini itiraf ettiği hatıralarını yayınladı. Paul Aussaresses adında emekli bir general Service Speciaux Algeria 1955-1957 adlı kitabında ölüm timlerine yakalanmış 24 ‘yasadışı savaşçı’ya işkence yapmaları ve infaz etmeleri için emri verdiğini itiraf etti. Cezayirli bir avukata 40 günden fazla işkence yapıldı, konuşmaya başlayana kadar tutsaklar yavaş yavaş bıçaklandı, siviller kıyımdan geçirildi. Paul Aussaresses, Fransız sömürge ordusunun uyguladığı baskıcı terör metotlarına zamanın adalet bakanı olan François Mitterand tarafından da göz yumulduğunu ifşa etti. Adalet bakanlığının özel bürosunun temsilcisi olan Jean Berard, Mitterrand’ı ordunun Cezayir’deki anti-terörist ‘önlemleri’ hakkında bilgilendirdi. General çok sayıda halka açık görüşmede açıkça bu durumu itiraf etmiştir: ‘İşkence son derece etkili. Daha sonra onları çoğunlukla bitirecektik. Bireysel insan hayatı benim için fazla bir şey ifade etmiyor… Onlardan hayatta kalan teröristler şuandaki Cezayir’e hükümran ve benzer işkence tekniklerini, silahlı İslamcı muhalefete karşı kullanıyorlar… Ancak şuan kabul etmek zorundayım ki biz bir ölüm timiydik.’[58]

83 yaşındaki savaş suçlusu ‘1954-1962 Cezayir Savaşı’nda işkencenin kullanımını haklı çıkarmaya çalışmak’ tan suçlu bulundu ve 6,500 dolar ödemeye mahkûm edildi. Başkan ve Plon yayınevinin üst düzey bir yöneticisi ‘savaş suçlarından özür dileme eyleminden’ 13,000 dolar ceza ödemeye mahkûm edildi. Siyonizm tarihinin kuyruk sokumu üzerinde eleştirel yazma cesareti gösteren çok sayıda tenkitçi Fransız tarihçinin cümleleri daha sertti. 2001 Nisan ayında Cezayir Savaşı sırasında Fransız birlikleri tarafından öldürülen 290 erkek ve kadının cesetlerini içeren kitlesel bir mezarlık Fransız ordusunun eski karargâhının yanında ortaya çıkarıldı. Kalıntılar işkence işaretlerini taşıyordu ve onlardan birçoğunun bilekleri telle bağlıydı. Adli tıp uzmanları iskeletlerin 1954-1962 dönemine ait olduğunu tespit etti.

1882 ila 1911 yılları arasında yüz binden fazla İspanyol daha iyi bir yaşam için Cezayir sömürgesine göç etti. Çoğunlukla Katalanca konuşuyorlardı. 1887’de Korsika, Malta ve Alsas’dan çok sayıda Hıristiyan göçmen Cezayir’e ulaştı. Kara Ayaklar’ın en fanatikleri bunların arasından çıktı. Vatandaşlık elde etmek için yerli Müslüman Araplar ve Tamazigh’lerden İslami kimlik ve isimlerini inkâr etmeleri istendi. 1930’dan önce sadece 2,500 Kabilia’lı ve Arap vatandaşlık elde etti. Yahudiler, özellikle de Sefarad Yahudileri yüzyıllarca Mağrib’de varlıklarını sürdürmüşlerdi. 24 Ekim 1870’te Adalet Bakanı Adolphe Cremieux, tüm Sefarad Yahudilerine Fransız vatandaşlığı hakkını verdi.  Onlar Kara Ayaklar’ın tartışmalı bir öğesi oldular, zira Katolik yerleşimciler buna şiddetle direndiler. Cezayir’deki sömürge dönemi polislerinin % 25’i Yahudi idi. 1897’de Cezayir’de Yahudi karşıtı bir ayaklanma meydana geldi. İkinci Dünya Savaşı boyunca Cremieux kararları Vichy rejimi boyunca askıya alındı ancak 1943’te vatandaşlık hakları geri verildi. 1962’de Cezayir’in bağımsızlığından sonra pek çok diğer Kara Ayak’ın yanı sıra Cezayir’deki hemen hemen Yahudilerin tamamı kaçtı gitti.

Önde gelen sömürgecilik tarihçilerinden Benjamin Stora şöyle demekte: “Fransa asla sömürge tarihine dokunmadı. Sömürge-sonrası çalışmalarının artık tüm üniversitelerde devam ettiği Anglo-Saxon ülkelerinde ise durum tam tersi yönde. Biz şaşılacak biçimde zamanın gerisindeyiz.” Ona göre tarihi farklar Fransız akademisyenlerce iyi bilinmesine rağmen, Fransız halkı tarafından pek bilinmiyor. Bu, Fransa’da Fransız soykırımı ve Cezayir halkına karşı sömürge dönemi suçlarıyla ilgili hiçte dürüstçe değil.

General Hubert Lyautey’in Mağrib el-Aksa’yı Fethi ve Maşrek’in İtalyanlarca Fethi

Ömer el-Muhtar ve Senusiye mücahitleri, Lozan’daki onur kırıcı Oçi Antlaşması’nı müteakip 1912’de Roma’da Libya’yı İtalyanlara teslim eden Jön Türkler tarafından başlatılan İtalyan sömürgeciliğine karşı direnmiştir. Müslümanların bu büyük gözdesi ve İslam şehidi İtalya’daki sömürge rejimine göre  ‘fanatik bir haydut’ idi. Libyalıların ulusal kahramanı olan el-Muhtar, ‘askeri geçit sırasında terörü ortadan kaldırmaya’ söz veren Gen. Rudolf Graziani’ye göre ‘suçlunun teki’ idi. Ömer el-Muhtar Kuzey Afrika tarihinde yürütülen gelmiş geçmiş en uzun Müslüman gerilla savaşını başlattığında 65 yaşında bir şeyh idi. Çok az sayıda tarihçi, uçakların Büyük Savaş sırasında geniş çaplı kullanımından önce ilk olarak Libya’da kullanıldığını bilir. 1923’ten 1932’ye Muhtar’ın yetersiz silahlanmış mücahitleri İtalyan hava kuvvetlerine ve de ağır silahlar ve tanklar ile donanmış büyük zırhlı birliklerine karşı durdu. İtalyan Faşistleri ‘çöl mağaralarındaki fanatiklere’ karşı yapılan ‘geçit töreninde’ hiçbir taktikten kaçınmadılar. Bunların arasında arazi yakma, sürgüne gönderme, işkence, toplama kampları İngilizlerin kontrol ettiği Mısır ile Fransız Cezayir’inin sınırlarının sıkı kontrolü, Sahra’daki vahaların ve ‘silahlı direnişçi bölgelerinin sürekli bombalanması’ yer alıyordu. Faşist rejim yol açtığı ağır zayiatlar ve Cyrenaica’da Müslüman nüfusun yok edilmesi ile ilgili olarak basına sansür uyguluyordu. 1932’de ağır yaralanmış olan Ömer el-Muhtar Kufra’nın acımasız bombardımanından sonra yakalandı ve halkın gözü önünde asılarak idam edildi. Ancak dayatılan düzen 10 yıl sonra çöktü. ‘Habeşistan kasabı’ olan ve Muhtar’ın savaşçılarına karşı yapılan savaşı yürüten 1940’taki Libya valisi General Rudolf Graziani, müttefik güçler tarafından yenilgiye uğratıldı. Onun yüz bin askeri Kenya, Uganda ve Sudan’daki İngiliz esir kamplarına gönderildi. Graziani, müttefikler tarafından ele geçirildi ve savaş suçlarından 19 yıla mahkûm edildi. 10 yıl sonra hapishanede öldü.

‘Küçük Muhammed’ olarak adlandırılan Muhammed ibn Abdülkerim el-Hatabi (1882-1963) iki İspanyol ordusunu yenen ve büyük çaplı Fransız işgaline kahramanca direnen sömürge karşıtı akıllı Müslüman bir gerilla lideriydi. Ömrü kısa süren Rif Cumhuriyeti İslam Emirliğini (1921-1926) kurdu. Zengin Berber ailesi Banu Uriaghel’in bir evladı olan Abdülkerim geleneksel bir medresede ve İspanyol okulunda eğitim gördü. 1915’te Fas’ın sömürgecilerce paylaşılan bölümünün General Hubert Lyautey’in[59] Fransız birlikleri tarafından fethedilmesinden üç yıl sonra İspanyol işgali altındaki Melilla’ya baş kadı olarak atandı ve orada El Telegrama del Rif.’in Arapçasını yayınladı. Sömürge karşıtı fikirlerinden dolayı tutuklandıktan sonra I. Dünya Savaşının sona ermesiyle hapishaneden kaçtı. Memleketi Acdir’e dönüp orada kardeşiyle sömürge-karşıtı silahlı İslami direnişi başlattı. Onun mücahitleri Fransız ve İspanyol basını tarafından[60] ‘haydutlar’, ‘fanatikler’ ve ‘isyancı gruplar’ diye adlandırıldı. Ancak onlar General Damaso Berenguer (1921) ve General Manuel Fernandez Silvestre (1925)in yönettiği iki İspanyol ordusunu korkunç bir yenilgiye uğrattı. İspanyollar 150 bin kişilik birliklerinin %25’ini kaybetti ve de Melilla ve Ceuta limanlarına geri çekildiler. ‘Küçük Muhammed’in muzaffer güçleri Fransız işgali altındaki Fez şehrine ulaştı. Kabile ve Arap-Berberi çekişmelerinin çabucak üstesinden geldi ve çabucak İslam Şeriatı ile geleneksel Arap-Berberi şura meclisine dayalı merkezileşmiş bir İslami yönetim kurdu. Onun şaşırtıcı askeri ve siyasi başarıları Batının sömürgeci güçlerini şok etti. ‘Haydut yuvası’, ‘İslami fanatizm’ ve ‘Fransa’nın Fas’taki çıkarlarına tehdit’ tanımlamalarının etkisi altında ve Batılı müttefiklerce desteklenen bir Fransız-İspanyol konferansında Rif. İslam Cumhuriyeti’ne karşı ortak askeri operasyonlara girişilmesine karar verildi. General Francisco Franco’nun komuta ettiği 200,000 kişilik İspanyol ordusu Acdir yakınlarındaki Alhucemas’a çıktı. Mareşal Philippe Petain’in komuta ettiği 160,000 kişiden oluşan Fransız birlikleri ise beraberlerinde Sultan’ın 65,000 harka, magzen, magella ve guma (kabile milisleri, destek birlikleri ve gayri nizami güçleri)yle Abdülkerim’in karargâhına güneyden saldırdılar. Fransız uçakları ve ağır silahları Rif köylerini bombaladılar. Müslüman siviller arasında zayiat korkunçtu. Fransız birlikleri yüzlerce asker kaybetti ancak Abdülkerim’in güçlerinin silahları kıttı, ihanete uğradılar ve sömürge-yanlısı Müslüman liderler tarafından ‘barışçıl birlikte varoluş için gerekli İslami ilkeleri çiğneyen fanatik isyancılar’ denilerek kınandılar; artık daha fazla direnemezlerdi. ‘Küçük Muhammed’ 27 Mayıs 1926’da teslim oldu ve Reunion adasına sürgüne gönderildi. 1947’de kaçtı ve Kahire’de kendisine politik sığınma hakkı verildi. Orada Arap Mağribi’nin Kurtarılması Büro’suna başkanlık etti. Bağımsız Fas’ın tesisinden sonra Kral V. Muhammed tarafından memleketine geri dönmesi için davet edilmesine rağmen, tek bir Fransız orada kaldığı sürece geri dönmeyi reddetti.[61]

Sonuç

  1. Dünya Savaşı boyunca Mihver Devletleri ile Müttefiklerin çatışmasından son derece zayıflamış çıkan Fransız, İtalyan, Hollandalı ve İngiliz sömürge güçleri kâğıttan evler gibi çöktüler. Müslümanlar kendilerini sömürgeci güçlerin doğrudan boyunduruğundan kurtardılar ancak onların Bağımsızlık Savaşları, askeri açıdan zayıf ancak güçlü polis devletleri kuran Batı yanlısı askeri cuntalar ve petrokrat (petrole dayalı yönetim) kabileler tarafından çalındı. Korkunç derecede parçalanmış, kötü yönetilen ve de Birleşik devletler, Avrupa Birliği ve Bağımsız Devletler Topluluğuna itaat eden sözde-İslam ülkeleri Ümeyye devri sonrası Orta Çağ Endülüs’ündeki ‘Ufak tefek krallıklar’a benzemektedir. Bu acınacak durum Batı’nın sözde Yeni Muhafazakârları (neoconlar) ve onların Doğu’daki Yeni modernist uzantılarını (neo-modlar)[62] yeni İslam karşıtı haçlı seferleri yapmaya teşvik etmektedir. Modern zamanlar öncesi Kuzey Akdeniz’de güney Avrupa’da serpilen bir İslam uygarlığı kurmuş olan güçlü İspanyol ve Sicilya Müslümanları çok sayıda askeri hezimet, uzun süreli politik işbirliği, kültürel çöküntü ve Hıristiyan sömürgeciliğinden sonra zavallı mücahidin (mülteci), Müdaceras (‘ehlîleşmiş Müslümanlar) ve Moriscos (zorla vaftiz edilmiş ‘Küçük Endülüslüler’) ya da Lucera’nın katledilmiş haçlı düşmanları haline geldiler.

 

Kaynakça

Ageron, Charles-Robert, (1991) Modern Algeria: A History from 1830 to the Present, London: Hurst&Co.

Andrieux, Maurice, (1951) Le Pere Bugeaud, 1784-1849, Paris: Libraire Plon.

Azan, Paul ‘1848: Le marechal Bugeaud’, Revue historique de l’armee, 4, (Jan-March 1948), pp.17-24.

Baroli, Marc, (1967) La vie quotidienne des française en Algérie, 1830-1914, Paris: Hachette.

Bibligraphie militaire des ouvrages francais ou traduit en francais et des articles des principales revues francaises relatifs a l’Algerie, Tunisie, et au Maroc de 1830 a 1926, Paris: Imprimerie Nationale, 1930-1935, 2.

Boyer, Pierre and Esquer, Gabriel (1960) ‘Bugeaud en 1840’, Revue Africaine, 1-2, 3-4, pp.57-98, 283-321.

Idem; (1931) Bugeaud et l’Algerie, Paris: Le Petit Parisien.

Braque, Jacques, , (1956), ‘Vers une etude du comportement en Afrique du Nord’, in : Revue Africaine, No. 100, p. 533.

Bourdieu, Pierre, (1960), ‘Guerre et Mutation Sociale en Algerie’, in: Etudes Mediterraneennes, No.7, pp. 26-35.

Brett, Michael, (1980),’Mufti, Murabit, Marabout, and Mahdi: Four Types in the Islamic History of North Africa’, Revue de l’Occident Musulman et de la Mediterranee, vol.29, no.1 pp. 5-16.

Brett, Michael (1988). “Legislating for Inequality in Algeria”. Bulletin of the School of Oriental and African Studies 51.3, pp. 440–461; see pp. 456–457.

Clansy-Smith, Julia (1994) A. ,Rebel and Saint. Muslim Notables, Populist Protest, Colonial Encounters (Algeria and Tunisia, 1800-1904), Berkeley: University of California Press.

Dubreton, Jean Lucas-,(1931) Bugeaud, le soldat- le depute- le colonisateur; portraits et documents inedits, Paris: Albin Michel.

Demontes, Victor, (1918) La Colonisation militaire sous Bugeaud, Paris: Larose.

Depont, Octave and Coppolani, Xavier, (1989) .Les confreries musulmanes, Algiers: Jourdan.

Dine, Philip (1994). Images of the Algerian War: French Fiction and Film, 1954-1992. Oxford University Press.

d’Ideville, Henri, Le marechal Bugeaud d’apres sa correspondance intime et des documents inedits, 1784-1849

Fanon, Frantz Omar (1963) Les damnes de la terre, Paris: Presence Africaine,

Fanon, Frantz (1966) Algeria zrzuca zaslone. Rok V Algierskiej rewolucji, Warsaw: KiW

Frantz Fanon, L’an V de la revolution algerienne, chapter: L’Algierie se devoile, Paris: Le Decouverte,  as : A Dying Colonialism, (Hakoon Chevalier’s English translation) New York: Grove Press, 1965

Frunze, Michail, (1953) Dziela Wybrane (Selected Works), Warsaw: MON

Garaudy, Roger, Pour un dialogue des civilisations, Paris: Denoel, 1977.

Goodman, Martin; Cohen, Jeremy; Sorkin, David Jan (2005). The Oxford Handbook of Jewish Studies. Oxford: Oxford University Press

Grandmaison Olivier, LeCour (June 2001). “Torture in Algeria: Past Acts That Haunt France – Liberty, Equality and Colony”. Le Monde diplomatique.

Horne, Alistair, (1978) A Savage War of Peace. Algeria 1954-1962, New York: The Viking Press

Humbaraci, Arslan , (1966) Algeria: A Revolution That Failed, New York: Praeger

Julien, Charles-Andre, (1964) Histoire de l’Algerie contemporaine. La Conquete et les debuts de la colonisation, 1827-1871, Paris: Press universitaires de France

Julien, Charles-Andre ‘Bugeaud’, in his, (ed.), Les Techniciens de la Colonisation (XiX -XX siecles, Paris, Presses Universitaires de France.

Kasznik, Alexandra H. (1977) Abd el-Kader 1808-1883, Wroclaw-Cracow: Ossolineum, 1960

Kearney, Philip, (1913) Service with the French Troops in Africa, New York: William Abbott,

Lamping, Clemens (1845) The Soldier of the Foreign Legion, London: J. Murray

Leroy de Saint-Armand, Arnauld Jacques (1855) Lettres du maréchal Saint-Arnaud, vol. 1, Paris: M. Levy.

Langer, William L.,(1969) Political and Social Upheaval, 1832-1852, New York: Harper & Row

Laskier, Michael M. (2001)‘Israel and Algeria amid French Colonialism and the Arab-Israeli Conflict, 1954-1978, in: Israeli Studies, vol.6, no.2, p.2.

Lichtenberger, Andre (1931) Bugeaud, Paris: L. Plon

Michael Adas, (1979) Prophets of rebellion: Millenarian Protest Movements against the European Colonial Order, Chapel Hill: University of North Carolina Press

Montagnac, Lucien-François de (1885) Letters d’un soldat: neuf année de campagnes en Afrique, Paris: Plon,

Nabil Matar, Europe Through Arab Eyes, 1578-1727.

Naylor, Phillip Chiviges (2000). France and Algeria: A History of Decolonization and Transformation. University Press of Florida.

Neveu, Edourad de, (1846) Les khouans: Ordres religieux chez les musulmans de l’Algerie, Paris: Guyot.

Al-Qader al-Jaza’iri, Muhammad ben Abd , Tuhfa al-za’ir fi tarikh al-jaza’ir wa al amir Abd al Qader, ed. Mamduh Haqi, Beirut: Kitab, 1964.

al-Raziq, Abd al Qadir abd, Le conflict judeo-arabe: juifs et arabes face a l’avenir, Paris: Maspero.

Perkins, Kenneth J., (1981) Qaids, Captains, and Colons: French Military Administration in the Colonial Maghrib, 1844-1934, New York: Africana.

Porch, Douglas (1986) ‘Bugeaud, Gallieni, Lyautey: The Development of French Colonial Warfare’, in: Makers of Modern Strategy. From Machiavelli to the Nuclear Age, ed. by Peter Paret, Princeton: University Press, Richter, Melvin, (July 1963) ‘Tocqueville on Algeria’, in: Review of Politics, vol.25.

Porch, Douglas,(1987) The Conquest of Morocco, London: Macmillan Papermac.

Seroka, Joseph-Adrien, (1912), ‘Le sud Constantinois de 1830 a 1855’, Revue Africaine, vol.56, pp.444.

Siver, Peter von, ‘The Realm of Justice: Apocalyptic Revolts in Algeria (1849-1879)’, Humaniora Islamica, vol.1 (1973), pp. 47-60.

Shepard, Todd (2006). The Invention of Decolonization: The Algerian War and the Remaking of France. Cornell University Press.

Smith, Andrea L. (2006). Colonial Memory And Postcolonial Europe: Maltese Settlers in Algeria and France. Indiana University Press.

Sorel, Georges (1950) Reflections on Violence, trans. by T.E. Hulme, New York: Collier Books

Stora, Benjamin (2005). Algeria, 1830-2000: A Short History. Cornell University Press.

Sullivan, A. T., (1983) Thomas-Robert Bugeaud. France and Algeria, 1784-1849, Power and the Good Society, Hamden, Conn: Archon Books.

Thomson, Ann (1998) Barbary and Enlightenment: European Attitudes towards the Maghreb in the Eighteenth Century, Leiden: E. J. Brill.

Temimi, Abdeljelil, (1978), Le beylik de Constantine et hadj Ahmet Bey (1830-1837), vol.1, Tunis: Publications de Revue d’Histoire Maghrebine.

Tocqueville, Alexis de, (1991) 1841 – Extract of Travail sur l’Algérie, in Œuvres complètes, Gallimard, Pléïade, pp. 704-705.

Thrall Sullivan, Antony (1983) Thomas-Robert Bugeaud. France and Algeria, 1784-1849: Politics, Power, and the Good Society, Hamden, Conn.: Archon Books.

Talbott, John, (1980) The War Without a Name: France in Algeria, 1954-1962, New York: Alfred A. Knopf.

Weil, Patrick Le statut des musulmans en Algérie coloniale, Une nationalité française dénaturée, European University Institute, Florence (on the legal statuses of Muslim populations in Algeria).

Wheatcroft, Andrew, (1983) The World Atlas of Revolutions, New York: Simon & Schuster.

 

 

[1]  M. N. Chichagova, Shamil na Kavkaz’ i v’ Rossyi, Biograficheskyi ochyerk, St. Petersburg: Tipografyailitografya S. Millerai I. Bogelmana, 1889, 14, 205. See also; Muhammad Hamid, Imam Shamil, The First Muslim Guerrilla Leader, Lahore: Islamic Publication, 1979, p. 147.

[2]  Alexandra H. Kasznik, Abd el-Kader 1808-1883, Wroclaw-Cracow: Ossolineum, 1977, p. 204. Muhammad ben Abd al Qader al-Jaza’iri tarafından yazılan Abdülkadir hakkındaki en iyi biyografya, Tuhfa al-za’ir fi tarikh al-jaza’ir wa al amir Abd al Qader, ed. Mamduh Haqi, Beirut: Kitab, 1964. Abdülkadir’e sömürge dönemi Fransız edebiyatında muazzam bir yer ayrılmıştır; Bibligraphie militaire des ouvrages francais ou traduit en francais et des articles des principales revues francaises relatifs a l’Algerie, Tunisie, et au Maroc de 1830 a 1926, Paris: Imprimerie Nationale, 1930-1935, 2, pp. 300-306.

[3]  Örnekler: Julia A. Clansy-Smith, Rebel and Saint. Muslim Notables, Populist Protest, Colonial Encounters (Algeria and Tunisia, 1800-1904), Berkeley: University of California Press, 1994, Michael Adas, Prophets of rebellion: Millenarian Protest Movements against the European Colonial Order, Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1979. Octave Depont and Xavier Coppolani, les confreries musulmanes, Algiers: Jourdan, 1897.Also; Michael Brett,’Mufti, Murabit, Marabout, and Mahdi: Four Types in the Islamic History of North Africa’, Revue de l’Occident Musulman et de la Mediterranee, vol.29, no.1 (1980), pp. 5-16.

[4]  Ann Thomson, Barbary and Enlightenment: European Attitudes towards the Maghreb in the Eighteenth Century, Leiden: E. J. Brill, 198, passim.

[5]  Alexis de Tocqueville, 1841 – Extract of Travail sur l’Algérie, in Œuvres complètes, Gallimard, Pléïade, 1991, p. 704-705.

[6]  Cited by Charles-Andre Julien, ‘Bugeaud’, in his, (ed.), Les Techniciens de la Colonisation (XiX -XX siecles, Paris, Presses Universitaires de France, pp. 55-74.

[7]  Roger Garaudy, Pour un dialogue des civilisations, Paris: Denoel, 1977, p. 56.

[8]  Ibid. p. 57.

[9]  William L. Langer, Political and Social Upheaval, 1832-1852, New York: Harper & Row, 1969, pp. 328-330.
Nisan 1834’te Hotel de Ville yakınlarında Rue Transnonain’de fakirliğin pençesinde çekişen isyancı Parislilere katliam yapması için Ulusal Muhafızlara ve birliklere emir verdi. Ünlü Fransız ressamı Daumier, süngülenen işçi, kadın ve çocukların cesetlerini resmetmiştir. Bueaud’un biyografisini yazan A. T. Sullivanon’un masumiyetini idda etmiş ve somut bir kanıt göstermeksizin bu barbarlıktan dolayı Gen. De Lascours’u sorumlu tutmuştur.  (vide A. T. Sullivan, Thomas-Robert Bugeaud. France and Algeria, 1784-1849, Power and the Good Society, Hamden, Conn: Archon Books, 1983, p. 13). T-R. Bugeaud ve mezalimleri hakkında daha ayrıntılı analitik ve ayrıntlı biyografiler  (1836-1847) ve Fransa (1848 devrim süreci) için bkz. Pierre Boyer and Gabriel Esquer, ‘Bugeaud en 1840’, Revue Africaine, 1-2, 3-4 (1960), pp. 57-98, 283-321,

Paul Azan, ‘1848: Le marechal Bugeaud’, Revue historique de l’armee, 4, (Jan-March 1948), pp. 17-24, Idem; Bugeaud et l’Algerie, Paris: Le Petit Parisien, 1931, Maurice Andrieux, Le Pere Bugeaud, 1784-1849, Paris: Libraire Plon, 1951 (very panegyrical and without primary sources), Andre Lichtenberger, Bugeaud, Paris: L. Plon, 1931, Jean Lucas-Dubreton, Bugeaud, le soldat- le depute- le colonisateur; portraits et documents inedits, Paris: Albin Michel,1931, Charles-Andre Julien, Histoire de l’Algerie contemporaine. La Conquete et les debuts de la colonisation, 1827-1871, Paris: Press universitaires de France, 1964, Victor Demontes, La Colonisation militaire sous Bugeaud, Paris: Larose, 1918,

[10] Bugeaud Şubat 1809’da Saragossa ve 1810’da Lerida’da gerçekleştirdiği kuşatma ve yıkım hakkında şöyle yazmıştır: ‘Her ev kale gibi aynı direnci göstermekte ve her birinin tek tek kuşatılması gerekiyor. Kitlesel direncin fanatik öfkesi şu anlama geliyordu: bunların her biri sürgülenmek ya da pencereden atılmak suretiyle öldürülene kadar bir sonuç alınamaz. Yağma için sabırsızlanan askerler tüm evlere daldılar, kan banyosu durdu ve yerini başka sahneler aldı: Her yerde fethedenlerin kollarında fethedilenler. Saçına ak düşen yaşlısı olsun genci olsun Carmelite rahibeleri askerlerimizin kollarında.”

“Letter of Bugeaud to Philis de la Piconnerie, Feb. 12, 1809, and Antoinette de la Piconnerie, June 4, 1810, in: Henri d’Ideville, Le marechal Bugeaud d’apres sa correspondance intime et des documents inedits, 1784-1849, Paris: Librairie de Firmin-Didot et Cie, 1882, pp. 111-126, cf. A. T. Sullivan, op. cit, p. 21.

[11] Douglas Porch, ‘Bugeaud, Gallieni, Lyautey: The Development of French Colonial Warfare’, in: Makers of Modern Strategy. From Machiavelli to the Nuclear Age, ed. by Peter Paret, Princeton: University Press, 1986, p. 380.

[12] Ibid. p. 381.

[13] Melvin Richter, ‘Tocqueville on Algeria’, Review of Politics, vol.25, (July 1963), p. 377.

[14] Antony Thrall Sullivan, Thomas-Robert Bugeaud. France and Algeria, 1784-1849: Politics, Power, and the Good Society, Hamden, Conn.: Archon Books, 1983, p. 104.

[15] Ibid. p. 107.

[16] Marc Baroli, La vie quotidienne des française en Algérie, 1830-1914, Paris: Hachette, 1967, p. 91.

[17] Sullivan, op.cit. p. 109.

[18] Philip Kearney, Service with the French Troops in Africa, New York: William Abbott, 1913, p. 16-17.

[19] Bugeaud’s Letter to the Chamber of Deputies, November 30, 1840, cited by Sullivan, op.cit, p. 122.

[20] Clemens Lamping, The Soldier of the Foreign Legion, London: J. Murray, 1845, p. 72.

[21] Ibid. pp. 70-71.

[22] Arnauld Jacques Leroy de Saint-Armand, Lettres du maréchal Saint-Arnaud, vol. 1, Paris: M. Levy, 1855, pp. 378-79.

[23] Ibid. Letter to Leroy de Saint-Arnaud, Feb.8, 1843, p. 474.

[24] Lucien-François de Montagnac, Letters d’un soldat: neuf année de campagnes en Afrique, Paris: Plon, 1885, see; Letters of March 8, and April 3-7, 1842, to Bernard and Elize de Montagnac, pp. 206- 230.

[25] Ibid. in Letter to Elise de Montagnac, Dec.5, 1843, p. 345, and to Celestine de Montagnac, May 2, 1843, p. 308. Karısına yazdığı mektupta bu savaş suçlusu sadistik, megolaman ve ırkçı rüyalarını itiraf etmiştir: ‘Her zaman tek başıma, tıpkı bir kutup ayısı gibi çok sayıda rüya görüyorum. Gerçekten canavarca rüyalar görüyorum… Cezayir’i kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına temizliyorum… Sadece benim Afrika’daki her bir Arabı bitirecek güce sahip olduğumu hayal ediyorum… Onların yaptıkları saldırılar (razzia)insan etine acı çektirmemize fırsat verdi.’ Loc. cit., cf. Sullivan, pp. 124-126.

[26] Tuhfa, op.cit, p. 300.

[27] Abdeljelil Temimi, Le beylik de Constantine et hadj Ahmed Bey (1830-1837), vol.1, Tunis: Publications de Revue d’Histoire Maghrebine, 1978, pp. 220-22.

[28] 1857’de Konstantin’i ziyaret eden bir İngiliz gezgini olan Joseph William Blakesley’in raporlarına göre, bkz. his Four Months in Algeria, Cambridge, 1859, pp. 1-35.

[29] Carette, 1839, Archives du Ministere de la Guerre, Vincennes, (Alg.) Ms H 227.

[30] Temimi, Le beylik…op.cit,, p. 220

[31] Afganistan’daki Peştunlarda olduğu gibi Mağrib’in Müslümanları da koruma görevini sıkı bir şekilde uygular, hatta Cezayir’deki Arap ve Berberi kabileleri bunu tutuklanma ve ölüm tehdidinden kaçan herkesi kapsayacak şekilde genişletmişlerdir. Pashtunwali saygınlık kuralına göre düşmanlar bile korunmak zorundadır.

[32] See; Kenneth J. Perkins, Qaids, Captains, and Colons: French Military Administration in the Colonial Maghrib, 1844-1934, New York: Africana, 1981, passim

[33] Roger Le Tourneau, ‘Occupation de Laghouat par les francais (1844-1852)’, Etudes maghrebines:

   Melanges Charles-Andre Julien, Paris: Presses Universitaires de France, 1964, III, p. 36.

[34] Edourad de Neveu, Les khouans: Ordres religieux chez les musulmans de l’Algerie, Paris: Guyot, 1846, p. 140-41.

[35] Sullivan, p. 127.

[36] Ibid. p. 131.

[37] Saint-Arnaud, op.cit, Letter to Leroy de Saint-Arnaud, August 15, 1845, p. 37.

[38] See; Melvin Richter, ‘Tocqueville on Algeria’, in: Review of Politics, vol.25 (July 1963), p. 371.

[39] Quoted by A. Sullivan, p. 125.

[40] Emile Herbillon, Insurrection survenue dans le sud de la province de Constantine en 1849. Relation du siege de Zaatcha, Paris: Libraire Militaire, 1863, pp. 20-26. Cf. Peter von Siver, ‘ The Realm of Justice: Apocalyptic Revolts in Algeria (1849-1879), Humaniora Islamica, vol.1 (1973), pp. 47-60.

[41] Charles-Robert Ageron, Modern Algeria: A History from 1830 to the Present, London: Hurst&Co, 1991, p. 20.

[42] J.A. Clansy-Smith, op.cit., p. 95.

[43] Joseph-Adrien Seroka,’Le sud Constantinois de 1830 a 1855’, Revue Africaine, vol.56, (1912), pp. 444

[44] Frantz Ömer Fanon 1925 yılında Martinique’de doğdu. II: Dünya Savaşı boyunca Gestapo ve Fransız Vichy rejimi tarafından ‘terörist olarak’ peşine düşülen Fransız Maquis’inin bir üyesi olarak savaştı. 1953-56 yılları arasında Cezayir’deki Blida-Joinville Psikiyatri Hastanesi’nde yönetici olarak çalıştı. 1954’te Cezayir Özgürlük Cephesi’ne (FLN) katıldı ve Tunus’da yayımlanan El Mücahid’in baş editörü oldu. 1960’da Cezayirli gerillaların sömürge-karşıtı geçici hükümetince Kwame Nkrumah tarafından yönetilen bağımsızlığına yeni kavuşmuş Gana’ya büyükelçi olarak atandı. Fanon seküler bir solcu idi ancak Cezayir’de Müslüman oldu. Cezayir’in bağımsızlığının ilanından bir yıl önce 1961’in Şubat ayında ABD’nin Washington kentinde vefat etti. Son kitabı Africa Devrimi ile ilgiliydi.

[45] Frantz Omar Fanon, Les damnes de la terre, Paris: Presence Africaine, 1963, p. 73.

[46] Frantz Fanon, Algeria zrzuca zaslone. Rok V Algierskiej rewolucji, Warsaw: KiW, 1966, pp. 12-46, Hakoon Chevalier’s English translation of his L’an V de la revolution algerienne, chapter: L’Algierie se devoile, Paris: Le Decouverte, 16-50, see; A Dying Colonialism, New York: Grove Press, 1965, pp35-67,  also; Pierre Bourdieu, ‘Guerre et Mutation Sociale en Algerie’, in: Etudes Mediterraneennes, No.7, (1960), pp. 26-35.

[47] 1900’de Çin’de yapılan ve Batı basınında ‘Boksör Devrimi’ olarak adlandırılan Hıristiyanlık ve Avrupa karşıtı popüler ve şiddet içeren devrim, Pekin’i işgal eden Amerikan-Fransız-İngiliz-Rus-Alman-İtalyan askeri koalisyonu tarafından gaddarca ezildi. Ünlü hiciv ustası ve yazar Mark Twain (Samuel Clemens) en önde gelen emperyalizm karşıtı muhalif Amerikalılardan biriydi. Filipinler ve Çin’de Amerika’nın sömürgeci savaşlarını, ‘Özgür Kongo Devletindeki’ Belçika’nın gaddarlıklarını ve Rus Çarlığının baskıcı rejimini kınamıştır.

[48] Georges Sorel, Reflections on Violence, trans. by T.E. Hulme, New York: Collier Books, 1950, p. 76.

[49] Jacques Braque, ‘Vers une etude du comportement en Afrique du Nord’, in : Revue Africaine, No. 100, (1956), p. 533.

[50] Cezayirli tarihçilere göre 45.000 Müslüman, Fransız ‘Douglas’ pike bombardıman uçakları ve Kara Ayaklar’ın linççi çetesi tarafından katledildi. ‘Bağımsız Kaynaklar’a göre ölü sayısı 1.020 idi. Fransız Komünist l’Humanité’ye göre ise ‘21 Fransız yerleşimcinin katlinden sonra sadece yüzlerce Cezayirli öldürüldü.’

[51] John Talbott, The War Without a Name: France in Algeria, 1954-1962, New York: Alfred A. Knopf, 1980, p. 22.

[52] Andrew Wheatcroft, The World Atlas of Revolutions, New York: Simon & Schuster, 1983, p. 196.

[53] Alistair Horne, A Savage War of Peace. Algeria 1954-1962, New York: The Viking Press, 1978, pp. 87-103.

[54] Ibid. p. 88.

[55] Michael M. Laskier, ‘Israel and Algeria amid French Colonialism and the Arab-Israeli Conflict, 1954-1978, in: Israeli Studies, vol.6, no.2, (2001), p. 2. 1955’te Mossad, Cezayirli Yahudilerden oluşan Misgeret (‘Üs’) olarak bilinen özel gizli silahlı hücreler kurdu. Bu hücreler, hem Cezayirli hem Fransız Yahudi-karşıtlarına suikastlar düzenliyorlardı.10 Eylül 1957’de Misgeret Cenevre’de FLN’nin üst düzey yöneticilerinden biri olan Ferhat Abbas’tan Cezayirli Yahudilerin bağımsızlıktan sonra İsrail’e göç etmelerine izin verileceği konusunda söz aldı. Ancak aşırı görüşlü İsrail Başbakanı Ben Gurion, ‘Yishuv’ and ‘Sabra’ya benzettiği Fransız sömürgelilerinden oluşan fanatik bir milis grubu olan İslam karşıtı terörist Organisation de l’Armée Secrete’ni destekliyordu. Tunus’ta sekülerist Burgiba ve Fas’ta batı-yanlısı II. Kral Hasan’ın ortaya çıkmasıyla Cezayirli solcu ulusalcılar Siyonist desteğini kaybetti. Sadece Sosyalist Berberi Hocine Ait ve Parti de la Revolution Socialiste’nin liderlerinden Muhammed Boudiaf İsrail İşçi Partisi ile ilişkilerini sürdürdüler. İsrail askeri istihbarat örgütü Aman, Fransız ultras ile 1962’de Cezayir direnişine karşı işbirliği yaptı. İngilizler ve Filistinlilere karşı SiyonistHaganah’ın terörist taktikleri Cezayir’deki AOS tarafından benimsendi. A.g.e. p. 7, 15 and 20.

[56] Arslan Humbaraci, Algeria: A Revolution That Failed, New York: Praeger, 1966, passim.

[57] Abd al Qadir abd al-Raziq, Le conflict judeo-arabe: juifs et arabes face a l’avenir, Paris: Maspero, 1960

[58] John Lichfield, ‘General Mitterand’ı işkence ve öldürme eylemlerine göz yummakla suçlamaktadır’, in: The Independent, May 9, 2001.‘Cezayir Özgür Subaylar Hareketi (MAOL)’u kuran bir grup Cezayirli asker, 20. Y.Y.ın son 10 yılında sivillere karşı işlenen suçlara katılmayı red eden 47 Cezayirli subaya vahşice işkence edilmesine ve vahşice katledilmelerine katıldıklarını itiraf ettiler.’ Kurbanlar 25 Şubat Pazar günü 1997’de Ksar-el-Boukhari yakınlarındaki Boughar barakalarında DLS (Cezayir Gizli Servisi)’ne bağlı özel bir komanda birliği tarafından soğukkanlı bir şekilde öldürülmüşlerdi. Cezayir Genel Kurmay Başkanı General Mohamed Lamari, ‘İslamcı teröristlere karşı savaşmakta olan Cezayir güvenlik güçlerini demoralize etmeye yönelik medya kampanya yürütülmesini’ şiddetle kınadı. Ancak Yüzbaşı Habib Souaidia, Paris’te 2001’de yayımlanan kitabında, nasıl ‘meslektaşlarının 15 yaşındaki çocuğu canlı canlı yaktıklarını,’anlatmaktadır. ‘ Terörist kılığına girmiş ve sivilleri katleden askerler gördüm. Köktencilere öldürünceye işkence eden görevliler gördüm.’ Bir grup Fransız ve Arap entelektüel Fransız hükümetinin cuntaya verdiği desteği kınadılar: Bu, ‘hem politik hem fiziksel olarak muhalefet namına ne varsa ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmayan terörizme karş savaş kisvesi altında insanlığa karşı işlenen bir suçtur.’Devlet kontrolündeki Cezayir medyası, Yüzbaşı Habib Souaidia’yı ‘suçluya dönüşen bir hırsız ve asker’, olmakla suçlamıştır. Cezayir özel kuvvetlerinde eski bir asker olan Yüzbaşı Souaidia 2000 yılında Fransa’ya kaçtı. ‘Sakallı köktenciler’ kılığına girmiş özel kuvvetlerin 6 şüpheli İslamcı eylemciyi nasıl kaçırıp boğazlarını kestiklerini anlatmıştır. ‘Sadece kendi birimimce en az 100 kişinin katledildiğini gördüm.’ Lakhdaria’daki işkence merkezinde, ‘ Kurt köpekleri İslamcılara saldırtılıyordu. Onlar, orada kırık şişelerin üstüne oturtuluyordu ve onlara zorla çamaşır suyu içirtiliyordu.’ 1992’de İslami Selamet Cephesi’nin kazandığı ilk demokratik seçimleri askeri cuntanın iptal etmesinden beri Cezayir’de 200 binden fazla Müslüman katledildi. Bkz.; Jon Henley, ‘Cezayirli askerlerin sivilleri katlettiğine tanık oldum’, Guardian, Wed, February 14, 2001.

[59] Gen Lyautey şu şekilde yazmıştır: ‘İki Fas vardır; biri bizim işgal ettiğimiz ve Sultan Moulai Yuosef tarafından yönetilen, diğeri ve çok daha önemlisi ise Müslüman yığınlar, fanatik ve savaş sever  kitleler’,bkz.; Douglas Porch, The Conquest of Morocco, London: Macmillan Papermac, 1987,

[60] Michail Frunze, Dziela Wybrane (Selected Works), Warsaw: MON, 1953, pp. 480-581.

[61] Abdülkerim’in biyografisi ile ilgili daha fazla detay için bkz. David S. Woolman, Rebels in the Rif: Abdel Krim and the Rif Rebellion, London, 1968, Rupert Furneaux, Abdel Krim: Emir of the Rif, New York, 1967.

[62] İngiltereli Müslüman bir gazeteci olan Yamin Zakaria, post-İslamcı Müslümanları neo-mods yani ‘Batılılaşmış ameleler’ olarak adlandırmaktadır.

Check Also

Modernite ve İslamcılık / Nuri YILMAZ

İslamcılık nedir? Kimileri için Müslüman olarak varlığının anlamı, kimileri için soğuk savaş döneminde Müslümanları kullanmak ...

Günümüz Şartlarında İslami Mücadele (İslamcılık) / Nuri Yılmaz

İşe yarayan bir şey insanoğlunun gözünde hep değerli olmuştur. Çok işe yarayan bir şey, çok ...

İslamcılık, İslami Mücadele ve Kur’an / Mehmet Yaşar Soyalan

Giriş Kur’an’da açık bir şekilde dile getirilen Habil-Kabil karşıtlığından da anlaşıldığı gibi insanlığın ilk günlerinden ...