İslami Hareketlerde Ahlaki Zafiyetler / Ali ÖNER

Müslümanların bugün içinde bulundukları durumun nedenlerinin en önemlisi, içlerini kemiren ve onları yiyip bitiren ahlaki zafiyetlerdir. Bu ahlaki zafiyetlerden dolayı inanmış oldukları değerleri ya tam anlatamamakta ya da anlattığı şeyde inandırıcı olamamaktadır. Bugün İslami bir çalışma içinde olan ve bunu belli bir metot içinde gerçekleştiren grupların her biri İslami yapılanmaya gitmekte ve kendileri farklı isimlendirilse dahi gelip dayandığı ana eksen İslamcılıktır ya da İslami Harekettir. Onun için biz çok ayrıntıya girmeden, başlığını attığımız yazının her bir kavramının sözlük anlamını verdikten sonra ana konuya geçeceğiz.

İslamcılık; bu kavramı her tanımlayan bulunduğu yer ve şartlara göre tanımlamış ya da tanımlanmaktadır. Said Halim Paşa (İslamlaşmak) “İslamiyet’in inanç, ahlak, yaşayış ve siyasete ait esaslarının tam olarak uygulanması” olarak tarif ederken; Hamza Türkmen “Türkiye’de İslamcılık ve Özeleştiri” kitabında bunu farklı düşüncelerin bakışlarıyla tarif ediyor ve kendisi İslamcılığı; “Hayatı, gaybı, İslam kültürünü Kur’an’ın muhkem ölçülerine göre değerlendiren, nas temelinde açıklanan ıslah, ihya ve içtihad çabalarını önemseyen, sorgulayan ve emperyalizme karşı, ümmet bilincini oluşturan ve direnişi örgütleyen” olarak tanımlamaktadır.

Ahlak genel anlamda; insanın yaratılışından gelen ve toplum içinde yaşanarak kazanılan iyi ve güzel huylar olarak görülmektedir. İslami manada ahlak ise; insan yaratılışında gelen hususiyetler ile Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Şerif’te sınırları çizilen, insanların iyiliğini ve mutluluğunu hedef alan kaidelerin hayata geçirilmesiyle kazanılan iyi ve güzel davranışlar bütünü.

Zaaf; zayıflık, dermansızlık ve irade zayıflığıdır. İnanılan değerin gereklerini yerine getirme konusunda gösterilen zayıflık, ahlaki yetersizlik. Söylemin davranışlarla olan uyumsuzluğu, “yapmadığının” söylemini geliştirmektir. Hayatta tezatlık ve kendi inandığı değerle çelişkiye düşmek. Ahlaki olana ihanet etmektir.

Bu tanımlamalar çerçevesinde hareket ettiğimizde, ahlaki zafiyetlerin yeni olmadığı ortaya çıkmaktadır. Hz. Muhammed (sav)’in vefatından sonra iktidar hırsı ve mala olan düşkünlükle kendini gösterdi. Hz. Osman (rh) zamanında bu ahlaki zafiyetler daha da yükseldi. Emeviler döneminden başlayıp günümüze kadar geldi. Belki bir dönem zalimde olsa görece bir İslami hakimiyet söz konusu olduğundan bu zafiyetler fazla gündem bulamadı ya da çok dar alanlarda kendini ifade etti. Fakat bu da topluma yansımadı. Bu ahlaki zafiyette ilk başkaldıranın Hz. Ebu Zer Gıfari (rh) olduğunu da unutmamak gerekir.

Batı’dan başlayan coğrafi keşifler sonrası İslam dünyasının Batı tarafından önce ticari, sonrasında başlayan fiili işgali, sanayi devrimi sonrası gelişmeler ve İslam topraklarının emperyalistlerce kalıcı şekilde işgali, Müslüman toplum içindeki ahlaki zafiyetlerin onları ne duruma soktuğu düşüncesi tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bunlardan kurtulmak için kafa yorulmuş ve bu felaketler karşısında çözüm yolları aranmıştır. Mevcut duruma baktığımızda çok ciddi gelişmeler görünse de bu zafiyetlerden kurtulmak için daha çok çalışmamız gerektiği ortaya çıkacaktır.

Müslümanlar o dönem içinde bulunan duruma çareler aramış ve çözüm yolları sunmuşlardır. Bunların başında da Cemalettin Afgani gelmektedir. Afgani güç odaklarıyla gidişatı durduran ve çözüm üreten görüşmeler yapmasına rağmen bir sonuç alamamıştır. Ama Müslümanların çözümümü Kur’an-ı Kerim’de aramaları gerektiği düşüncesi günümüze kadar gelmiştir. Aynı şekilde Said Halim Paşa “Buhranlarımız”ı dillendirmiştir. Fakat “sağırlık”, “körlük” ve “dilsizlik” bütün bunların duyulmasına, görülmesine ve anlatılmasına engel olmuştur.

Müslümanların içinde bulunduğu atalet durumu onları topyekun kuşatmış ve vurdumduymazlık başını alıp gitmiştir. Müslümanlar kıskançlık, çekemezlik ve ihtiras nedeniyle dinin kendilerine buyurduğu bütün güzellikleri unutmaktadırlar. Benciliklerinin ve hırslarının peşinde koşup durmaktan kendilerini alıkoyamamaktadırlar. İslami Hareketlerin/yapılanmaların liderinin benlik denizinde boğulmaktan kendini kurtaramamaktadır. Hareket lideri, çoğu zaman para kaynağının boyunduruğu altında ve bu kaynağın belirlediği sözleri söyleme acziyetini göstermektedir. Onun için çoğu harekette ilim değil para konuşmaktadır. Hareket ne olursa olsun da benim olsun hırsı çoğu lideri esir almış durumdadır. Parasal ilişkiler kirlilik derecesinde girifttir. Hareket içindeki çoğu ilişkiler çıkara dayalıdır. Nefsani arzulara düşkünlük, ikinci eş meselesi çoğu hareketin yok olup gitmesine neden olmuştur. Hareketin tebaasının çokluğu beraberinde güç ve tek söz sahibi olmayı ve adaletsiz davranmayı beraberinde getirmiştir. Bütün bunlar bir müminde bulunması gereken hasletlerin yok olmasına, bununla beraber dünyevileşen ve Kur’an dillerinde olmasına rağmen kursaklarından inmeyen, “yapmadığınız şeyleri neden söylersiniz” uyarısını da kulak ardı eden bir hal almıştır.

Liderin Zaafları

İslami yapılanmaların çoğunda hırs ve iktidar aşkıyla tutuşanlar liderlik yapmaktadır. İlim, gücün emrine amadedir. İstişare ve meşveret sadece “dostlar mecliste görsün”den başka bir anlam ifade etmez. Yani liderlik doğal değildir. Söylediğini yaşayandan çok, ağzı iyi laf yapan, tabi olanlarını nasıl bağlayacağını iyi becerenlerin; yani halkla ilişkiler konusunda uzman kişilerin yürüttüğü bir mekanizma şeklinde yürümektedir. Yapı içindeki ilişkiler ince hesaplar üzerine kuruludur. Bağlılar hem bulundukları yer itibariyle Allah’ın dinine hizmet ettiklerini düşünmekte hem de dünyalarını kurtarmanın zevkini yaşamaktadır.

Burada güç, tapılacak kadar önemlidir. Dışarıyla kurulan tüm ilişkiler ağı cemaatin/yapının çıkarları gözetilerek sürdürülmektedir. Hesaplar dünyalıktır. Allah’ın hesabı ise burada görmek ya da hatırlamak mümkün değildir. Liderin benlik duygusu o kadar gelişmiştir ki, kendini yeryüzündeki Allah’ın temsilcisi olarak görmekte ve taşıması gereken adil, ahde vefa, doğru konuşma gibi vasıfların hiç birini çıkarlar söz konusu olduğunda görmezlikten gelebilmekte bir sorun görmemektedirler. Bunu da cemaatin geleceğine bağlamaktadırlar. Bencillik ve hırs onun gözünü köreltmiş ve diğer Müslümanlarla kurması gereken ilişkileri kabul etmemektedir.

Para Kaynağı

İslami Hareketlerde/Yapılarda en fazla sesi çıkanlar, yapılara parasal yardımda bulunanlardır. Neredeyse hareketin gizli lideri konumundadırlar. Lider neredeyse onun sözünün dışına çıkmamaktadır. Onun için çoğu yapıda konuşan ilim değil, paradır. Paranın gür sedası tüm yapı üzerinde baskındır ve eleştirilmezdir. Para kaynağı lideri besleyerek kendine manevi olarak borçlandırmaktadır. Onun içinde lider onun isteklerinin dışına çıkamamaktadır. Hareket içindeki ilişkiler ağını da o düzenlemekte ve liderin rahatı için tüm imkânları seferber ederken diğer tarafta da onun ailesine de aynı imkanları sağlayarak ağırlığını tam olarak hissettirmektedir.

Bu durum doğal olarak ilişkiler ağını kardeşlik ekseninden çıkar eksenine kaydırmaktadır. Kardeşler arası ağ bile bir süre sonra çıkar ilişkilerine dönüşebilmekte, çıkar ilişkilerindeki kopma, hareketten de kopmayı beraberinde getirebilmektedir. Bugün bu kadar çok yapılanmanın olduğu yerde bunu sadece düşünsel ayrılığa bağlamak kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.

Bugün İslami yapılanmaların iktidarla ilişkilerini yine bu bağlamda okumak gerekir. Daha çok hizmetin daha çok paraya bağlandığı bu dönemde sağlıklı bir İslami mücadelenin yürütülmesini zorlaştırmaktadır. İslamcılık da yine bu parasal güç üzerinden okunmaktadır.

Tam burada şöyle bir soru sorulabilir mi acaba? İslamcılık kaç para? Muhterem!
Derneklerimiz, vakıflarımız, okullarımız birer kazanç merkezine dönüştürülerek, İslamcılık yapılmaya çalışılıyor. Yaz okullarımız, öteki dediğimiz insanların koydukları ederlerin üstüne çıkmış durumdadır. Çünkü değerler eğitimini veriyorlar.

Bugün birçok Müslüman, çocuklarını özellikle büyük şehirlerde İslami öğrenmek için yaz okullarına parasızlıktan dolayı gönderemeyip şikâyet ediyorsa bu sorunun çok doğal durduğunu düşünüyorum.

“Yaşama dokunan özellikle bu tarafın paraya evirilmesi, İslamcılık tartışmalarının hangi rüzgârına havale edilmelidir?” sorusu doğal bir soru olarak karşımıza çıkacaktır. Birçok yardım kuruluşu ve vakıf, dernek bu çalışmalarda bulunan kişi ve kuruluşları destekleyerek bu sorunun giderilmesi için hangi çabalar içinde olduğu tartışılmadığı sürece, “kaç para” tartışmalarının olması kaçınılmaz olacaktır.

Bir de sistem içine giren insanlarımız vardı dönüşen, her ne kadar Ali Bulaç; “Bunlar zaten İslamcı değillerdi”yi söylese de güç istencine gark olmuş olan bu zevatta, bir zamanlar “bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” zihniyetinin tasavvurlarını fazlasıyla görmek, İslamcılık tartışmalarını farklı bir boyuta taşımalıdır.

Onun için yapılandırmalarımız, “yapmadığınız şeyi neden söylüyorsunuz” uyarısını dikkate alarak yeniden kendi inşalarına girişmeleri gerekir. Böylece biz, güç ve paraya dönüştürülmüş ve dönüştürülmeye çalışılmakta olan İslamcılık anlayışından kurtulalım.

Çıkar/Güç İlişkileri

Hareket içindeki çoğu ilişkiler çıkara dayalıdır. Samimi olanlar her zaman en alt tabakadadırlar. Çünkü onların bir beklentileri yok, kendilerine ne görev verilirse canı gönülden onu yerine getirirler. Ama hiçbir zaman istenen noktada olmazlar. Daha çok attıkları adımın hesaplarını yapanlar, hareketin belli noktalarına çabuk yükselirler.

Zamanla bu samimi Müslümanlar yapı içindeki bu ilişki biçiminden rahatsız olmaya başladıkları görülmektedir. Bu rahatsızlıklar onları kendi köşelerine çekilmelerini beraberinde getirirken, yapının teorik ve pratiğine ciddi katkıları olacak bu kişilerin kaybı harekete de ciddi gerilemeyi sağlamaktadır.

Yapı içindeki ilişkiler ağının kapalılığı, işlerin yürütülmesindeki eleştirileri de görmezden gelinmesini sağlar. Böylece yapı içindeki hiyerarşinin neye göre belirlendiği tartışması çoğu zaman kopmaları beraberinde getirmektedir.

Güç istenci, zamanla kendini her şeyin üstünde görmeye götürmektedir. Güç, hakimiyet alanının genişlemesini buyurmaktadır. Bu, bazen para olurken, bazen de karşı cins olabilmektedir.

Nefsani arzulara düşkünlük, ikinci eş meselesi çoğu hareketin yok olup gitmesine neden olmuştur. Bu durum birçok hareket liderinin düştüğü bir tuzak olmuş, hem kendilerini hem de tüm hareketin dağılmasına neden olmuştur. Oysa hareketin lideri nefsine, arzu ve isteklerine gem vurabilmeyi bilmelidir. Allah’a karşı sorumluluğun bilincinde olmayan birinin bir yapıyı ve tabilerini yönlendirmesi beklenmemelidir.

Dünya, kirli ağlarını daha çok kadın ve para üzerinde yürütmektedir. İnsanları bu ikisiyle ağlarına düşürmektedir. Bu noktada birçok yapılanmanın lider kadrosu kaybetmiş durumdadır.

Sonuç

Bu ve bunun gibi birçok ahlaki zaaflarımız vardır. Bunları aşmadığımız müddetçe ve Allah’ın ipine art niyetsiz ve samimi bir şekilde sarılmadığımız müddetçe başarılı olmamız mümkün değildir. Yoksa bize sunulacak olan İslam, Allah’ın indirdiği İslam değil, arzu ve heveslerimizin anladığı ve ona göre insanları yönlendirdiği adaletsiz bir İslam’dan başkası olamayacaktır. Allah adına zülüm eden insanlardan yine Allah’a sığınmak gerekir. Bugün İslami yapılanmalara baktığımızda “Allah’ın bunların şerrinden, yalancılığından, hak yiyiciliğinden, menfaatçiliklerinden, benciliklerinden, ahde vefasızlıklarından sana sığınırım” demekten kendimizi alamaz duruma gelmiş bulunmaktayız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir