Kur’an’da Zikir ve Tezekkür Kavramlarının Anlam Alanı / Hamdi Tayfur

Print Friendly, PDF & Email

Akletme ile ilgili Kur’an’da en çok kullanılan kelimelerden birisi ‘zikir’ kelimesidir. Kur’an’da hem fiil, hem de isim olarak geçer.“Ze-ke-ra” kelimesi Kur’an’da değişik türevleriyle 296 kez geçmektedir. Bu sayıya kelime anlamındaki kullanımlar ile ‘dişinin zıttı/erkek’ anlamındaki kullanımlar da dahildir.

İsfehani Müfredat’ta ‘zikr’ kelimesini şöyle açıklamaktadır: “Zikr sözcüğü a) Bazen ‘insanın kazanacağı veya elde edeceği bilgileri hıfzetmesini, ezberlemesini (veya hatırlamasını) mümkün kılan, nefisteki bir hey’et’ (huy, cibilliyet, tabiat H.T.) kastedilerek kullanılır. Bu bakımdan ‘hıfz’ sözcüğüne benzer. Fakat ‘hıfz’ sözcüğü ‘bilginin (zihinde, akılda) korunması veya saklanması’ göz önünde bulundurularak kullanılırken, ‘zikr’ sözcüğü ise ‘bilginin hazıra getirilmek istenmesi (akla çağırılması, hatırlanması)’ göz önünde bulundurularak kullanılır. b) Bazen de ‘bir şeyin kalpte veya sözde [dilde] hazır bulunması’ anlamında kullanılır. Bundan dolayı şöyle denmiştir: ‘Zikr’ iki kısımdır: Kalpte olan zikr (hatırlamak, anmak), dille olan zikr (anmak, yad etmek). Bunlardan her biri de iki kısma ayrılır: Bir nisyandan, unutmadan kaynaklanan zikr. Bir nisyandan, unutmadan kaynaklanmayan bilakis hıfzetmeyi, ezberlemeyi devam ettirme, sürdürme (amacın)dan kaynaklanan zikr. ‘Her söze’ zikr denir.”[1] Çünkü her söz içindeki anlamla birlikte zihindeki bir bilginin hatırlanmasıdır.

İsfehani’nin bu nefis açıklaması ‘zikr’ kelimesinden ne anlamamız gerektiğini ve kelimenin kökündeki anlamı net bir şekilde ortaya koymaktadır. ‘Zikr’ kelimesi kök olarak en kısa ifadesiyle ‘hatırlamak’ demektir. Zihinde hıfzedilmiş bilgilerin, kalple hatırlanması ve dille telaffuz edilmesidir.

Kelimenin bir diğer anlamı ise şan, şeref ve övgüdür.[2] Bu anlam doğrudan kök anlamıyla ilgilidir. Şan, şeref sahibi olmak ve övgü almak; doğrudan hafızalarda yer etmiş unutulmayacak bir olay, davranış ve şahsın sürekli hatırlanması, hiç akıldan çıkmaması ve sürekli dillendirilmesi demektir.

Kelimenin dişinin zıddı erkek anlamında kullanılması ve erkeklik uzvuna ‘zeker’ denilmesi, erkeklerin güç, cesaret ve sertlik özellikleri nedeniyle adlarından söz ettirmelerinden ve Araplar arasında bunun bir şan ve şeref meselesi addedilmesinden olmalıdır.

Montgomery Watt, kelimenin kökünün Arapçadaki zengin semantik kullanımına bakarak tüm türevleriyle İngilizcede karşılığının bulunmasının imkansız olduğunu ifade ettikten sonra şöyle devam eder: “Fiilin ilk kökü olan zekere genellikle ‘hatırlamak veya anmak’ (to remember) olarak çevrilmekte ise de, daha önce bilinen ve unutulmuş olan bir şeyin zihnen hatırlanması konusunda özel bir vurgu söz konusu değildir. Kelimenin anlamının daha çok bir şeyi zihinde tutmak ve aynı zamanda da ona uygun davranışı benimsemek olduğu anlaşılmaktadır.”[3] Watt bu nedenle kelimenin İngilizcedeki karşılığının uyarmak veya öğüt vermek anlamlarına gelen ‘admonish’ veya ‘exhort’ kelimeleri olduğunu söylemektedir. Watt’ın bu tespitinden de anlaşılacağı üzere kelime; hatırlatarak uyarmak veya hatırlanan hususlar üzerinden öğüt alarak, ders çıkararak veya uyarıya kulak vererek düşünmek ve bunlar üzerinden davranışlara yön vermek manasına gelmektedir. Kelime anlamı olarak kullanılan yerleri bir yana bırakacak olursak, ‘zikr’in Kur’an’daki tüm kullanımlarında davranışa çeki düzen vermeyi de içeren bir anlam derinliğini saptamak mümkündür. Sadece fiil olarak geçtiği yerler değil, isim olarak kullanımlarında da aynı derinlik bulunmaktadır.

Kelimenin Kur’an’da kullanılan başlıca türevleri şunlardır: Zikrâ, zikr, tezekkür, tezkire, mezkur, zakir, zakira, müddekir, müzekkir. Ayetlerde fiil şeklinde mazi, muzari ve istikbal olarak tüm zamanlarda kullanılır.

Zikr’; “ze-ke-ra” fiilinin isim/mastar halidir. Kur’an’ın isimlerinden biridir. ‘Zikrâ’ zikr kavramının ihtiva ettiği anlamları ifade ettiği gibi, ondan daha geniş bir manayı da kapsamaktadır. Buna göre ‘zikrâ’; unutmamak, bir şeyi hafızada tutma çabası içine girmek ve bu konuda gayret göstermek, çok zikir, derinliğine zikir, öğüt, ibret, ikaz gibi anlamlara gelir.[4]Tezekkür’ ise; gerek insan zihnine, gerekse varlığın ve insanlığın ortak hafızasına kazınmış bilgileri hatırlayarak, hafızada tutarak, anlayarak düşünmek, ders çıkarmak, öğüt almak ve bu yolla davranışlarına biçim vermeye dönük çaba göstermektir. ‘Tezkire’; hatırlatan şey ve kendisi sebebiyle bir şeyin hatırlanmasıdır.[5] Tezkire pek çok ayette Kur’an’ın bir vasfı olarak zikredilir. ‘Mezkur’ ise anılan, hatırlanan şeydir. ‘Zakir’; zikreden erkek, ‘Zakire’; zikreden kadındır. ‘Müddekir’; verilen öğüdü ve uyarıyı hatırlayıp anlayarak bundan ders alandır. Kur’an’da Kamer suresinde altı ayette geçer. ‘Müzekkir’ andıran, hatırlatan, zikrettiren, hatırda tutturan kişi veya şeydir. Kur’an’da peygamberin vasfı olarak geçer. (88/21) Peygamber sadece bir müzekkir, yani hatırlatıcı ve öğüt vericidir. Bundan öte zorla kabul ettirme yönünde bir görevi yoktur. Bu nedenle ayette Peygamber’e  “Sen onlar üzerinde bir musaytır/dayatan bir zorba değilsin” (88/22) denilmiştir. Zikir kelimesinin tüm bu farklı türevleri Kur’an’da kullanılmaktadır.

Kur’an’da ‘Zikir’ Kelimesinin Anlam Alanı

Zikir kelimesi ve türevleri Kur’an’da, Arap dilindeki kelime anlamı olan ‘hatırlamak’[6], ‘şan, şeref’[7] ve ‘dişinin zıttı erkek’[8] manalarında bazı ayetlerde kullanılır. Bunların dışındaki kullanımların hemen hemen tümündeki amaç; geçmişten/tarihten, hayattan, varlıktan, tabiattan, ortak hafızalardan gelen bilgileri hatırlatarak inanç, düşünce ve amellerdeki yanlışlıkları göstermek; doğru düşünce ve eylem biçimlerine dönüş için öğüt ve öneriler yapmaktır. Bu anlam alanının en merkezinde yer alan hatırlama/hatırda tutma öğesi Allah’tır. Kur’an’da zikir kelimesinin geçtiği ayetlerde en çok tekrar edilen ibarelerden birisi ‘Allah’ı zikretmek’ ibaresidir. Pek çok ayette Allah’ı zikir tavsiyesi vardır. Amaç ise tüm düşünce ve davranışlarda Allah’ın rızasına uygun bir tarzın ortaya çıkmasıdır. Hatırlamaktan çok unutmamak ve hep Allah’ı gözetmek esastır. Unuttuktan sonra hatırlamak yani zikretmek tövbe etmenin bizzat kendisidir. Böylece düşüncenin merkezinde Allah’ın ve Allah’ın rızasına uygun insanca bir yaşam kurma hedefinin yer aldığı bir anlam alanı ortaya çıkar.

Merkezinde Allah’ı zikretmenin/hatırda tutmanın yer aldığı bu anlam alanında Allah hakkın, doğrunun, adaletin, hayrın, iyiliğin, marufun, selametin kısacası güzel olan her şeyin temsilcisidir. Allah’ı zikretmek ve O’nu hatırda tutmak, hakkı, adaleti, doğruluk ve dürüstlüğü, iyiliği, marufu, güzelliği, barışı ve insanlığın genel faydasını/maslahatını dikkate alarak yaşamak ve davranmak demektir.

Bu nedenle insanların istikamet üzere oluşu, Allah’ı sürekli zikirle mümkündür. Bu zikir, kalben/aklen, dille ve ifade ile ve daha da önemlisi bedenen gerçekleşmezse ‘gaflet’ en büyük hastalıklardan birisi olarak insanoğlunun başına belalar açacaktır. ‘Nisyan’ yani unutma insanca bir şeydir. Unutmamak mümkün değildir. Ancak her nisyan bir zikirle tövbeye dönüşmüyorsa ortada büyük bir ‘gaflet’ var demektir. Nisyan istemeden unutmak iken, gaflet hatırda tutulması gerekenleri bilinçli olarak terk etmektir[9] ve iradi bir tercihin neticesidir. Nisyan, koşarken sendelemeye benzer, telafisi vardır, hemen toparlanmak mümkündür. Ancak gaflet, sonu uçurum olan bir bayırdan aşağıya doludizgin koşmaya benzer. Sendelenmese bile varılacak yer uçurumdur. Bu yüzden Müslümanların sürekli Allah’ı zikir halinde olması ve bunu da insanlığa tüm dertlere şifa olarak tavsiye etmesi zorunludur.

Allah Kur’an’da geçmiş insanların başlarına gelenler, kıssalar, peygamberlerin hayatlarından örnekler vererek bunları birer zikir, yani hatırlama vesilesi olarak sunar. Bunların her birinde muhatapların kendi paylarına çıkartabilecekleri birer ibretlik konu ve öğüt vesilesi vardır. Kur’an bununla da yetinmez, insanın dikkatini kendisine çevirmesini ve kendisiyle ilgili alışageldiği için hiç hatırında tutmadığı hakikatleri hatırlamasını ister. Sanki mutlak hakkıymış gibi gördüğü, oysa tamamen Allah’ın birer rahmeti ve bağışı olan nimetlerini tezekkür etmesini, geçmişte yaşadığı olumsuz hal ve sıkıntılardan Allah’ın onu nasıl kurtardığını hatırlamasını ve bundan yaşadığı güne dair sonuçlar çıkarmasını ister.

Bu anlamda Kur’an ve diğer tüm ilahi kitaplar, insanlara geçmişlerini, varlıklarını, imkan ve imkansızlıklarını, geleceklerini (ahireti ve helaklerini), insanlığın geçmişini, doğru ve yanlışı hatırlattıkları ve bunlardan öğütler verdikleri için birer zikr ve tezkiredir. Kitabın bir ismi de zikrdir. Bu sebeple Allah kendi ismini zikretmemizi emrettiği gibi, Kur’an’ı ve Kur’an’ın ayetlerini zikretmemizi ve bu konularda bilgi sahibi olan ehl-i zikre (tüm kitap sahiplerine) danışmamızı, onlardaki hatırlatıcı bilgilerden yararlanmamızı da emretmiştir. Peygamber de bir müzekker yani hatırlatıcı/uyarıcıdır.

İbadet etmenin başta gelen amacı da Allah’ı zikretmektir. İçinde Allah’ın zikrinin -yani O’nun rızasının/temsilciliğinin altında olan tüm müspet düşünce ve davranış biçimlerinin değerlendirilmesinin- yer almadığı ibadet makbul değildir. İbadetinde yetimi itip kakmanın, maunu engellemenin hesabını yapmayanın, sanki din/hesap (günü) yokmuş gibi yaşayanın kıldığı namazın kıymeti yoktur. Namaz zikr için, yani dünyada yapıp etmelerin muhasebesini yapmak için kılınır. Oysa günümüz ibadet algısı ibadetlerde dünya işlerini düşünmemeyi öngörmektedir. Oysa namaz tam da dünya işlerinin muhasebesini yapmak için yapılır. Ama namaz daha çok para kazanmanın hesaplarının yapıldığı bir iş olursa tabii ki bu yanlıştır. Tersine dünya işlerine dalıp gitmişken nisyan ile yaptığımız hataları, namazımızda Allah’ı zikrederken fark etmemiz gerekir. Yoksa namazın yogadan veya meditasyondan bir farkı kalmaz.

Kur’an’ın birçok ayetinde zikreden Müslümanlardan örnekler verilerek bu düşünme eylemi teşvik edilir. Allah’ı zikretmekten uzak kalanlar, unutanlar, gaflet, körlük ve aymazlık içinde yaşayanlar zemmedilir. Unuttukları ve gaflete düştükleri için nasıl hevalarına esir oldukları ve şeytanın tuzağına düştüklerine dair örnekler verilir.

Aynı zamanda öğüt almaya, zikretmeye, tezekküre ısrarlı bir teşvik yapılır;

“Öğüt alıp düşünmeyecek/tezekkür etmeyecek misiniz?”

“Ne kadar az öğüt alıyor/tezekkür ediyorsunuz?”

“Öğüt almanız/tezekkür etmeniz gerekmez mi?”

“Tezekkür etmiyorlar!”

“Tezekkür etsinler diye…”

“(Bilmenin kıymetini) bilenler için zikr…”

“Ancak akıl sahipleri/ulu-l elbab zikreder.”

“Umulur ki tezekkür ederler.”

“Zikreden/düşünmenin kıymetini anlayan bir kavim için…”

türünden tezekkürü ve düşünmeyi teşvik edici pek çok ibare ayetlerde yerini bulur.

Allah’ı Zikretmenin Anlamı

Kur’an’da zikr kelimesinin geçtiği pek çok ayette Allah’ı zikretmenin teşvik edildiğini söyledik. Bu çok önemli bir konu olmasına rağmen, çok istismar edilen ve yanlış anlaşılan bir husustur. Pek çoklarınca Allah’ı zikretmek, dille ve elde tespih Allah’ın isim ve sıfatlarını defalarca tekrar etmek olarak anlaşılır. Tarikatlar yapılarını Allah’ın isimlerinin sürekli tekrar edilmesi suretiyle manevi coşkunluk oluşturmak hedefine dönük ayinler üzerine kurduklarından, Allah’ı zikir hep bu ayinsel çerçeve içinde anlaşılır olmuştur. Bu zikir ayinleri namazların arkasına da eklemlenerek neredeyse birer farz haline dönüştürülmüştür. Oysa tüm bu zikir ayinleri Allah’ı zikretmenin gerçek anlamsal çerçevesini yansıtmaktan çok uzaktadır. Sadece dille yüksek veya alçak bir sesle zikretmek, zikrin ruhundan yoksun bir törensellikten ibarettir. Zikrin ruhu unutmamaktır. Unuttuğunu hatıra getirmektir. Hatırındakinden öğüt almak, düşünmek, akletmek ve böylece yaptıklarının ve yapamadıklarının muhasebesini tutarak, hayatındaki eğrilikleri ortadan kaldırmaktır. Yani zikir sadece dille değil, kalple/akılla, düşünerek ve bedenle yapılan bir iştir. Oysa günümüz zikirlerinin, zikrin amacının tam da tersine düşündürmemek gibi bir işlevi vardır.

Kur’an’da Allah’ı zikretme emrine[10] dönük ayetlerin başta gelen amaçlarından birisi Allah’ın bir olarak yani ortaksız anılmasını temin etmektir. Müşrikler Allah’ın adının bir olarak anılmasına tahammül edemezler ve arkalarını dönüp giderlerdi[11] Kur’an’da düşünmenin başta gelen yedi mevzusundan [12] birincisinin tevhid olduğunu hatırlarsak zikretmenin akletme ile ilişkisini daha iyi kurabiliriz.

İşte bu düşünme faaliyeti, yani Allah’ı zikretmek, Müslümanların tüm hayatını kuşatması gereken vazgeçilmez bir iştir. Ayaktayken, otururken, yan yatarken, (3/191) sabah akşam, kendi kendine, için için, (7/205) topluca bir iş üzerindeyken, örneğin bir toplulukla savaş için karşı karşıya gelindiğinde, (8/45) yeryüzüne dağılıp Allah’ın fazlını ararken, Rabbimizden bir fazl isterken, (2/198) infak ederken (22/35) veya hep birlikte salat için toplanıldığında (62/10), namaz kılarken (87/15), utanç verici bir iş yaptıktan veya bir zulüm işledikten sonra (3/135), bir işe azmedildiğinde (18/24), kısacası her hal ve şartta Allah’ı zikir, Allah’ın hatırını gözetme Kur’an’ın tavsiyesi ile olmazsa olmazlardandır. Bir Müslüman’ın tüm hayatı Allah’ı zikretme ile anlam bulmaktadır. Nisyan ile fuhşiyattan bir iş yaptıklarında, kendilerine ve başkalarına zulüm ettiklerinde, Allah’ı hesaba katmadan iş yapmaya kalktıklarında samimi inanç sahiplerine düşen derhal hatırlayarak Allah’ı zikretmek ve tövbe etmektir.

Zikr ile İbadetin İlişkisi

Kur’an’daki her emrin bir maksadı vardır. Allah amaçsız ve boş yere bir emir vermez. İslam tarihinde fıkıhçılar Kur’an’daki farzların maksadını tespit etmeye çalıştıklarında özellikle ibadetlerin maksadı üzerine söz söylemekten imtina etmişlerdir. Bu konuda çok az şey söylenmiştir. Çoğunlukla ibadetlerin kendilerinin bizzat maksat olduğu düşünülmüştür. Örneğin Mutezili imamların bazıları vahiyle bildirilen emirlerin hangilerinin akılla bilinebileceği hususunu tartışırlarken, namaz gibi bazı ibadetlerin akıl dışı olduğunu ve bunların vahiy olmadan bilinemeyeceğini savunmuşlardır.

İbadetlerin maksadını tespit etmede ortaya çıkan bu çekingenliğin geri planında insanların ve cinlerin Allah’a kulluk için yaratıldığına (51/56) dair ayetin anlaşılma biçimi etkili olmuştur. Bu ve benzeri ayetlerin maksadı büyük ölçüde Allah’tan başkasına kulluk eden/tapınan müşriklere, kulluğun gerçek adresini göstermektir. Kendileri de yaratılmış olan varlıklara kul olmanın mantıksızlığı ve tüm varlıkların tek yaratıcı olan Allah’tan başkasına kul olmalarının imkansızlığı ortadayken, eğer birisine kulluk yapılacaksa bu ancak Allah olmalıdır. İşte ayetlerde söylenmek istenen tam da budur. Yoksa Allah’ın pagan dinlerde olduğu gibi mitolojik tanrılara ve putlara karşı yapılan anlamsız ve amaçsız tapınma merasimlerine ihtiyacı yoktur. Üstelik pagan dinlerinde bile tüm tapınma ve kurban merasimlerinin tanrılardan merhamet, rızık, yağmur, kötülüklerden korunma, bağışlanma dilenmek gibi özel amaçları vardır.

Allah’ın kendisine tapınılmasına, huzurunda merasimler düzenlenmesine, hatta kurbanların kanına ve etine ihtiyacı yoktur. (22/37) Allah için önemli olan tüm bu ibadetlerin geri planında kişinin ne tür bir niyete sahip olduğu, samimiyetinin derecesi ve sahip olduğu sorumluluk duygusudur ki bu da takvadır. Bir adım daha öteye gidersek bu ibadetlerle asıl amaçlanan hayata ve hayatta işlenen tüm amellere istikamet kazandırmaktır. Çünkü insanın yaratılışının, doğumla ölüm arasında kimin daha salih ameller işleyeceğinin ortaya çıkartılması gibi bir amacı vardır. “O, hanginizin daha iyi ameller isleyeceğini denemek için hayatı ve ölümü yarattı.” (67/2) Ayette ifade edildiği gibi, insanın ve insana ait doğumdan ölüme kadar sürecek hayatın yaratılmasının en temel amacı yapılan işlere, yani amellere dönüktür. Hayat her şeyiyle bir bütün olduğuna göre Allah’ın bakacağı bize ait ameller sadece ibadet olarak sınırlandırılan ameller değil her türlü işimizdir. Tersine olarak şeklî ibadetlerin, genele yaygın işlerimize fayda sağlaması gibi bir amacı vardır. Yoksa ibadetler sırf Allah’a tapınalım diye emredilmiş değildir. İslam’ın tüm monoteist veya pagan dinlerden ayrıldığı en temel noktalardan birisi budur. Yani bu din insanlar sırf Allah’a tapınsınlar diye ibadeti emretmez. Tüm dinlerde ibadet başlı başına bir amaçtır. İbadet kimi yan amaçların yanı sıra en temelde ibadet için veya Tanrıya tapınmak için yapılır. Tarihsel olarak şekillenmiş İslam’ın da böyle bir yönü vardır. Oysa Kur’an ile son ifadesini bulan İslam’ın yaklaşımı bundan farklıdır.

Bu görüşümüzün temel dayanağı Kur’an’da zikr ile ibadetlerin arasında kurulan ilişkidir. Kur’an muhtelif ibadetleri söz konusu ettiğinde, Allah’ı zikretmeyi ya bu ibadetlerle birlikte anar ya da bu ibadetlerin maksadının bizzat Allah’ı zikretmek olduğunu ifade eder.

Örneğin Hac ibadeti, içinde bolca zikrin yer aldığı bir ibadettir. Hac esnasında Arafat’tan inildiğinde Meş’ar-ı Haram’da Allah zikredilir. (2/298) Hac ibadetleri bitirildiğinde, müşriklerin atalarını cahiliye döneminde zikretmelerinden çok daha güçlü bir zikir ile Allah zikredilmelidir.(2/200) Sayılı hac günlerinde Allah’ı bol bol zikretmek emredilmiştir.(2/203)

Aynı şekilde hacda veya başka bir yerde kesilen kurbanlar da ancak Allah’ın ismi zikredilerek kesildiğinde O’nun katında makbul olur. (örn. 22/34, 22/28, 22/36, 6/118-119, 6/121, 6/138) Burada maksat etlerin ve kanın Allah’a ulaştırılması değil takvanın ulaştırılması ve Allah’ın isminin zikredilmesinin yaygınlaştırılmasıdır. Bu nedenle av hayvanları da dahil (5/4) Allah’ın adı zikredilerek kesilmeyen hayvanların eti helal değildir. Sadece Allah’ın ismi anılarak kesilen kurbanlardan yemek helaldir.

İnfak da benzer bir özelliğe sahiptir. Allah zikredildiği zaman kalpleri ürperenler ve böylece sürekli uyanık ve O’nu hatırda tutarak yaşayanlar, Rablerinin onlara verdiği rızıklardan infak ederler. (22/35) Allah’ın zikrine karşı böylesi bir uyanıklığa ve saygıya sahip olmayan birisinden malını severek infak etmesini beklemek boş bir hayal olur.

Aynı şekilde Ahzab suresinde bir ayette mağfiret ve mükafatı hak eden mü’min ve mü’minelerden bahsederken onların oruç tutma özelliğini pek çok özelliğinin yanı sıra zikretme özellikleriyle birlikte sayar.(33/35)

Mescitler, ibadethaneler ve evler ancak Allah’ın isminin zikredildiği mekanlar olduğu zaman kıymetlidir. (örn. 24/36, 2/214, 22/40)

Evlerde ve mescitlerde kılınan namazın amacı da Allah’ı zikretmektir. Allah’ın Musa’ya vahyettiklerinden olan şu buyruk bunu çok net olarak ortaya koymaktadır: “Bana ibadet et ve Beni zikretmek için namaz kıl.” (20/14) Bu ayette namazın gerçek amacının Allah’ı zikretmek olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Zikr ve namaz o kadar iç içedir ki bazen namaz zikr olarak isimlendirilir. İlk inen surelerden olan Müzzemmil suresinde Allah Peygamber’e geceleyin kalkarak tertil üzere Kuran okumasını emretmiştir. Genelde Peygamber’in gece kalkışlarında içinde uzun okumaların yer aldığı namazlar kılmıştır. İlk Müslümanlar da Peygamber’i örnek alarak, emir Peygamber’i bağladığı halde, gece okumaları yapmıştır. Namazla birlikte eda edilen bu Kur’an okumalarında surede emredilen bir iş de Rabbimizin isminin zikredilmesidir. (ayet:8) Bu bize ilk dönemlerden itibaren tilavet/okuma, zikr ve namazın nasıl bir bütünlük arz ettiğini göstermektedir. Yani namaz ibadeti, okumak, tertilen okurken tefekkür etmek, Allah’ın ismini zikrederek hayata dair değerlendirmeler yapmak amacıyla yerine getirilen bir ibadetti.

Aynı şekilde Medine’de inen Cuma suresinde, cuma günü namaz için çağrılan müminlere hemen alışverişi bırakarak Allah’ı zikretmeye (yani cuma namazını kılmaya) gitmeleri emredilir. Bu bilenler için çok hayırlı bir iştir (62/9). Konuyla ilgili ayetlerde bazen önce zikr emredilip ardın da namaz emredilirken (87/15), bazen de namazı bitirdikten sonra yeryüzüne dağılınca, ayaktayken, otururken, yatarken, sabah ve akşam, güvenli ve güvensiz tüm ortamlarda Allah’ın zikredilmesi emredilir. (örn. 4/103, 2/239, 62/10, 3/91, 76/25)

Namazın fahşayı ve münkeri engelleme özelliği (29/45) ve bir iyilik/hasenat olmasından dolayı kötülüğü/seyyiatı yok etmesi de (11/114) namazla zikrin ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Namaz zikir için olduğundan, namaz kılınırken kötülükler ve iyilikler göz önüne getirilir. Kişi yaptığı seyyiatı, münkeri, fahşayı Allah’a rağmen nasıl yaptığının muhasebesini yapar. Kötülüklerini hatırlar. Allah’ın öğütlerini okuduğu ayetlerden kafasında tekrar tekrar canlandırır. Hasenatın, marufun, iyiliğin; münker, fahşa ve tüm seyyiat karşısındaki üstünlüğünü ve önemini bir kere daha anlamış olur. Bu durum onun namazın ardından güncel hayata döndüğünde kötülüklerden uzak durmasını temin eder. İşte böylece namaz ve namazın gerçek amacı olan Allah’ı zikr kişiyi kötülüklerden uzak tutmaktadır.

‘Zikr’ Edilmesi Gereken Diğer Hususlar

Kur’an sadece Allah’ı zikretmemizi emretmez. Allah’ı zikirle doğrudan bağlantılı olmak üzere birçok hususun zikredilmesi, hatırlanması ve bunlardan öğüt alınması istenir. Örneğin kitap ve içindeki ayetler, muhatapların yaşayıp da unutmaya yüz tuttukları geçmişlerindeki olağan dışı olaylar veya Allah’ın günleri olarak isimlendirilen sıra dışı olayların yaşandığı zamanlar ve kıyamet/hesap günü, geçmiş insanların ve peygamberlerin başından geçenler, kıssalar, Allah’ın insanlara verdiği nimetler, yaratılış gibi pek çok husus insanların zikir ve tezekkür etmesi için ayetlerde bolca dile getirilir.

Kitaba sımsıkı sarılmak ve içinde olanları zikredip düşünmek hem geçmiş topluluklara hem de Kur’an’ın muhataplarına sıkı sıkıya öğütlenen bir husustur. (örn. 2/63, 7/171)

Geçmişlerin haberleri, onların başından geçen ders çıkartmaya uygun olaylar, peygamberlerin başından geçen hadiseler, kıssalar bolca zikredilir. Bu tür ayetler Kur’an’da büyük bir yekun oluşturur. (20/99, 18/70) Ayetlerde bazen peygamberlerin veya örnek şahsiyetlerin bizzat ismi üzerinden zikret/hatırla diye dikkatler çekilir. (örn. 19/16, 41, 51, 54, 56; 38/17, 41, 45, 46, 48; 46/21)

Kur’an’da en çok hatırlatılan hususlardan birisi de kıyamet ve hesap günüdür. (örn.14/5)

İnsanlara hesabın görüleceği yeniden diriliş günü hatırlatılırken, bunu imkansız görenlere ilk yaratılışları, yani kendileri hiçbir şeyken yoktan yaratılmaları hatırlatılarak, bunu yapan Allah’ın yeniden yaratmaya da kadir olduğunu düşünmeleri/zikretmeleri istenir: “İnsan önceden, hiçbir şey değilken, gerçekten onu yaratmış olduğumuzu düşünmüyor mu?”(19/67)

Geçmişten hatırlatılan olaylar sadece tarihe mal olmuş, başkaca insanların hayatlarına ilişkin örnekler değildir. Allah gerek Müslümanlara, gerekse ehl-i kitaba yaptığı hatırlatmaları bazen çok yakın geçmişlerinde yaşadıkları olaylardan seçer. Bu olayların izleri ya hayatlarında iyi-kötü sürmektedir ya da küllenmeye yüz tutmuştur. Bu küllenme nedeniyle benzeri olaylara maruz kalma riskleri mevcuttur. Bunların tekrar hatırlanması/zikri, hem mevcut durumlarının kıymetini anlamalarına, hem de geçmişteki hatalarına düşmemelerine yol açacaktır. Aynı zamanda o kadar kötü koşullarda onlara yardım edip rahmetiyle kendilerini koruyan ve birçok nimetler bahşeden Allah’ı ve sorumluluklarını hatırlarından çıkartmamaları istenir.

Örneğin Müslümanlara Mekke dönemindeki sayıca azlıkları, yeryüzünde zayıf bırakılmış olmaları, insanların onları kapıp kaçacağından korkmaları ve sonra da Allah’ın onları barındırıp desteklemesi (8/26); aynı şekilde birbirlerine düşmanlar iken, kalplerinin arasını uzlaştırması ve onları kardeşler yapması, ateşin kenarından hepsini kurtarması (3/103); Hendek savaşındayken üzerlerine her taraftan orduların gelmesi ve umutların tükendiği zaman Allah’ın yardımının yetişmesi (35/3); zarar vermek için onlara ellerini uzatmaya yeltenen bir kavmi alıkoyması (5/11) hatırlatılarak bundan ibret alınması istenir.

İsrail oğullarına bazen kıssaların içinde olaylar aktarılırken, bazen de Medine’deki Yahudilere tüm geçmişlerinden örnekler verilerek Allah’ın onlara verdiği nimetler üzerinden hatırlatmalar yapılır. Allah’ın onlara bahşettiği nimetler sıralanır. Onları alemlere üstün kıldığı (2/47,122), öğüt için kitap ve hikmet indirdiği (2/231), içlerinden peygamberler ve hükümdarlar çıkararak alemler içinde kimseye vermediğini onlara verdiği (5/20), onları Firavun ailesinden kurtardığı (14/6) hatırlatılır.

Aynı şekilde Hud, Salih, Şuayb gibi peygamberler, kavimlerine Nuh’tan sonra Allah’ın onları yeryüzünde nasıl yerleşik kılıp güçlendirdiğini; yeryüzünün halifeleri kıldığını; orada köşkler kurup, dağlardan evler yonttuklarını; azınlık iken çoğalttığını (7/69, 74, 8) hatırlatırlar ve tüm nimetleri onlara veren Allah’ı hatırda tutarak hayatlarını hidayet üzere şekillendirmeleri konusunda uyarı ve çağrılarda bulunurlar.

Allah’ın nimetlerini hatırlatarak yapılan çağrı aslında tüm insanlığa yapılan ortak bir çağrıdır. Nimetin kaynağını bilmek ve O’nun bizi yaratma amacına uygun bir davranışa dönmek, yani Allah’ın fıtratlarımızdan aldığı misakımızı hatırda tutarak/zikrederek yaşamak insan olarak temel sorumluluğumuzdur.

Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve: ‘işittik ve itaat ettik’ dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı misakını zikredin. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.” (5/7)

Ey insanlar, Allah’ın üzerinizdeki nimetini zikredin. Gökten ve yerden sizi rızıklandıran Allah’ın dışında başka bir yaratıcı var mı? O’ndan başka bir ilah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz?” (35/3)

Kur’an, Zikr, Tezkire, Öğüt

Kur’an’ın isimlerinden birisi de zikrdir. Kur’an birçok ayette kendisini ‘zikr’ olarak isimlendirir. Bazı ayetlerde Kur’an’dan bahsederken direk ‘zikr’ ismi kullanılırken, bazı ayetlerde de Kur’an’ın bir zikr olduğuna dair sıfat ifadesi kullanılır.[13] Müşrikler bile Allah’tan gelen vahiyden bahsederken “Ey kendisine zikr indirilen!” (15/6) ayetinde olduğu gibi Kur’an için ‘zikr’ ismini kullanırlar. ‘Zikr’ sadece Kur’an’ın değil önceki kitapların ve Allah’ın indirdiği tüm vahiylerin ortak ismi ve özelliğidir. Kur’an ehl-i kitaptan bahsederken bazen onları ehl-i zikr olarak isimlendirir. (örn. 16/43, 21/7) Kur’an da bir zikr olduğuna göre onun muhatabı olan Müslümanlar da ehl-i zikr sınıfına girerler.

Kur’an veya Allah’ın indirdiği vahiyler aynı zamanda ‘tezkire’ olarak da nitelendirilir. Tezkire zikr kelimesinden türemiştir, hatırlatan şey demektir. Eğer bir şey vasıtasıyla başka bir husus hatırlanıp anılıyorsa hatırlatana tezkire denilir. Örneğin gemiyle Nuh’un kurtarılması hadisesi, ilerde bunu işitecek olanların anlayıp kavramasına yardımcı olacak bir tezkiredir. (69/11-12) Kıyametin kopması hadisesi de bir tezkiredir. Çünkü bu olayın dehşeti ve çocukların bile bir anda ihtiyarlayacağı o gün geldiğinde kişiyi koruyacak hiçbir şey yoktur. Korunmak yani muttaki olmak o gün gelmeden Rabbimize giden/O’nun rızasına uygun bir yol tutmakla mümkündür. (73/17-19) Kur’an baştan sona bu türden hatırlatmalarla dolu bir kitaptır. Görüldüğü gibi bir şeyin tezkire olması için mutlaka geçmişte olup bitmiş bir hadise olması gerekmemektedir. Gelecekte olacak kıyamet gibi hadiseler de bir tezkire olabilmektedir. Bu da zikr kelimesinin sadece hatırlamanın ötesinde öğüt alma ve hayatına çeki düzen verme anlamlarını içerdiğinin önemli delillerindendir.

Sad, zikir dolu Kur’an şahit olsun” (38/1) ayeti Kur’an’ın zikre dolu dolu sahip (zikr) olduğunun kitap tarafından ifadesidir. “Kur’an insanlar öğüt alsınlar diye kolaylaştırılmıştır.” Bu ifade Kamer suresinde dört kere tekrar edilmekte ve ardından sorulmaktadır: “Öğüt alan yok mu?” (54/17, 22, 32, 40) Bu ayetleri okuyan verilen örnekleri zihninde tekrar tekrar canlandırır ve dilerse öğüt alır. Bu nedenle bazı ayetlerde Kitabın bir vasfı olarak tezkire ifadesi geçmektedir.[14] Kur’an haşyet duyanlar, muttakiler, öğüt almayı isteme iradesini gösterenler ve iman edenler için bir tezkiredir. (20/3, 69/48, 73/19)

Kur’an’ın haşyet duyanlar, isteyenler ve muttakiler için bir tezkire olması, ancak o özellikleri taşıyanların bundan faydalanabileceği anlamındadır. Allah’a haşyet duymadan, öğüt almayı istemeden ve takva sahibi olmadan yani Allah’tan geleceklerden çekinerek sorumluluk elbisesine bürünmeden tezkire ile verilen öğüdün ve uyarının kişiye bir faydası olmaz. Bazı ayetlerde ise Kur’an’ın ve genel anlamda vahyin, ulaştığı herkes için bir zikr olduğu ifade edilmektedir. Bu bir çelişki gibi görülse de vahy herkesi muhatap alması bakımında alemler için öğüttür. Diğer taraftan bu öğüt isteyerek yaklaşanlara, takva sahiplerine, haşyet duyanlara fayda sağlayabileceği için sadece onlar için bir tezkire olmaktadır.

Kur’an alemler için yani tüm beşer için indirilmiş bir tezkire/zikr/öğüttür.[15] Bu nedenle Allah peygamberlerine, indirdiği vahyin ayetleriyle ve Muhammed Peygamber’e de Kur’an ile öğüt verip hatırlatmasını emretmiştir. (örn. bkz. 50/45, 6/70, 10/71)

Kur’an ve vahiy mademki bir zikr ve tezkiredir öyleyse onunla insanları uyarmak da en doğru ve en etkili yöntemdir. Çünkü Kur’an’ın kendisi esasen bir uyarma/hatırlatmadan ibarettir. Kur’an’ın insanlara çağrısı zikr yöntemini esas almaktadır. Zikretmeye ve tezekküre çağrı, öğüt verme ve hatırlatma Kur’an’ın benimsediği hidayete çağrı yöntemidir.[16]

Ancak, Kur’an’ın ayetlerle öğüt vermeyi emretmesi, muhataplara sadece Kur’an ayetlerini okumakla yetinmek olarak anlaşılmamalıdır. Tersine zikr içeren ayetlerin yöntemi insanları tabiata, tarihe, insanın kendi varlığına ve yaratılışına, diğer zikir ehline, kendi hayatında yaşadığı ibretlik vakıa ve dönüşümlere bakmaya yönlendirmektedir. Kur’an’la uyarmak, Kur’an’ın bu yöntemiyle uyarmak demektir. Aynı zamanda Kur’an’la zikretmek veya Kur’an’ı zikretmek; ayetlerde ortaya çıkan bu yönteme göre, hatırlamaya değer tarihi olaylara, toplumsal vakıalara, tabiata, kendi varlığımıza, geçmişte yaşadıklarımıza, insanlığın ortak değer ve birikimlerine dönerek bunları hatırlamak; gözünü açık tutmak, kalpteki engelleyici perdeleri yırtmak; hatıra değer delilleri bulmak için araştırmak, incelemek, düşünmek, tefekkür etmek ve tezekkür etmektir. Böylece hayata daha doğru bir istikamet vermektir. Yani Kur’an ayetleri ile zikr etmenin yöntemi engelleyici, sınırlayıcı ve hapsedici bir yöntem değil, özgürleştirici ve aklın önünü açıcı bir yöntemdir. Kısacası Kur’an, kendi ayetlerini ve hatırlamaya değer tüm hususları zikretmemizi ve bunlardan öğüt almamızı isterken insanın önünü açmasına, akıllıca davranmasına yardımcı olmaktadır.

Kur’an hakikati yeniden üretmez. Hakikat ve insanın varlığına ilişkin özellikler sabittir, değişmez. Kur’an bu hakikatleri indiği dönemin koşullarına ve o günün insanlarının ve dilin verdiği imkanlara uygun olarak yeniden ifadelendirmiş ve o devirde zaten bilinen veya bilinme imkanına sahip olunan şeyleri, anlaşılır olanı, etrafta var olan sonsuz ayetten çıkartılacak delilleri, kendi aralarında anlatageldikleri kıssaları ve tarihi olayları onlara hatırlatarak uyarılarda bulunmuştur. Yaratılış amaçlarına uygun bir yaşam biçimine -sahih bir inanca ve salih ameller işlemeye- dönmeleri için çağrıda bulunmuştur. Tarihteki tüm peygamberlerin silsile olarak birbirlerinin devamı mesajlar getirdiğine dair Kur’an ayetleri de bu düşünceyi desteklemektedir. Yani getirilen ve davet edilen şey yeni olan bir şey değil, önceki peygamberlerin de getirdiği, davet ettiği ama insanlar tarafından unutulan şeylerdir. Unuttukları, gaflete düştükleri için istikametten ayrılarak zulme, günaha, fahşaya, şirke sapmışlardır. Her gelen peygamber birer hatırlatıcı/müzekkir olarak onlara gaflet içinde oldukları hususları yeniden hatırlatmış ve geçmiştekilerin başlarına gelenlerin onların da başına gelmemesi için uyarılarda bulunup öğütler vermiştir.

Bu nedenle din, insanların karşısına bir tavsiye olarak çıkmıştır. Çağrıyı yapan peygamberler zorlayarak, baskı ile bunu kabul ettirmeye çalışma hakkına sahip değildirler. Hatırlatarak, düşündürerek, deliller sunarak, üslubunca tartışarak tebliğ ederler. Müzekkirdirler. Ama asla baskıcı birer zorba değildirler. (88/21) Onlar mesajlarını iletip öğütlerini verirler. Bunun ardından artık dileyen öğüt alır, dilemeyen almaz. (74/55, 80/12, 76/29)

Kur’an’ın Zikretmeye/Tezekküre Teşviki

Kur’an insanları zikre ve tezekküre teşvik eder. Kur’an, sözün ne sonudur ne de başlangıcıdır. Söylenen ve söylenecek olan tüm sözleri ve düşünceleri bitirmek ve son noktayı koymak için inmemiştir. Tam tersine doğru sözün ve düşüncenin önünü açmak için gelmiştir. Bu yüzden düşüncenin önünü açmak için türlü yöntemler kullanır. Pek çok husus üzerinden yürüyen bu yöntemin örneklerinden bazılarını konumuz olan zikirle ilgisi bakımından ele alacağız. Bu örnekler: Zikreden ve tezekkür eden müminlerin övülmesi, zikirden uzak olanların hallerinin sergilenmesi ve zikri/tezekkürü teşvik edici etkili ifadelerin kullanılması örnekleridir.

1) Zikreden/Tezekkür Eden Müminlerin Övülmesi:

Kur’an’da düşünme ve akletmeye ilişkin ayetlerin amacı, muhtelif vesileleri ve delilleri gözler önüne sererek insanların düşünmelerini temin etmek, böylece varoluşlarına dair hakikatleri görüp benimseyerek, yani iman edip hidayete ererek buna uygun bir hayat sürme konusunda iradelerini kullanmaya teşvik etmektir.

Bu amaçla ayetlerde düşünce ve akletme ile ilgili en temel kavramlardan olan zikr ve tezekkür konusunda tavırlarını olumlu kullanan müminlere ilişkin muhtelif örnekler verilir. Onlara zâkir -zikreden erkek- ve zâkire -zikreden kadın- diye hitap edilir. (33/55) Allah zikredildiğinde onların kalpleri, yürekleri ve derileri ürperir, imanları artar. (8/2, 11/114, 39/23) Kalpleri Allah’ın zikrine karşı saygı ve korku ile yumuşar, O’nun zikriyle mutmain olurlar. (57/16, 39/22, 13/28) Zikre dikkatli bir şekilde kulak verirler, öğüdü alırlar, sağırlık ve körlük yapmazlar. (11/114, 25/73) Allah’ın zikrini işittiklerinde hemen secdeye kapanırlar. (32/15) İçten Allah’a yönelirler. (40/13) Ayaktayken, otururken, yan yatarken, sabah ve akşam Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (3/191, 7/205) Ne ticaret, ne alışveriş, ne mallar, ne de oğullar onları Allah’ı zikretmekten alıkoymaz. (24/37, 63/9) Hayatlarındaki istikamet üzere oluş ve doğruluğun nedeni Allah’ı hatırlarından çıkarmamalarıdır. Malla, ticaretle, toplumla, aile ve çevreleriyle ilişkilerinde Allah’ın hatırını/zikrini gözeterek davrandıklarından zulümden, fahşadan, haksızlık yapmaktan, kötülükten, günahtan uzak dururlar. İnsan olmaları hasebiyle unutup da bir hataya düşerlerse, utanç verici bir iş yaparlarsa, kendilerine veya başkalarına bir haksızlık ederlerse derhal Allah’ı hatırlayıp zikrederler, mağfiret için yalvarırlar. Hatalarından geri dönüp tövbe ederler. (3/135) Şeytandan bir vesveseye karşı derhal hatırlarlar ve Allah’ı zikrederek şeytanı uzaklaştırırlar. (7/201)

Zikreden müminlerden bahseden ayetlerde aynı zamanda onların bununla bağlantılı yaptıkları olumlu işler de sıralanır. Örneğin; tevekkül, namaz, sabır, infak, zekat, sadaka verme, hamd, tespih, büyüklük taslamamak, sadakat ve doğru sözlülük, oruç, ırzlarını koruma gibi ameller zikrin sonuçlarının bir tür sergisi gibidir. Zikredenlerin hayatında bu türden ve daha birçok salih ameller ortaya çıkar. Kur’an bunlardan övgüyle bahsederek insanlığı zikretmeye/tezekküre çağırır.

2) Zikretmekten Uzak Olanların Halleri:

Kur’an zikretmeyenleri çeşitli halleri üzerinden zemmeder, onları eleştirir. Çünkü onlar, kendilerine yapılan uyarıları dikkate almazlar, hatırlatılan şeyden yararlanmazlar, ne bir öğüt ne de bir pay alma çabası içine girmezler. Tersine zikirden yüz çevirirler. (5/13-14, 20/124, 21/42, 26/5, 32/22, 37/13, 53/29) Gaflet içindedirler, kalpleri kaskatıdır, kalplerinde perdeler kulaklarında ağırlıklar vardır. (18/28, 39/22-23, 18/57) Şeytan onları sarıp kuşatmıştır. Allah’ı zikretmeyi/hatırda tutmayı unutturmuştur. Tamamen şeytanın fırkası olmuşlardır. (58/19) Hevalarına uyup giderler, işlerinde taşkınlık yaparlar, dünya hayatının aldatıcı süsünü isterler, (18/28) mallara ve oğullara dalıp gitmişlerdir, (63/9) sözleşmelerini bozarlar, ihanet ederler, fısk içindedirler. Zikirden uzaklaşıp harama yönelirler, aralarında düşmanlık ve kin vardır. (5/91) Nifak içindedirler. (4/142) Allah’ın bir olarak zikredilmesine tahammül edemezler, öfkelenirler; Allah’tan başkası zikredilince sevinirler. (39/45) Zikretmedikleri gibi zikredenleri de engellemeye çalışırlar. (68/51) Zikretmedikleri ve zikrin gereği bir hayatı yaşamadıkları için onları bekleyen azaptır. (72/17) Kıyamet günü yaptıklarını bir bir hatırlayacaklardır. Ama bu hatırlamanın onlara sağlayacağı hiçbir fayda olmayacaktır. (35/37, 47/18, 79/35, 89/23)

3) Zikri/Tezekkürü Teşvik Eden Etkili İfadeler:

Öğüt veren peygamberleri uğursuzluk getirmekle suçlayan müşriklere peygamberlerinin cevabı şu oldu: Size öğüt veriliyor da bunu uğursuzluk sayıyorsunuz ha! Uğursuzluk kendinizdedir. Zikretmemenizdedir, haddini bilmeyen bir topluluk olmanızdadır. (36/19)

Uzaktan duman tabakasının görüneceği kıyamet gününde her şeyi hatırlayıp muhasebeye girişenlere Rabbimizin hitabı şöyle olacaktır: Onların şu zikirlerinin artık faydası ne?! (44/13) Benzer bir biçimde hesap görülüp cehennem getirildiğinde düşünüp hatırlayan insana da aynı şey sorulur:Ey tezekkür eden insan şimdi tezekkürün sana faydası ne?! (89/23)

Kur’an’da farklı sahneler ve örnekler üzerinden yapılan bu etkileyici ifadelerin benzerleri zikretmeye ve tezekküre teşvik için bolca tekrar edilir. Bunlarla ilgili örnekler aşağıdadır:

Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz? (7/3, 27/62, 40/58, 69/42)

Tezekkür etmeniz gerekmez mi? (56/62)

Tezekkür etmeyecek misiniz? (6/80, 10/3, 11/24, 11/30, 16/17, 23/85, 32/4, 37/155, 45/23)

Öğüt almıyorlar/zikretmiyorlar. (9/126, 37/13, 74/56)

Zikretsinler, öğüt alsınlar diye, çeşitli açıklamalar yaptık, örnekler verdik. (17/41, 25/50, 25/62)

O, alemler için bir zikirdir. (21/84)

Ancak akıl sahipleri/ulu-l elbab zikreder/ öğüt alır. (2/269, 3/7, 13/19, 14/52, 38/29, 38/43, 39/9, 39/21)

Umulur ki tezekkür ederler. (2/221, 6/152, 7/26, 7/57, 7/130, 8/57, 14/25, 16/90, 20/44, 24/1, 24/27, 2843, 28/46, 28/51, 39/27, 44/58, 51/49)

Zikreden/hatırlayıp düşünen topluluk için ayetleri birer birer açıkladık. (6/126, 16/13)

Zikr/tezekkür kelimesinin Kur’an’daki anlam alanı ve etkili bir dille yapılan teşvikler bu kelimenin akletmenin en merkezi kavramlarından olduğunu göstermektedir. Takva sahibi, ulu-l elbab, haşyet duyan, istekle yönelen her insanın hayatında zikr ve tezekkür vazgeçilmez, sürekli ve terk edilmemesi gereken bir düşünme ve akletme eylemidir. Zikretmek yani Allah’ı hatırda tutarak akıllı bir hayat sürmek, işlerin/ibadetlerin en büyüğüdür. (29/45) Allah’ı, kıyameti, geçmişi, Kur’an’ı zikretmek Allah’la anlam bulan bir hayatı yaşamaktır. Yapılan her işte Allah’ı gözeterek varoluşunu gerçekleştirmektir. Allah’ı var kabul edip de buna rağmen zikri, tezekkürü, akletmeyi terk edenler, Allah’ın varlığıyla yokluğunu bir kabul eden agnostik bir zihniyetin esiridirler. Allah’ı sözle var kabul eden ama iş eyleme ve yaptığı işlerde Allah’ın hatırını gözetmeye, O’nu hatırlayarak yaşamaya gelince, insanların çoğu Allah yokmuş gibi davranmaya başlamaktadır. Oysa ateist bir inkarcı değildirler. Dillerinden Allah’ı eksik etmezler. Ancak kalplerindeki zikir eksik olduğundan; sağırlar ve körler gibi yaşadıklarından, “Allah var mı yok mu bilmiyorum. Bilmek için yeterli imkanım yok!” diyen bir agnostikten farksızdırlar. Oysa yapmaları gereken bilmek için gözlerindeki ve kalplerindeki perdeyi kaldırmak ve kulaklarındaki ağırlıktan kurtuluvermektir de bunu anlayamazlar. Zikirsiz yaşayanlar da aynı onlar gibi kör sağır ve katı kalplidirler. Allah’sız ve anlamsız bir yaşamları vardır. Oysa ilaç bellidir: Gözlerdeki perdeyi kaldırmak, kulaklardaki ağırlıklardan kurtulmak, kalpleri yumuşatmak ve yüreklere Allah’ın zikrini açık tutmak… Böylece zikr ve tezekkür ederek akletmek…

“Biz hiçbir toplumu, kendilerine bir uyarıcı göndermeden helak etmemişizdir. İşte zikr! (Sizi hatırlatıp uyarıyor. ‘Hatırlatmadın ki!’ türünden öne sürecek geçerli bir mazeretinizin bulunmasına rağmen sizleri helak edecek) zalimlerden değiliz.” (26/209)

 

 

[1]  Rakıp el-İsfehani, Müfredat, s.575

[2]  Asım Efendi, Kamus Tercümesi

[3]  Montgomery Watt, Kur’an’a Giriş, s.42

[4]  Musa Bilgiz, “Kur’an’da Zikir Kavramının Anlam Alanı”, Atatütk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı:25 s.217

[5]  Musa Bilgiz, agm, s.216

[6]  Hatırlamak anlamında kullanımlara örnekler: 2/282, 6/68, 12/45, 12/85, 18/63, 20/235, 21/36, 21/60, 40/44, 47/47, 76/1, 79/43

[7]  Şan şeref anlamında kullanımlara örnekler: 94/4, 21/10, 23/71

[8]  Dişinin zıddı erkek anlamında kullanımlara örnekler: 3/39, 3/190, 4/11, 4/124, 4/176, 16/97, 40/40, 49/13, 53/21, 53/45, 75/39, 92/3

[9]  Ramazan Altıntaş, İşlevsel Akıl s.82

[10] Kur’an’da Allah’ı zikretmeyi teşvik eden ayetlerden bazı örnekler: 33/41, 32/41, 73/8, 20/42, 3/41, 26/227, 23/21

[11] İsra 17/46

[12] 1-tevhid, 2-risalet, 3-ahiret, 4-tarih, 5-tabiat, 6-vahiy, 7-ameller

[13] Kur’an’ın veya Allah’tan gelen vahiy ve kitapların zikr olarak isimlendirildiği ayetlerden örnekler: 3/58, 7/63, 7/69, 11/114, 15/6, 15/9, 16/44, 20/99, 20/124, 21/2, 21/24, 21/50, 21/105, 25/18, 25/29, 26/5, 36/11, 37/3, 37/168, 38/8, 38/49, 41/41, 43/5, 43/36, 53/29, 54/25, 57/16, 65/10, 68/51, 77/5

[14] Kur’an’ın tezkire olarak nitelendirildiği ayetlerden örnekler: 20/3, 56/73,69/48, 69/11-12, 73/19, 74/49, 74/54, 76/29, 80/11

[15] Kur’an’ın alemler ve tüm beşer için bir zikr olduğuna dair ayetlerden örnekler: 6/90, 12/104, 68/52, 38/87, 74/31, 81/27

[16] Öğüt ile ilgili örnekler: 29/51, 36/69, 43/44, 50/8, 21/48, 20/112, 7/2, 11/120, 6/69

Check Also

Modernite ve İslamcılık / Nuri YILMAZ

İslamcılık nedir? Kimileri için Müslüman olarak varlığının anlamı, kimileri için soğuk savaş döneminde Müslümanları kullanmak ...

Günümüz Şartlarında İslami Mücadele (İslamcılık) / Nuri Yılmaz

İşe yarayan bir şey insanoğlunun gözünde hep değerli olmuştur. Çok işe yarayan bir şey, çok ...

İslamcılık, İslami Mücadele ve Kur’an / Mehmet Yaşar Soyalan

Giriş Kur’an’da açık bir şekilde dile getirilen Habil-Kabil karşıtlığından da anlaşıldığı gibi insanlığın ilk günlerinden ...