Toplum Mühendisliğinin Yeni Silahı Seçimler mi? / Murat ÖZBAY

Print Friendly, PDF & Email

13.05.2009/Hürriyet- İran’da seçim anketlerinde Ahmedinejad önde

İran genelinde yapılan son kamuoyu araştırmalarına göre muhafazakar aday Ahmedinejad’ın oyu yüzde 58,6’ya yükselirken, en yakın rakibi reformcu aday Mir Hüseyin Musevi’nin oyu yüzde 21,9’a geriledi.

12.06.2009/Hürriyet- Reformculara e-ayar

Bugün cumhurbaşkanını seçecek İran, oy verme işleminin başlamasına saatler kala gerildi. Cumhurbaşkanlığı’nın en güçlü iki adayından ’ılımlı’ Musevi’nin arkasında toplanan ’reformcuların’, “Ahmedinejad sahte oylarla seçilirse sokağa dökülürüz” uyarısına, güçlü Devrim Muhafızları’nın internet sitesinden yayımlanan bir ’e-muhtıra’ ile anında yanıt geldi: “Kadife devrim başlatırsanız, ezeriz.”

13.06.2009/Hürriyet- Ahmedinejad’la 4 yıl daha

Dünya dört gözle bu sonuçları bekledi. Batı’da umut “değişim”den yanaydı. Ama bu sabah umutlar başka bahara kalmış görünüyor. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, seçimle iiktidarı “yeniden yükleniyor”…

15.06.2009/Hürriyet- Tahran’da çatışma başladı

İran’da seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle yapılan gösteriler devam ediyor. Başkent Tahran’da reformcularla, muhafazakarlar çatışmaya başladı.

15.06.2009/Hürriyet- ’Sonuç şaibeli’

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, İran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucunun, “şaibelerle dolu olduğunu” söyledi.

Seçimlerden sonra İran’da yaşanan olaylar, oldukça dikkat çekici idi.

Dikkati hak eden şey iktidar ile muhalefet arasında yaşanan gerilim değildir. Çünkü devrimden sonra İran’da oluşan “İslam Cumhuriyeti” modeli, gerilim ve sıkıntı potansiyelini bünyesinde barındırmaktadır. Bu model, “Devrimci Şii İslami Yorum” olarak tanımlanabilecek tek tip bir düşünceyi temsil etmektedir. Onun haricindeki görüş ve yorumların yönetim kademelerinde temsil edilmesi büyük ölçüde sınırlanmıştır. Farklı görüşler için çizilmiş olan hudutlar, bazı anayasal kurumlar tarafından çok sıkı bir şekilde korunmaktadır. Bu anayasal kurumların ilki velayet-i fakih makamıdır. İran Anayasasının 5. Maddesine göre “12. İmam’ın gayb olması nedeniyle iktidar ve imamet; adil, takva sahibi, zamanın icaplarını bilen, gözüpek, becerikli, tedbirli fakihlerce temsil edilir.” 57. maddeye göre de, “İran İslam Cumhuriyeti’nde egemenlik güçleri: yasama gücü, yürütme gücü, yargı gücü Velayete Fakih’in denetimi altındadır.” Velayet-i Fakih’ten sonra Cumhurbaşkanı ve parlemento şeklinde güç dağılımı devam eder.

Ancak İran siyasi sisteminde yürütme üzerinde etkin role sahip üç organ bulunmaktadır. Bunlar sistemi dini yönden kontrol altında bulunduran; Ulema Meclisi, Anayasa Muhafızlar Konseyi ve Seçici Kurul’dur. Ulema Meclisi: Devrim Rehberi’ni seçme, performansını değerlendirme ve görevden alma yetkisine sahip 86 üyeli meclis, 8 yılda bir halk oylamasıyla belirlenir. Anayasa Muhafızları Konseyi: Görev süreleri 6 yıl olan 12 üyeden oluşur. Üyelerin yarısını Devrim’in Rehberi din adamı olma şartı gözeterek seçer, diğer yarısını ise hukukçu olmaları koşuluyla parlamento atar. Parlamentodan geçen tüm yasalar Anayasa Muhafızları Konseyi’nin önüne gelir. Yasalar hem anayasaya, hem de İslam’a uygunluk bakımından denetlenir. Anayasaya uygunluk, tüm üyelerin oylarıyla belirlenirken, İslam’a uygunluk için ise sadece Devrim’in Rehberi’nin atadığı altı üye karar verir. Bununla birlikte Konsey’in yasa iptal etme hakkı yoktur. Ayrıca ulusal seçimleri denetleme ve seçimlerde aday olanların uygunluğunu araştırmak bu organın görevleri arasındadır. Seçici Kurul: Yasama, yürütme ve yargı erklerini denetleme yetkisine sahiptir. 2005 yılında yetkileri genişletilerek bir nevi Devlet Denetleme Kurulu haline getirilmiştir. Ulusal siyasette önemli konuların kararı aşamasında dini makamlara tavsiyede bulunur. Yasama, yürütme ve yargının başındakiler ile Devrim’in Rehberi’nin atadığı 10 üyeden oluşur. Rejim açısından sıkıntı yaratacak tüm sorunlara çözüm arayan bir uzlaştırma organı olarak tasarlanmıştır. Örneğin parlamento ile Anayasa Muhafızları Konseyi arasında anlaşmazlık konusu olan bir yasa olursa, Seçici Kurul devreye girer. Bu yasaya yeni hükümler koyabilir ya da yeniden düzenleyebilir. Diğer bir deyişle parlamentonun da üstünde bir yasama organı işlevine sahiptir.

İran İslam Cumhuriyeti devlet sistemiyle ilgili vermiş olduğumuz bu detaylara, devletin ideolojisinin nasıl korunduğunu gösterebilmek için girilmiştir. Şu ana kadar gerçekleşen uygulamalarda, anayasal kurumlar tarafından oluşturulan ideoloji duvarının, farklı bir ses tarafından aşılması mümkün olmamıştır.

“Farklı bir ses” deyince hemen akla bölücü, yıkıcı düşünceler gelmesin! Sistem belki bunu da önlüyor ama beraberinde tek tip bir İslam anlayışını dayatıyor. O anlayış ki, tevhid ilkesi çerçevesinde bakıldığı zaman da problemler içermekte, günün ihtiyaç ve problemlerine cevap verme noktasında da yetersiz kalmaktadır. Ve İran, katı ideolojik yaklaşımının da katkısıyla, her geçen gün ekonomik ve sosyal sıkıntılara sürüklenmektedir. Aklı selim sahibi olan insanlar ise bu gidişe dur diyebilmek için yollar ve çareler aramaktadırlar.

Belki de seçimlerden sonra başlayan olaylar, sıkıntıları her geçen gün artmakta olan kesimin tepkisini kontrolsüz bir şekilde ifade etmesine zemin hazırlamış oldu. Keşke böyle başıbozuk ve kimin çıkarına hizmet ettiği belli olmayan bir yöntemle gerçekleşmeseydi ama İran’da oluşan ortam bu duruma açıkça zemin hazırladı.

Fakat başta da ifade ettiğimiz gibi İran’da yapılan seçimlerin dikkatimizi çeken yönü, seçim sonrasında ortaya çıkan olaylardan ziyade, olayların gerçekleşme biçiminin düşündürdükleri/hatırlattıklarıdır.

***

Kasım 2003- Gürcistan: Gürcistan bölgede Rusya ile en çok sorun yaşayan ülkeydi ve Devlet Başkanı SSCB’nin son Dışişleri Bakanı Eduard Şevardnadze, Ruslar tarafından SSCB’yi dağıtmakla ve Batı yanlısı olmakla suçlanmaktaydı. Gerçekten de Şevardnadze Batı yanlısı bir politikacıydı ancak, Batının çizdiği yeni “lider” tiplemesine uymamaktaydı. 2 Kasım’da Batı destekli muhalefetin zorlamasıyla parlamento seçimleri yapıldı. Seçim sonuçlarına göre Şevardnadze, muhalefet liderlerinden Aslan Abajidze ile ittifaka giderek iktidarını sürdürebiliyordu. Ancak Batı’nın desteklediği lider Saakaşvili, hile yapıldığını söyleyerek seçimlere itiraz etti. Kendisini destekleyenlerle birlikte sokaklara çıktı ve parlementoyu bastı. Bunun üzerine Şevardnadze istifa ederek yeniden seçim kararı aldı. 45 Gün sonra yapılan seçim sonuçları ise Saakaşvili’nin zaferini ilan ediyordu. Saakaşvili ve taraftarları, uzun süre kuşatma altında tuttukları parlamentoya ellerinde güllerle girdikleri için Gürcistan’daki devrime “Gül Devrimi” dendi.

Kasım 2004- Ukrayna: Batı destekli Viktor Yuşçenko ve Rus yanlısı Viktor Yanukoviç, 21 Kasım 2004 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldular. Seçim sonucu Yuşçenko’nun 46,69 oy oranına karşılık Yanukoviç’in 49,42 ile seçimleri kazandığı ilan edildi. Yuşçenko Donetsk ve Lugansk bölgelerinde seçime hile karıştırıldığını belirterek taraftarlarından Kiev’de gösteri düzenlemesini istedi. Uluslararası bağımsız gözlemciler de seçime hile karıştırıldığını açıkladılar. Gösterilerin büyümesiyle birlikte parlemento seçimleri geçersiz ilan etti ve tekrarlanan seçimlerin sonucunda, 10 Ocak 2005’te Yuşçenko %51,99 oy oranıyla cumhurbaşkanlığını kazandı. Yuşçenko ve taraftarlarının turuncu kaşkollarla meydanlarda boy göstermesi sebebiyle Ukrayna devrimine “Turuncu Devrim” adı verildi.

Mart 2005- Kırgızistan, Kırgızistan’da 13 Ekim’de yapılan parlamento seçimlerinde muhalefet, sadece birkaç sandalye kazanabilmesi üzerine Askar Akayev’in istifasını isteyerek ayaklandı. AGIT, seçimlere hile karıştırıldığını açıkladı. AB Dış Politika Temsilcisi Javier Solana, Kırgızistan’daki hadiseler ile ilgili olarak Brüksel’de bir bildiri yayınlayarak; “Kırgızistan’daki olayları yakından takip ediyoruz. Parlamento seçimlerinin uluslararası normlara uymaması ve halkı tatmin etmemesi konusunda endişeliyiz. Bu durum ülkede gerilim yaşanmasına neden oluyor” dedi. Kırgızistan’ın güneyinde başlayan gösteriler başkente sıçradı. Kırgızistan’da yaşanan olaylar o kadar hızlı gelişti ki, Kırgızlar devrimlerine henüz bir isim bile bulamadan Devlet Başkanı Askar Akayev ülkeden kaçtı. Kırgız devrimi herhangi bir direnişle karşılaşmadan gerçekleşmiş oldu. Bu tür devrimlerin adını bile belirleyen ve “renkli” isimler takmayı seven Batı medyası Kırgız devrimine önceleri “Lale Devrimi” demeyi yeğledi. Daha sonra Soros’un Kırgızistan’a binlerce metre “sarı bez” gönderdiği yönünde basına haberler sızması üzerine bu defa da Kırgızistan’da gerçekleşen devrim “Sarı Devrim” olarak adlandırılmaya başladı.

“Bu malum halk hareketlerinin hepsi birbirinin kopyası özelliklere sahip… İlk adım seçimden hemen sonra, sandıkta hile yapıldığı iddialarıyla başlıyor ve devreye AGİT’in (Avrupa Güvenlik Örgütü) tarafsız (!) gözlemcileri giriyor. AGİT’ci gözlemciler, kendilerine yakın muhalefet partisi adına çözüm üretip gerekeni yapıyorlar. Hemen ardından ikinci adıma sıra geliyor; sokaklarda operasyonel görev yapacak gençlik gruplarının ve de özellikle kadınların eğitilmesine geçiliyor. Şimdi dikkat; tüm bu halk hareketinin arka planında da genellikle aynı “sivil toplum örgütü” oluyor; ünlü Yahudi yatırımcı Bay Soros’un vakfı. … Soros tarafından finanse edilen ve Amerikan Hükümeti tarafından da siyasi ve diplomatik yollarla desteklenen “Hollywood yapımı renkli devrimler” karşımızdadır. ABD projesiyle radyo, kitap, televizyon, fon, burs ve ödüllerle ülke aydınlarını kazanmaya yönelik faaliyetler başlatıldı. Projeye göre bu çalışmalar “beyinde iktidar kurmak” anlamına geliyordu. Bu politikalar sonucu yeni bir aydın tipi ve yeni liderler yaratmaya çalışan ABD, bir yandan uzun süredir yatırım yaptığı genç liderleri iktidara taşımanın yollarını ararken, diğer yandan hedef ülkelerin iç dinamikleriyle sürekli oynamaya başladı.”[1]

Renkli devrimlerden birisinin daha gerçekleştirilmeye çalışıldığı Azerbaycan’da, muhalefet liderlerinden birisi, devrimlerin nasıl yapıldığına ışık tutacak şekilde şu yorumu yapıyor:

Seçim öncesi ve sonrasında narıncı (turuncu) gömlekler, kravatlarla toplantılar yapanlar içinde benim arkadaşlarım da vardı. Bu arkadaşlar Halk Cephesi kökenlidir. Fakat durum tam bir tiyatroya benziyordu. Ben de bir muhalefet partisinin başkanıyım ama iktidara kimin, hangi yolla geleceğini bilmemiz gerekir. Maalesef o toplantılarda yurt dışındaki güçlerin, ABD’nin ve ona bağlı vakıfların istekleri seslendiriliyordu. ABD, Soros üzerinden ancak birkaç bin kişiye para verip bu halk hareketlerini örgütlüyordu.[2]

İşte 2000 yılı başlarından itibaren dünyada olup bitenlerle ilgili kısa bir süreç…

Bu olaylardaki benzerlikler dikkat çekici değil midir?

Demokratik rejimlerde seçim, halkın kendisini yönetecek lideri ve partiyi seçmesi üzerine, iradesini sandıkta ortaya koymasıdır. Ve bu 20 yy’ın yükselen değeridir, çağdaşlık ve medeniyetin göstergesi olarak kabul edilmektedir. Seçme ve seçilme hakkı öyle bir kutsanmaktadır ki, varlığı ile bütün hak ve özgürlükler var olmaktadır. Öyle yoğun bir propaganda yapılmakta ve öyle methiyeler dizilmektedir ki, toplumlar demokrasiye mecbur ve mahkum edilmektedir. Artık seçimler, yöneticileri belirlemede kullanılan genel geçer bir yöntem haline gelmiştir.

Ama ne görüyoruz?

Halkın iradesini yansıtması beklenen seçimler, yönlendirilebiliyorlar.

Bir ülkenin istikrarına hizmet etmesi gerekirken, dış kaynaklı kaos ve karışıklığın sebebi olabiliyorlar.

Seçimi kaybedenler, seçimler hakkında oluşturulan şüpheler sonucu hem galip hem de demokrasi kahramanı haline getirilebiliyorlar.

Neden?

Demokrasi havariliği yapan güçler, hangi seçimin geçerli olduğunu da kendileri belirlemekte başka bir deyişle menfaatlerine uygun sonuçlanan seçimlere methiyeler dizerken tersi durumlarda hile var diyerek ya da seçim şartlarında eksik ve kusur bularak asıl kendileri hileli yollara başvurmaktadırlar. Demokrasinin gerçekleşme yolu olan seçimleri arzu ettiklerini gerçekleştirmek için bir silaha/argümana dönüştürmektedirler.

Ta ki sandıktan kendi belirledikleri sonuç çıkana kadar.

***

İlginçtir! Ülkemizde de böyle bir deneme oldu. 28 Mart 2008 tarihinde yapılan yerel seçimlerde, muhalefetin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Murat Karayalçın, oy sayımının başlamasından 2 – 3 saat sonra televizyonlarda canlı yayınlara çıkarak, bazı seçim bölgelerinde elektriklerin kesildiği, oyların çalındığı şeklinde yaygara kopardılar. Sandıkların bulunduğu yerlere çöp kamyonlarının yanaştırıldığını, sandıkların değiştirildiğini veya boşaltıldığını söyleyerek, halkı sandıklara sahip çıkmaya davet ettiler. Televizyon ekranlarından olayın veriliş biçimi ve İstanbul’dan, Ankara’dan arka arkaya yapılan bağlantılar, sanki bir “suç üstü” durumu varmış havası oluşturmayı hedefliyordu. “Sandıklara sahip çıkın!” çağrısı ise sokaklara dökülmeye dönük bir davet idi.

Ama neyse ki, rüzgar çabuk geçti. Elektrik kurumundan ve yüksek seçim kurulundan yapılan açıklamalar, muhalefetin iddialarını boşa çıkardı.

Belli ki bu operasyon dış destekli değildi. Dünyadaki gelişmelere özenen muhalefetin (veya Ergenekonun) kendi tertiplediği bir plandı. Ve tutmadı.

***

İran’daki seçimlere bir de bu yönden bakmak, SEÇİMLER konusuna bir de bu yönden dikkat etmek gerekiyor.

Toplum mühendislerinin yeni silahını fark etmezsek; “halk iradesi” yoluyla çözülmesi beklenen yönetim sıkıntıları, bakarsınız bambaşka bir tabloyu ortaya çıkarıvermiş!

 

 

[1] Güler Kömürcü – Akşam gazetesi, 29 03 2005

[2] Sabir Rüstemhanlı (Azerbaycanlı ünlü şair, yazar, milletvekili ve Vatandaş Dayanışma Partisi Başkanı) ile röportaj.

 

Check Also

Atasoy Müftüoğlu İle “Dergiler ve Dergicilik” Üzerine / Metin YILMAZ

SORU: Türkiye’de İslami dergiciliğin oldukça uzun bir geçmişi var. Siz bu uzun geçmişi bir değerlendirmeye ...

“Kur’an’ı Yeniden Okumak” DOSYASI Üzerine / İslamiYorum

İlk sayımızın ana konusunu ‘Kur’an’ı Yeniden Okumak’ olarak seçtik. Bu başlıktan ne anladığımızı ortaya koymak ...

Kur’an’ı Yeniden Okumak / Yusuf İMAMOĞLU

Kur’an’ı okumaktan kast edilen şey, herhangi bir kitabı okumak gibi değildir. Kur’an, insan hayatının hidayet ...